Kod adi kuresellesme

Türkiye’nin Demokrasi Fırsatı

Ali

Şu anda Türkiye, siyasi tarihinin çok önemli bir dönemecinde bulunmaktadır. İçinde bulunduğumuz birkaç sene içerisinde yaşanacak gelişmeler, Türk toplumunun ve siyasetinin önümüzdeki onyıllardaki kaderini belirleyecektir. Yaşanan bu değişimin ekseni ise demokrasidir. Eğer doğru aktörler doğru zamanda doğru kararları verirse önümüzdeki onyıllarda Türkiye demokrasi ve adalet bakımından şaşırtıcı bir şekilde ilerleyecektir. Fakat eğer şu anki fırsatlardan istifade edilmezse ite kaka ilerlemeye ve gerginliklerle yüzleşmeye uzun süre devam edeceğiz.

Son birkaç senedir ve özellikle son aylarda yaşanan demokratik değişimlerin bize anlattığı Türkiye tablosu şu şekildedir. Öncelikle, demokrasinin orta sınıfa bağlı olduğu teorisini doğrular bir şekilde son on senede yükselen muhafazakar bir orta sınıf ve onların demokratik haklar talebiyle karşı karşıyayız. Burada benim de katıldığım yaygın bir argüman, bu yükselen sınıfın demokrasiyi yalnızca “kendileri” için istiyor olmaları, başkalarına gelince umursamaz, hatta tutucu olduklarıdır. Fakat bunun böyle olması kaygı verici değil gayet doğaldır; çünkü genel olarak demokrasilerde her grup, kendisinin ve ittifak içinde olduğu diğer grupların hak ve menfaatlerini savunur. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur, Fransız devriminde bile devrim sırasında omuz omuz mücadele eden burjuvaziyle proletarya devrimden sonra ayrılmış, karşıt çıkarları sebebiyle birbirlerine düşman hale gelmişlerdir. Bu sebeple ülkemizde talep ettiği haklar doğrultusunda baskı yapma gücü ve özgürlüğü kısıtlı olan ezilenlerin (işçiler, azınlıklar, marjinalize olmuş gruplar) haklarını yükselen bir burjuvazinin savunmasını beklemek, en hafif deyişle saflıktır.

Türkiye’de gerçekleşmekte olan demokratikleşme tablosunun diğer iki daha az önemli sebebiyse uluslar arası rüzgarın Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde esmesi ve AKP’nin sert ve ödünsüz muhaliflerine ve DTP’ye karşı taban genişletme çabasıdır. Bu iki sebep de mevcut demokratikleşme fırsatının oluşmasına yardımcı olsa da yukarıda bahsedilen birinci sebep olmasaydı tek başlarına yeterli olamazlardı.

Sonçta mevcut tabloya göre AKP, merkeze oturmuş, toplumun büyük bir kısmının desteğini veya bilinçli bilinçsiz onayını almıştır. Fakat uzun vadede AKP, tek başına Türkiye’nin demokratikleşme sürecini devam ettiremeyecektir. Bunun sebebi ise, AKP’nin de eninde sonunda kendine ait bir ideolojisiyle tabanının olması, ve aldığı “sol” rollerinin konjonktürel ve taktiksel olmasıdır. Ayrıca güçlü bir rakibe sahip olmayan tek partili rejimlerin demokratik açıdan zayıf olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir.

Burada gerekli olan, temel demokratik değerlerde uzlaşmış, fakat tabanı farklı olan demokratik sol bir partinin AKP’yi dengelemesidir. Demokratik açılımların demokratik bir Türkiye yaratması ve Ergenekon davasının esas amacı olması gereken derin devletin tasfiyesinin gerçekleşmesi için ister muhalefet olsun ister iktidar, AKP’ye demokrat sol bir alternatif olacak güçlü ve tabanı geniş bir parti gerekmektedir. Şu anki muhalefet oyunun kuralları diyebileceğimiz temel demokrasi değerleri konusunda bir uzlaşmaya varmış olmaktan oldukça uzaktır.Özellikle CHP, sahip olduğu dar tabanın çıkarlarını savunmada derin devleti ve askeri müdahaleleri desteklemek gibi oyunbozanlık diyebileceğimiz taktiklerle başvurmaktadır.

Gelelim yeni bir sol hareketin oluşma koşullarına. Mevcut tabloya göre Türkiye’de sol uçta ideolojik bir bölünme, merkez solda ise bir boşluk söz konusudur. Sol uçtaki bölünmenin bir kampında ülkedeki yarı demokratik rejimde yapılan bütün açılımları reddedip tehlikeli olarak addeden TKP gibi partiler, diğer kampında ise bu sürece hiç olmazsa taktiksel açıdan olumlu yaklaşan veya ses çıkarmayan, Taraf Gazetesi ve DSİP gibi partiler etrafinda birlesmis gruplar vardır.

Merkez soldaki boşluğun ise çok fazla sebebi olmakla birlikte en önemli sebepler CHP’nin demokratik sol ihtiyaçlara cevap veremeyecek durumda olması, sol tabanın kendi içinde bölünmüşlüğü, bu bölünmüş grupları toplayacak tek bir partinin olmayışı, ve yüksek seçim barajının bu grupların ayrı ayrı meclise temsilci sokmasını imkansıza yakın hale getirmesidir.

Fakat bu günlerde merkez soldaki boşluğun dolmasını sağlayabilecek bir “fırsat penceresi” yavaş yavaş açılmaktadır diyebiliriz. Öncelikle, açıklanan demokratik açılımlar uygulanır ve devamı gelirse, toplumun çeşitli kesimlerin seslerini ve taleplerini korkmadan duyurabileceği bir güven ortamı yaratılacaktır.

Buna ilaveten CHP’nin demokrasi ve sosyal adalet taleplerine cevap vermeye ilgi ve alakasının kalmadığı, her geçen gün daha geniş kesimler tarafından fark edilmektedir. Onur Öymen’in mecliste Dersim’le ilgili sözlerine gelen tepki ve geçtiğimiz günlerde İstanbul’da çok geniş katılımla düzenlenen “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık” mitinginde CHP’nin sönüklüğü ve geleneksel tabanı olan Alevilerden gördüğü ilgisizlik bunu doğrular niteliktedir.

Bu durumda Türkiye’de yeni bir sol hareketin sahip olması gereken en temel ve etkin stratejisi geniş bir taban hedefleyip ittifaklar kurmak, Aleviler, Kürtler, emekçiler, ve marjinalize olmuş diğer kesimleri bir çatı altında toplamak olmalıdır. Bölünmüş ve çoğunluk karşısında güçsüz kalmış azınlıkların geniş ittifaklar kurmaları bütün dünyada gözlemlenen ve genelde başarılı olmuş bir fenomendir.

Bu şekilde oluşacak bir hareket, kendi geniş tabanının talepleri doğrultusunda demokrasi kavgası verecek, meclise girse de girmese de AKP’nin karşısında bir rakip olacak, AKP’nın açılım yoluyla almaya çalıştığı oyları bünyesine geçirmekle tehdit edecek, böylece bir “demokrasi yarışı” başlatacaktır. Bu oyları kaybetmek istemeyen AKP daha fazla taviz vermek zorunda kalacak, vermezse de oylarının bir kısmını bu yeni harekete kaptıracaktir. Bütün bu süreç de galibi kim olursa olsun Türkiye’nin demokratikleşmesine büyük bir katkıda bulunacaktır.

Bütün bunlar için şu anda yapılması gereken şey bu fırsat penceresinin iyi değerlendirilerek çeşitli gruplar arasında ittifak kurulması ve 2011 seçimlerinden önce bir partinin oluşturulmasıdır. Bu partiye mevcut parti ve hareketler de dahil olabilmelidir ve olmalıdır. Bu şekilde gerçekleşecek bir oluşum ister başarılı olsun ister olmasın, ülkemizdeki demokrasi ve adalet talebini büyük bir boyutta dile getirmesi sebebiyle Türkiye demokrasisi için büyük bir kazanım olacaktır.

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

10 Yorum Var “Türkiye’nin Demokrasi Fırsatı”

  1. Yasemin Altun

    Merhaba Ali,

    Bu gün yaşadığımız bu kamplaşmayı, burjuva iç savaşı olarak görmek gerekir. Bu savaşın karşısında durabilmek için ezilen tarafların (işçilerin, emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin) oluşturduğu bir üçüncü cephe gerekiyor. Ve fakat bu üçüncü cephe büyük bir çoğunluğu oluşturan AKP tabanını da içine almadığı sürece gerçek bir demokrasi cephesi olamayacaktır. Senin AKP’ye karşı koyduğun demokratik sol bir parti bu kesimleri dışında bırakıyor. Ve politik karşıtlığını AKP karşıtlığı üzerinden koyuyor.Oysa yıllardır (AKP iktidarına kadar) rejimin baskı ve katliamlarına maruz kalan aleviler, devlet ideolojisinden bağımsız olmamış olan CHP’de toplanarak, demokratik solculuğu sünni karşıtlığına indirgemişlerdi. AKP’nin liberalizme hizmet edecek bu açılımları aslında ezilen kesimlerinde kendisini, duruşlarını yeniden gözden geçirmesini sağlıyor. Senin de söylediğin gibi önümüzdeki yıllar çözülmelere gebe. Alevilerin, Kürtlerin ve emekçilerin talepleri AKP’yi bu süreçte sıkıştıracaktır.Bu gün ihtiyacı duyulan demokratik sol “türban özgürlüğü”nü de savunabilmelidir. Aksi takdirde dindar orta sınıfları eleştirdiğin pozisyona düşülebilir. Bu da mevcut çatışmanın devamı anlamına gelir.

    #1712
  2. Ali Sökmen

    Merhaba Yasemin,

    Dikkat edersen ben yazimda emekciler, Aleviler ve Kurtler bu bahsettigim partinin ana tabani olmalilar demistim. Bu bahsettigim parti AKP karsiti bir parti degil, AKP’nin alternatifi bir parti olmalidir, ve tabani AKP’nin su aralar el atmaya calistigi, CHP’nin kaybettigi emekci-Kurt-Alevi uclusu olmali. Buna ilaveten toplumun diger marjinalize olmus kesimlerine de acik olmali tabii ki. Turban ozgurlugu konusuna da hak veriyorum. Hatta boyle bir partinin bu degisimi AKP’den daha rahat yapmasi muhtemel. Siyaset lteraturunde bu tarz eylemleri muhafazakar Nixon’un komunist Cin’e giden ilk Amerikan baskani olmasiyla karsilastirirlar. O kadar sembolik bir sey ki bunu ancak “karsi taraf” yapabilir.

    #1713
  3. Atilla Doğan

    Merhaba arkadaşlar,

    Bence bu toprakların temel aktörleri; Dindar müslümanlar, Aleviler (Kürt-Türk-Arap) ve Kürtlerdir. Bu sosyolojik aktörler bugün AB’den ve dünyadan esen libaral rüzgarların etkisindeler. Bu unsurlar ayrıca yıllardan beri ayrı kulvarlarda mücadele yürütmektedirler. Sürdürülen bu mücadeleye liberal akımın temsilcileri içinde bulunduğumuz bu konjontürde kendi düşüncelerine göre biçim vermeye çalışmaktadırlar. Sosyalizm geri çekilmiş ve dağınık bir pozisyondadır. İşçi sınıfı mücadeleci sendikal örgütlenmeden ve siyasi partisinden yoksundur. Hem ideolojik hem de örgütsel olarak diğer ezilenlerin(dindar müslümanların, Kürtlerin, Aleviler ve azınlıkların)sorunlarına da el atması gereken işçi sınıfı, tarihsel bu görevini maalesef bu topraklarda yerine getirememektedir. Bu görevi liberal, pragmatist ve dindar müslüman olan bir burjuva partisi AKP yerine getirmeye çalışmaktadır. Fakat toplum nezdinde bu pratik sorgulanmaktadır. Acaba AKP takiye mi yapıyor diye? Bu yüzden herkesin özgürlüğünü talep edecek hareket bir yanı ile AKP’yi icraata zorlamalı bir yanı ile de bütün özgürlüklerin tam olarak kapitalizm ortadan kalkmadan elde edilemeyeceğini vurgulamalı ve bu düzlemde politik faaliyetini yürütmeli, Alevi, dindar müslüman ve Kürtlerin taleplerini siyasi bir programda birleştirmelidir.

    Sevgilerimle…

    #1714
  4. Yasemin Altun

    Tekrar Merhaba Ali,

    Aslında çok önemli bir tartışmayı açmış bulunuyorsun.O da yıllardır kendisini CHP çatısı altına gizlemiş olan Alevilerin “şeriat” korkusu. Bu korku sosyalist Alevilerin bile derinliklerinde yatıyor. Sanırım bu yüzden benim önerdiğim, içinde AKP tabanının da (hiç marjinal olmayıp, içlerinde işsizler, emekçiler, yoksullar, kadınlarla oldukça etkili bir seçmen kitlesi)bulunduğu bir demokratik yapının oluşması için Alevilerin özveri göstermelerini bekleyemeyiz.Bu açılım süresince kısmi de olsa bu kilidin anahtarı AKP’nin elinde bulunuyor. AKP’nin atacağı somut her adım, Kürtlerin, Sünnilerin ve Alevilerin arasında devlet eliyle oluşturulmuş ve beslenen ön yargıları kıracaktır. Bu kısmi gelişme bile bu topraklarda özlediğimiz işçi sınıfının birliğini sağlayabilir. Alevi-Kürt-Sünni emekçiler birlikte bir mücadeleyle AKP’yi zorlamalıdır. Bu mücadele içinde birbirlerine karşı önyargıyı kırabilirler. O zaman bu parti yalnızca CHP’den kopan Alevileri kazanma kaygısı taşımayıp, AKP’nin tabanını da kendisine çekmelidir.

    Sevgilerle.

    #1716
  5. Ali Sökmen

    Merhaba Yasemin,

    Alevilerin korkularina yabanci oldugumdan bu konuda bir sey diyemeyecegim, fakat ben Alevi olsaydim benim esas korkum seriat olmazdi, cunku seriati bir hayal olmaktan bile uzak goruyorum bu ulkede. Benim korkularim: 1. Acilim adi altinda asimile edilmek, 2. Sivas ve Maras gibi yakin gecmisin travmatik olaylarinin yeniden nuksetmesi olurdu. Ve bana oyle geliyor ki Alevilerin destegini alacak bir parti, her seyden once laik olmakla birlikte esas argumanini ayrimciliga ve asimilasyona karsi savasmak uzerine kuran, Alevilerin hassasiyetlerini dikkate alan bir parti olmali.

    Buna ilaveten kesinlikle katildigim bir konu, demokratik acilimin devaminin onyargilari kiracagidir. Buna korkular kelimesini de eklersek tam oturur, cunku korku uzerinden siyaset yapan ve toplumu geren bir muhalefet var. Kurtler Diyarbakir’da, Dersim’de yasadigi travmalar nedeniyle korkuyor, Aleviler malum, isciler ve solcular 12 Eylul’de yasadiklari travmadan, islamcilar da 28 Subattan korkuyor. Isin ilginc tarafi korku tacirligi yapan diger iki partinin gecmisinde yasadigi travmalar bu kadar agir degildi, o ayri bir tartisma konusu. Sonucta bu korku duvarlarinin yavas yavas asilmasi lazim. Psikolojide korkulari yenmek icin kullanilan en yaygin yontemlerden biri onlarla yuzlesmektir, biz de toplum olarak korkularimizla, yani birbirimizle, yavas yavas yuzlesecegiz.

    Sevgilerle

    #1718
  6. Peki ya Akp nin derdi BOP haritalarının gerçekleşmesi yolunda verdiği sözle ise? Sizler cidden de Akp nin veya Dtp nin Kürtlere özgürlük, Alevilere özgürlük, işçi hakları, demokrasi gibi dertleri olduğuna inanıyor musunuz? Kuzey Irak kendi ordusunu kurmak için düğmeye bastı bile. Ekonomik süreç yürümekte. Sürekli gömlek değiştiren bir başbakan, orta yerde önüne geleni alkışlayan liberaller vs vs… Şimdi sol da eline bir olta almış Akp ve destekçisi Abd Ab cemaat vs denizinde özgürlük balığı avlamaya çalışıyor gibi bir ortam var.

    Aleviler e gelince hertürden katliam ve iftiraya sağ kesim tarafından uğratılmış, kendisini yoksayan katleden Osmanlı ya özlem duyan bir kesimle güçbirliği yapıp demokrasi(!) savaşı vermesi bekleniyor.

    İran devrimi öncesi sol da Humeyni ye destek verdi Avrupa da… Şimdi burada yaşananın aynı durum olmadığını kim iddia edebilir. Elbette burada bir şeriat durumu sözkonusu olamaz, aklıbaşında şeriatçı bile bunu bilir. Ama din adı altında gelecek baskıların tek adı şeriat değil.

    Şeriat korkusu konusunda haklısınız. Bu topraklarda şeriatı destekleyecek bir ekonomik altyapı yok. Araplarda petrol var bizde ne var? Şeriat devletinde turizm patlaması mı yaşanacak. ”Eh işte demokrasi”mizde bile ekonomi laçkayken şeriatta bu halk neyle doyacak?

    son olarak iktidar demokrasi yada özgürlük dağıtmaz. doğası gereği devamını güvence altına alır. Hepsi bu.

    #1721
  7. ali selam,

    parti kurmak, kitlelerin kendi meselelerini ve taleplerini dillendirecekleri bir sol kanal olusturmak fikri elbette yanlis degil, merkezin icinden disindan solu olmayan bir sistem reorganize ediliyor, devlet ve toplum su ya da bu sekilde catirdamalar,dönüsümler yasiyor görüp izliyoruz hepimiz, ancak solun meselesi bir parti kurmaktan cikmis durumda coktan, ortada bir “inandirici olmak” sorunu var solun, daha hakkiyla karsilasmis degil bununla….
    kimlik, inanc ve özgürlesme gibi konulari da bi türlü baglamina oturtamiyor öte yandan, ki bunda derin bir takim tarihsel kökler sözkonusu…
    örgütlenme ve parti kurma önerisi somut bi öneri elbette buna karsi olmak adina söylemiyorum….ama bu ise soyunacaklarin aklini basina toplamaya hazir ya da hazirlikli olmalari da gerek duruma bakilirsa diye düsünüyorum….

    #1728
  8. Ali Sökmen

    Kacakkova selam,

    Tespitlerinde haklisin, bahsi gecen tarzda sol bir olusumu yaratacak kisilerin belli bir zihinsel aciklikta olmasi gerekiyor. Bana kalirsa son 20 senede bu ulkede sag, kendini yeniden tanimlamada ve sekillendirmede sola nazaran cok daha basarili oldu. Geleneksel olarak saga gore daha entelektuel oldugunu dusundugumuz sol dusunce camiasi ufak tefek gruplar disinda yerinde sayiyor. Buna ilaveten bu camianin ortodoks kanadi ugrasip yeni akimlar olusturmaya calisan herkese ofke ve nefret kusuyor, camur at izi kalsin mantigiyla akla hayale gelmez iftiralar atiyor. Ozunde degisimi savnunan solun, ozunde stabiliteyi savunan sagciliktan daha sabit olmasi ne kadar uzucu.
    Tamam, bunlarin cogu 12 Eylul’un sucu belki, ama madem basimizdakiler bu travmayi toplumca asmamiza olanak vermiyor, o zaman hic olmazsa onu kendi icimizde asalim.

    #1729
  9. Dadup

    Sevgili kuzen! :)

    Her şeyden önce burada makalelerini yayınlamaya başladığın için tebrikler!! Seninle gurur duyuyoruz!

    Ben sınıf mücadelesine Marxist açıdan bakmadığım için bu mevzuda biraz farklı düşünüyorum.

    Bence yeryüzündeki toplumların çoğu bugün oligarşiler tarafından yönetilmektedir. Oligarşi kavramını ise Eflatun’un Devlet eserindeki tanımına göre yapıyorum, yani zenginlerin (devleti satın alarak) yönettikleri, fakirlerin ve halkın kesinlikle önem taşımadığı bir yönetim şekli. Eflatun’un değimiyle “Oligarşi sayısız kötülüklerle dolu bir yönetim şeklidir” (“An oligarchy is a constitution full of many evils”, bir çeviriye göre).

    Bence dünyanın siyasi durumu bazı bakımlardan elitizm ve populüzm/halkçılık olarak gitgide kutuplaşmaktadır (elitizmden kastim merkez bankacılar, oligarşiler, 3. dünya oligarşileri, Eurogarşlar, Eurokratlar vs. popülizm/halkçılıkdan kastim orta sınıfın ve halkın çıkarları, yaşam kalitelerini arttırma çabaları vs.) Oligarşilere karşı mücadele etmek için kesinlikle çok kritik nokta şudur: kitleleri organize, birleşik ve bilinçli bir şekilde toplamak, harekete geçirmek. Aksi takdirde oligarşilere karşı koymak, direnmek, tacizlerini önlemek epey zorlaşır, belki de imkansızlaşır.

    İsveç ve Almanyadaki sosyal demokratlar ise bu organize kitle oluşumuna iyi örneklerdir bence. Fakat ortadoğuda bu tür oluşumlar bir çok kez dindar, yeşil bir ideolojiye bürünmektedirler, sol ideolojiyi de katı bir şekilde dışlamadan, hatta belki sentezliyerek.

    Bu yüzden senin şu düşüncenin gerçekçiliğini sorguluyorum: “Burada gerekli olan, temel demokratik değerlerde uzlaşmış, fakat tabanı farklı olan demokratik sol bir partinin AKP’yi dengelemesidir.” Bu fikri Taha Akyol Milliyet’te bir kaç yıl önce “Türküye’nin topal sol ayağı” filan gibilerinden ifade etmişti. Ben siyasi ve ekonomik olaylara yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığım anti-oligarşik, anti-elitist açıdan yaklaştığım için Taha Akyol’un bu düşüncesini şüphe ile karşılıyorum. İlk önce, bunun tarihte bir örneği var mıdır? Ergnekon’u özde dışlayan solda bir tabanın oluşumu demokratik kitlenin bölünmüş ve bunun için daha zayıf olduğu anlamına gelmez mi? Bunun tarihte örnekleri nerede var? İsveçteki sosyal demokratlara tekabül eden sağda bir kitle hareketi var mı? Ya Almanya’da? Sonuçta insanlar sevseler de sevmeseler de elitizm ve halkçılık arasında seçim yapmak zorunda kalmıyorlar mı? Ama kitle hareketin resmi ideolojisinden farklı bir ideolojiye sahip olan anti-elitistlerin dışlanmış hissettiklerini anlayabiliyorum! O zaman en mantıklı çözüm kısa zamanda yeni bir taban oluşturmak yerine mevcut tabana katılıp onu desteklemek, ona katılmak, onu eleştirmek, taahhüdünü yerine getirmesi için sıkıca baskı yapmak daha doğru olmaz mı?

    Marksistler bu dediklerimden pek hoşlanmıycaklar gibime geldi… Hele hele Baykalcılar… En önemlisi, şu veya bu partiyi desteklemek değil, gerici oligarşilere karşı (“dört dörtlük gerici”ler, kesinlikle) mücadele etmek, çünkü ölüm kalım mücadelesidir bu.

    Her neyse, çok güzel yazıyorsun bence! Tekrar tebrikler!

    #1755
  10. nermin g.

    Herkese merhaba,
    Yeni yılın ilk günlerini yaşarken denk geldiğim bu yazıları okumak oldukça zihin açıcı oldu. Bence de ülkemiz şu sıralar bir kırılma döneminden geçmekte. Ben biraz daha farklı bir noktadan bakmak istiyorum. Eklenen en son yazının tarihine baktım ve gördüm ki: Yazılarınızı yazarken henüz 19 maden işçisi “iş kazası”na uğramamış, tekel işçileri, itfaiye ve demiryolu işçieri gazetelerin manşetine uğradıkları zulüm ve baskılar yüzünden çıkmamıştı.DTP kapatılmamış, belediye başkanları kelepçelenip tutuklanmamıştı. Yeni yıla gireceğimiz gece, milletimiz televizyonlarının karşısında bir ellerinde umudun sahte yüzü piyango biletleri, diğer ellerinde yapay yemlerle şişirilmiş tavuk butlarıyla gözlerinin önünden akan vıcık renkli programlarla zihinleri bulanmışken yapılan zamlarla biraz daha yoksullaştığının farkına varmamıştı henüz.
    Ülkenin gündemi akıl almayacak olaylarla her an değişirken hızına yetişmek bazen mümkün olmuyor. İktidardakilerin iktidar sarhoşluğuyla tek parti olmalarının getirdiği avantajları sonuna kadar kullanarak herkesle dalga geçen hiç bir sese kulak vermeyen bir yönetimi tercih etmeleri çok şaşırtıcı değil. Önemli olan yapılacak muhalefetin ne kadar halkı arkasına aldığı. Yeni oluşumların destek bulabilmesi için bence hangi temel aktörleri (kürtler, aleviler, azınlıklar vs.)yanına alması değil sorun. Bu da çok önemli olmakla birlikte bu yeni oluşumun öncelikle bu kafası karışık halkın dilini çözmesi gerektiği.
    Hlakımızın en temel sorunu yoksulluk ve işsizlik. Şehirlerde azımsanmayacak ölçüde konumlanan varoşların da temel sorunu bu. Varoşlarda yaşayan halkın dilini çözebilirse ve onların sesi olabilmeyi başarırsa adına yeni oluşum mu dersiniz yeni kurulacak bir sol parti mi her ne derseniz deyin işte o zaman sol, belki CHP nin şimdiye kadar bütün kendine solcu, sosyal demokrat, laik, ulusalcı diyenlerin üstüne örttüğü ölü toprağını kaldırabilir. Onlara çok da umut bağlamamak gerekebilir çünkü daldıkları uykudan uyanmaları zor olabilir. Ama aralık ayında hareketlenen işçilerin sorunlarının üstüne giden, yoksullaşan halkının dilinden anlayan, kürtlerin etnik ayrımcılığının üstüne eğilen ama işsiz kürtlerin, işsiz türklerden bir farkının olmadığını, yoksulluğun toplumun her kesimini büyüyen bir ur gibi sardığını anlatmayı başarabilen bir oluşum bekliyorum ben kendi adıma. Yoksulluk yoksunluktur ve toplumun her yönden çürümesine, kokuşmasına zemin hazırlayan bir illettir. Bu değindiklerimi hangi ideolojik temele dayandırırsınız bilmiyorum. Benim dağarcığım kavramlar bakımından sizler kadar zengin değil maalesef. Gördüklerim, yaşadıklarım karşısında hissettiklerimi paylaşmak istedim yalnızca.

    #2335

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle