Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla !!!
Wake Up, Freak Out – then Get a Grip (Türkçe) from de scape on Vimeo.
Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Herkesin izlemesi lazım diyerek sizlerle paylaşıyoruz. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir.
Açık radyo – Londra
18 Ekim 2008, Cumartesi
Bu artık kutup ayılarıyla ilgili bir şey olmaktan çıktı. Şu anda bizzat medeniyetin geleceği sallantıda.
Öyle anlaşılıyor ki, bugüne kadar, iklim değişikliğinin gelecekte ne gibi etkileri olacağını hesaplarken, tablonun çok önemli bir parçasını gözden kaçırmışız. Ve gene öyle anlaşılıyor ki, dünyanın iklim sisteminde bir devrilme noktasına varmamız, neredeyse bir an meselesi! O kadar tehlikeli yani. Devrilme noktası derken, artık geri dönüşü olmayan noktayı kastediyoruz; öyle ki, artık o noktadan sonra gerçekten fecî şeyler olması kaçınılmaz.
Şöyle düşünelim: Son üç milyon yıldan beri gezegenimizin iklimi, mutlaka iki kararlı denge halinden birinde bulunmuş. Güneş ışınımlarındaki küçük değişmeler, bizi ya ona ya da ötekine itecek enerjiyi sağlamış. Daha serin çukurda olduğumuzda gezegen bir buzul çağına girmiş oluyor; daha sıcak çukurda olduğumuzda da gezegenin iklimi, şu an içinde yaşadığımız iklime çok yakın birşey oluyor. İnsanlık tarihinin tamamı da böyle bir iklimde geçmiş zaten.
Sorun şurada ki, fosil yakıtları kullanma tarzımız, bizi o küçük kararlı çukurumuzdan çıkarıp gitgide daha uzağa, şu tepenin öbür taraftaki yamacına doğru itip duruyor. Devrilme noktası da, tepenin doruğunu aştığımız nokta oluyor: o noktadan sonra gezegenimizi çok daha sıcak bir yer olmaya doğru itmemize gerek kalmıyor artık; o kendi başına oraya doğru yuvarlanıp gidecek zaten. Devrilme noktası, iklim sistemlerinde mevcut olan bir dizi artı geri besleme mekanizmasından kaynaklanıyor: bu mekanizmalar da insan yapısı ısınmanın etkilerini çok güçlendirerek iklim değişiminin her türlü denetimin dışına çıkmasına yol açıyor.
Mekanizmalardan birincisi, Albedo Etkisi. Beyaz yüzeyler güneş ışınlarını koyu renkli yüzeylerden çok daha fazla geri yansıtır; dolayısıyla, sera gazlarından kaynaklanan küresel ısınma buzlarla karları erittikçe, geride lacivert okyanuslarla koyu renkli karalar bırakır. Yeni açığa çıkan bu koyu yüzeyler şimdi daha fazla güneş ışını emerek daha fazla ısınmaya yol açar, bu ısınma da daha fazla buz ve kar erimesini beraberinde getirir ve bu böyle sürüp gider.
İkincisi, su buharı.Yoğunlaşmış su buharı aslında karbondioksitten daha önemli bir sera gazı. Gerçekte biz çok fazla su buharı salımda bulunmayız, ama gezegen ısındıkça buharlaşma oranı artar, nem seviyesini yükseltir ve Dünyanın termal (ısıl) battaniyesini kalınlaştırır; bu da ısınmayı büsbütün artırır, sıcaklık artışı da buharlaşmayı artırır vesaire vesaire…
Üçüncüsü, CO2′nin emilim süreci. Normalde her yıl insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 salımlarının yarısı kadar bir miktar, ormanların, planktonların ve bizzat okyanusun bir bileşimi tarafından yeniden emilime uğrar. Ne var ki, okyanus yüzeyi, içinde çözülüp eriyen CO2 yoğunluğundaki artış yüzünden gitgide daha asitli bir hale gelmektedir. Aynı zamanda okyanus yüzeyindeki su sıcaklığı da yükselmekte, bu yüzeye gitgide yayılan sıcak, asitli bir katman oluşturmaktadır. Bu katmansa, CO2′nin atmosfere karışmasını engelleyen planktonların kökünü kazımaktadır. İşin daha da kötüsü, sıcak su, soğuk sudan daha az CO2′yi içinde barındırır ve dolayısıyla, ısındıkça, daha önce emmiş (absorbe etmiş) olduğu CO2′nin bir kısmını da atmosfere salıvermeye başlar.
Dördüncüsü, karadaki yutaklar. Tıpkı denizlerdeki ekosistemler gibi karadaki eko sistemler de normalde karbon yutağı olarak işlev görür: bitkiler atmosferden karbon çekip bunu kendi büyümeleri için kullanırlar. Ne var ki, ısındıkça bu ekosistemlerin dengesi bozulur; bitkiler CO2′yi emme konusundaki etkinliklerini gitgide yitirirlerken, topraktaki mikro organizmalar da CO2 salımı konusunda gitgide daha etkin hale gelirler – ve böylelikle, ekosistem bir bütün olarak karbon yutağı olmaktan çıkıp bir karbon kaynağına dönüşür. Sonuçta, sıcaklık artıp yağmurlar azalınca, orman yangınları da söndürülemez hale gelir. Ormanda depolanmış tüm karbon duman olup atmosferdeki sera gazlarına eklenir, bu da küresel ısınmayı artırır, ısınma ise karbon yutaklarının etkinliğini büsbütün azaltır ve bu böyle gider.
Beşincisi, metan. Sibirya’da, Fransa ile Almanya’nın toplam yüzölçümü (ya da Türkiye’nin yaklaşık 1,5 katı) büyüklüğünde bir alanda donmuş turbalık (tundra) erimekte; o eridikçe muazzam miktarlarda metan açığa çıkmaktadır. Metan, atmosferdeki ömrü kısa olan bir sera gazı olmakla birlikte, küresel ısınma üzerindeki etkisi, karbondioksit etkisinin 20 katıdır. Ne kadar metan açığa çıkarsa, ısınmaya o kadar büyük katkıda bulunmakta, permafrost denen sürekli donmuş tabaka ne kadar çok erirse, o kadar çok metan açığa çıkmaktadır.
Ne yazık ki, devasa donmuş metan depolarını barındıran tek yer kuzey kutbundaki tundra değildir. Dünyanın dört bir yanında deniz tabanının altında, donmuş kristaller halinde pusuya yatmış bekleyen 10 trilyon ton metan bulunduğu hesaplanmaktadır. Okyanus sıcaklığını yeterince artırırsak – ki, hangi miktarın yeterli olacağını dünyada bilen kimse yok – bu depolanmış metanın âniden atmosfere salıverilmesini tetiklemiş olacağız. Bu olay son defa meydana geldiğinde, yeryüzü sıcaklığı birdenbire 10 derece yükselmişti.
İşte bunlar, küresel iklim sisteminin neden bir devrilme noktası bulunduğunu izah eden geri besleme mekanizmalarından bazıları. Sistem içindeki her bir geri beslemenin kendi iç devrilme noktası mevcut. Ve, iklim değişikliklerini öngören modellerde eksik olan da işte bu: yani, unsurların birbirini karşılıklı olarak güçlendirip pekiştirdiği bu karmaşık sistemin içerisindeki ilişkiler modellerde yer almıyor.
Şimdiye kadar dünyanın sıcaklığını yalnızca 0.8 C derece artırdık. Ama, salımlarla sıcaklık artışı arasında 40 ya da 50 yıllık bir gecikme olduğundan, halihazırda atmosferde bulunan emisyonların, önümüzdeki birkaç on yıl içinde dünya sıcaklığını 0.6 C daha artıracağı kesin. Bu ise bizi kolayca tepenin doruğuna çıkarabilir, hatta tepeden aşırabilir bile.
Bu kritik eşiği aşarsak, dünyada sıcaklıklar 6 derece kadar fırlayabilir.
Böyle birşey olursa eğer, doğal âlem büyük bir kitlesel yıkıma uğrayacak, halihazırda gezegeni paylaştığımız bitkilerle hayvanların büyük çoğunluğu yeryüzünden silinip gidecek – ama aynı zamanda, dünya ekosistemleri eriyip giderken, etrafta çok daha fazla fare, sinek, hamamböceği ve sivrisinek kol geziyor olacak.
Yağış dağılım şekilleri değiştikçe, buzulların beslediği ırmaklar kurudukça, yükselen deniz seviyeleri yeraltı su kaynaklarını tuzladıkça, insanlığın gezegene vurduğu ilk darbe, içme suyuna erişimin hızla ve keskin şekilde azalması şeklinde tezahür edecek. Tarım ürünleri azalır, ormanlar yanıp gider, çöller genişleyip durur, sahil bölgeleri de sürekli sular seller altında kalırken, milyarlarca insan da pılını pırtısını toplayıp, başka yerlerde rızkını aramaya çıkacak.
Ama nereye gidecekler ki?
‘İnsanlık’ bunun da altından kalkabilir. Ama, Britanya gibi hâlâ yaşanabilir kalan ülkelerde, arta kalan kıt kaynakların çoğunun, bu yaptıklarımızdan dolayı artık kendi ülkelerinde barınma imkânı kalmamış olan aç biilaç milyonları dışarıda tutma savaşı için kullanıldığı bir dünyada ‘insanlığın’ ne gibi bir anlamı kalmış olabilir ki? Dünya tepeden tırnağa silahla dolup taşıyor. Gezegen üzerinde her yedi insan başına bir ateşli silah düşüyor. Bugün hayatta olan muazzam sayıda insanı yeryüzünün destekleme kapasitesi giderek düşerken, huzur içinde yatağımızda ölme şansımız da düşüyor.
Peki, tamam, şimdi de iyi haber geliyor: Bunların hiçbiri, kaçınılmaz bir kader değil – henüz.
Paniğe kapılmanın, umutsuzluğa düşmenin zamanı değil şimdi. Şimdi harekete geçmenin zamanı – hâlâ olanağımız varken. Şunu artık farketmemiz şart: Önümüzdeki kısacık zaman içinde hükümetlerin ve şirketlerin bu büyük tehlikeye cevap vermeye muktedir olup olmadıkları, koca bir soru işaretinden ibaret. Gerek hükümetlerin, gerekse şirketlerin önlerinde 20 yıl vardı – ama bunu çarçur etmediklerini gösteren tek bir işaret bile yok ortada. Bunun tek sebebi de şu: Onlar, kısa vadede sınırsız ekonomik büyümeyi, yeryüzünde insan hayatının devam etmesinden önde tutan bir öğretiye sonuna kadar sadık kalıyorlar. Oysa, sera gazı salımlarını bilimin gösterdiği çerçeve iç inde azaltmak için ne yapmamız gerektiği konusunda bir esrar perdesi yok önümüzde. Yapmamız gereken, tüketimi azaltmak. Bu kadar basit işte.
Ama, metaların ve enerjinin mütemadiyen artarak tüketilmesi esasına dayalı bir toplumda daha az tüketim, düşünülemez bile.
Kimse bütün soruların cevaplarını bilemez elbette, ama bunun önümüzdeki yegâne hayat tarzı olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu hayat tarzının hepimizi ortadan kaldıracağı neredeyse kesin bir gerçeklik olduğuna göre, bazı alternatifleri âcilen gözden geçirmemizde sonsuz yarar var. Bugün şurası çok açık ki, iklim değişikliğine karşı savaşı fiilen kazanabilmemiz için, her birimizin kendi yaşam tarzında köklü değişiklikler yapmak da yeterli olmayacak. İhtiyaç duyduğumuz değişimleri önlemek için ellerinden geleni asla artlarına koymayacak olan o çok kudretli yerleşik çıkarlara da bilfiil karşı durmak zorunda kalacağız. Basit birer tüketici olmanın ötesine geçmek zorundayız.
Eşi benzeri görülmemiş bir dönemden geçiyoruz. Denetimden çıkmış küresel ısınmanın önüne geçmek, tüm insanlık tarihinin en önemli biricik görevi – ve bu görev bizim omuzlarımıza kaldı. Bunu biz omuzlamazsak, hayatımızda başarmak için uğraştığımız her şey ya yerle bir olacak ya da tüm anlamını kaybedecek. Bizden önceki kuşaklar bu sorun hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bizden sonra gelecek olanlarınsa bu konuda hiçbir şey yapmaya güçleri yetmeyecek. Bize gelince, bizim hâlâ biraz vaktimiz var! Ama, hemen harekete geçsek iyi olur.
NOT: Bu filmin daha çok kişiye ulaşabilmesi için bir kampanya başlattık. Forumda bununla ilgili biligilere ulaşabilirsiniz.http://www.serbestyazarlar.com/?page_id=373&wpforumaction=viewforum&f=3.0

Sevgili Loe Murray’dan konuya gösterdiğimiz hassasiyetten ötürü serbest yazarlar platformuna bir teşekkür mesajı iletildi. Konuya yakın ilgisini gösteren okurlarımıza veyazarımız sayın Arzu Eylem’ e bu bilgiyi iletmekten mutluluk duyuyorum.
Elinize Sağlık .
Ben filmi izledikten sonra ..
Hem böyle bir film hazırladığı için teşekkür etmek amacı ile ,
hem de filme -filmi tercüme edip – Türkçe altyazı eklenirse
bu filmin daha fazla insana ulaşabileceği düşüncemi kendisine aktarmak
ve de bunu yapabilmek için izin almak amacı ile Leo Murray ile irtibata gectim .
Kendisi de yapılmışı var diyerek bana bu adresi iletti
Ve böyle bir şeyin yapılmasına çok sevineceğini ve filmin altyazılı bir kopyasını da kendi sitesine yükleyeceğini söyledi .
Eğer izin verirseniz , Sayın Ömer Madra nın çevirisini bu yapmak istediğim altyazıda kullanmak istiyorum .
Saygılar . .
Sevgili Erdinç Yılmaz,
Çeviriyi alt yazı halinde filme eklemek, filmin daha çok izlenirliğini arttıracağından, bence bunun yapılmasında sakınca yok. Yapımcısı da onay verdikten sonra…
Script Sn Ömer Madra’ya ait olduğu için, bir şekilde onun adının geçmesi, sanırım hoş olur, yapılmasının olumlu olacağı görüşündeyim
Emekleriniz ve o güzel düşünceniz için, sizi tebrik ederim,
Saygılarımla
Serbest Yazarlar Platformu adına,
M.A
http://vimeo.com/2316052
Sevgili Erdinç Yılmaz,
Size emeğinizden ve katkınızdan dolayı çok çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok değerli bir çalışmanın pek çok insana ulaşmasını sağladınız. Sağolun:)
Saygılarımla
Devrilme noktası tüyler ülpertici…
Hazırlayan arkadaşlara emekleri için teşekkürler,tebrik mesajı için de sizleri kutluyorum.
Durugörür blogunda gördük ilk olarak ve izninizle blogumuzda yayınlamak istiyoruz…
SAygılar…
Çok teşekkür ediyorum bu paylaşım ve bilgi için. Hemen blogumda yayınlıyorum. Saygılar!
Sevgili royalrojana, Emrah Atik, Pandora,
Asıl ben duyarlılığınız için Serbest Yazarlar Platformu’ndaki arkadaşlarım adına ve Leo Murray adına ( ki kendisine bu çabamızı ileteceğiz) teşekkür ediyorum,
Sevgiler ve Saygılar
Yazıyı kendi blogsayfamda ve Milliyet Blog sayfamda hiçbir ekleme ve değişiklik yapmadan yayınlamak istiyorum. Yalnız Milliyet Blogda video ekleme şansım olmadığı için videonun linkini verebilicem. Bilgi ve paylaşım ve duyarlılığınız için çok teşekkürler… sevgiler…
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=146296
bilginize…
Leo Murray’den filme destek veren arkadaşlara gelen teşekkür mesajı:
Hi Arzu,
I’m absolutely delighted! Can I ask you to link to my own website as well? Because then I can keep track of the numbers of people who are watching the film; if you only use Erdinç’s translation straight from Vimeo I will not be able to see this.
I’d like to thank you all for your support, especially whoever translated the script first, and Erdinç Yılmaz who has been a great friend and spent a long and difficult time adding the subtitles. I will get his Turkish version embedded on the Wakeupfreakout.org site some time today. I’ll email you both when I have done it
In solidarity
Leo
(Leo özetle;
Girişimimizden mutlu olduğunu, sitesine filmin türkçe altyazılı halini, yani bu sayfanın linkini vermek istediğini, türkçe versiyona böylelikle başka insanların da ulaşabilceğini söyleyerek Ömer Madra’ya ve Erdinç Yılmaz’a sevgilerini iletiyor, Emekleri için. İlgimize ve bu filmi sitesine ekleyenlere teşekkürlerini sunuyor. Dayanışma içinde olduğunu söylüyor)
Hep beraber cok guzel bir is yaptik diye dusunuyorum. Herkese duyarliligindan dolayi kutluyorum. Saygilarimla
Çok güzel bir video olmuş, alt yazı ile birlikte daha çok kişiye ulaşabilecek olması da çok çok iyi. Ben de sitemde yayınladım.
[...] FİLMİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ [...]
[...] Film metninin Türkçe çevirisi : http://www.serbestyazarlar.com/?p=504 [...]
Merhaba Çalışmalarınınız heyecenla izleyip yorumlarınızı ve hep bir elden dünyayımızın geleceğini düşünerek yaptığınız elbirliği ne ben de katılmak istiyorum. Ben digital paylaşımı bir adım daha ileri götürmek istiiyorum.Filmi bu haliyle internetden izleyebileceklerin dışında kalanlara, yada gönderilen e- postaları bir çırpıda okumadan silenlere veya web ortamından uzak olan kişilere ulaştırabilmek bir dürtü de onlarda yaratmak amacı ile okullarımızda çok amaçlı salonlarda gösterime almak istiyorum .Filmi nereden ve nasıl indirebilirim.yardımcı olursanız sevinirim. Yapmış olduğunuz Çalışmalara gönülden teşekkür ediyor selam ve sevgilerimi iletiyorum
Safranbolu lisesi
Müzik eğitimi Öğretmeni
Arkadaşlar Filmi sitesinden AVI olarak indirim linki verilmiş teşekkürler
Duyarlılığınız, paylaşımınız ve içimizi ısıtan katkınız için biz teşekkür ederiz Olgun Duyar,
Sevgilerle
[...] Wake Up, Freak Out – then Get a Grip (Türkçe) from de scape on Vimeo Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filminin Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir. Ömer Madra’nın çeviri metnine buradan ulaşabilirsiniz: Serbest Yazarlar Platformu [...]
[...] Yazarlar Platformu yazarlarından Arzu Hanım’ın siteye eklediği bir yazı sayesinde haberim oldu Leo Murray’ın iklim değişikliği ve tehlikenin boyutları [...]