TSK, Karşı Devrimcilerle Dalga Mı Geçiyor?
Kozmik oda, durdurulan sivil-askeri araçlar, yapılan aramalar, gözaltına alınıp serbest bırakılan her rütbeden askerler ve demokratik süreç işliyor diyen bir iktidarla ufak tefek açıklamalarla geçiştiren ordu…
Bir yanda her yeme atlayan, orduyu küçük düşürecek veya suçlu gösterecek her konuyu hatta dedikoduyu haber yapan Taraf, Zaman türü cemaat gazeteleri diğer tarafta yine susan ordu… Bu gazeteler son bir yılda yüzlerce haber yaptı konuyla ilgili, neredeyse erinden en yüksek rütbesine tüm Silahlı Kuvvetleri terörist ilan etti vs… Yaptıkları haberlerden kaçı yargı tarafından doğrulandı ve sonuca ulaşıldı diye sorarsak aklınıza kaç olay gelir. Arınç’a silahsız suikast (Şibumi adlı kitabın etkisinde kalmış olmalılar. Oradaki kahraman da kurşun kalemle veya bir kâğıt parçasıyla suikastler düzenliyordu), kendi askerlerini öldürüp Pkk’nın üstüne attıkları iddiaları, ABD’li efendilerini ve Akp’yi bitirmek için gizli örgüt kurdukları iddiaları, imzanın yaş mı kuru mu olduğu vs…
Başı sonu belli olmayan sürüncemedeki Ergenekon davası… Birçok insan hala tutuklu binlerce sayfalık iddianameler var ama netleşen bir sonuç yok, olacak gibi de görünmüyor.
İşin garibi ise orduyla pek yakın olmamaları gayet normal olan Türk Solunun bu cemaatçilerin peşine takılıp demokrasi ve özgürlükler savaşı verdiğini zannederek Hippi Kuşağının özlemlerini anımsatan Ordusuz Türkiye gibi ütopyalar kurgulaması:) Daha komik durumlar da var, kimileri militarizme karşı gibi duruyor ama Pkk’ya gerilla(!) diyebiliyor. Yani silah onun elindeyse sorun yok bunun elindeyse faşizm oluyor gibi bir komedi…
Bunca karmaşanın arasında ise TSK’nın son yaptığı beni düşündürdü açıkçası… Kozmik oda incelemesi yapan hâkimi takip eden aşçı ve marangozlar… Elbette medyanın bir kesimi atladı hemen olaya ve okur değil de mürit muamelesi yaptıkları insanlara yine çakma bir haber vermiş oldular. Okur dediğiniz her haberi yalanlanan bir gazeteyi okumaya ne kadar daha devam edebilir ki? Burada şu aklıma geldi TSK acaba bu medyanın olur olmadık her habere balıklama atlayacağını bildiği için önce büyük bir bomba patlatacakmış, yeri yerinden oynatacakmış gibi haberler gösterip ardından da haber fos çıkınca karargâhta eğleniyor olabilir mi?
Özetle sormak istediğim Türk Silahlı Kuvvetleri cemaatin medyasıyla ve iktidarla dalga geçiyor olabilir mi? Neden olmasın? Bu da bir yöntemdir, sert açıklamalar yapıp ”işte siyasete karıştı, vay faşist ordu” yaftası yemektense cemaatin taktikleriyle onları vurmak daha mantıklı değil mi?


Sevgili Emrah,
Bir yandan cemaatler (ya da AKP) bir yandan 4 kez darbe yapmış, muhtıralar vermiş, başbakan (ve iki bakan) asmış, Denizleri, Mahirleri katletmiş, Mamak ve Diyarbakır cezaevlerinde insanlara cehennem yaşatmış, bir TeSeke (ve onun destekcisi CeHepe) var. Bunların dışında bir alternatif yok mu? Bu toprakların emekçileri ve ezilenleri cami ve kışla siyasetinin dışında bağımsız bir politika yapamayacak mı?
Yazının başlığında ve içeriğinde soruyorsun:”TSK, Karşı Devrimcilerle Dalga Mı Geçiyor?” diye. Bu soruyu sana başka türlü sorayım: Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda kim devrimci kim karşı devrimci?
Selamlar…
Ben TSKnın böyle bir yöntem içinde olduğunu düşünmüyorum açıkcası. TSK bu sefer hiç karşılaşmadığı bir yöntemle karşılaştı ilk kez.TSKyı özel uğraş edinmiş bir medya olduğu kesin.Ancak bu gruplar hiç bir zaman bugünkü kadar kamuoyu yaratma gücüne sahip olmamıştı.TSK böyle bir şeyle karşılaşmadı.TSKnın şu anki durumu “Dövsek de sövsek de olmuyor” dur amiyane tabirle.O yüzden şu anda bocalıyor ve ne yapacağını bilemiyor.Aynı şey PKK ortaya çıktığında da olmuştur.TSK yine bir bocalama yaşamıştır.Çünkü Cumhuriyet kurulduğundan beri bu denli bir “savaş” hali yaşamamıştı.TSK da zaman zaman bu yıpratmaya kendiliğinden maalesef malzeme veriyor.Atillanın dediği gibi zaten geçmişteki dört askeri darbe,ne amaçladığı ve neye hizmet ettiği belli olmayan bir e-muhtıra,Aktütün baskını sonrası yaşanan rezaletler vs…
Tabii şu da var.TSK şu ana kadar denetim dışı bir kurumdu ve bu denetimsizlikten güç alarak yapılan bazı keyfi işler de bugün TSKnın başına çorap örüyor.Şu anki devamlı ortaya çıkan TSK ile ilgili belgeler TSKnın bir türlü yeni dönemi okuyamadığının açık bir göstergesidir.
Benim açımdan hiçbir kurumun dokunulmazlığı yoktur.TSKya da bir şey varsa sonuna kadar dokunulmalıdır.Ancak bugünkü iktidarın bunu iyi niyetle yaptığına inanmıyorum.Yani derdinin temiz toplum olduğuna inanmıyorum.Her kurum işini yapmalıdır.TSK “vatan savunması” için kurulmuştur.Bunun dışında bir görevi en azından artık günümüzde olmamalıdır.TSK komutanları hala bir yerlere mesaj verme derdinde maalesef.
Herkes iktidar peşinde ve herkese her yol mübah:) Ama görünen o ki genelde asıl iktidarı ABD ye devredenin iktidarmış gibicilik oynadığı bir masal ülkesi burası…
”Bu toprakların emekçileri ve ezilenleri cami ve kışla siyasetinin dışında bağımsız bir politika yapamayacak mı?” diyorsunuz ya;
İşte o zaman ordusu DTP si CHP si MHP si Dincisi Irkçısı emekçiye karşı muhteşem bir koalisyon oluşturur:) Gomünist bunlar derler, asmayalım da besleyelim mi derler…
Diyorum ya bir masal ülkesi burası:) Cadılar, büyücüler, zorbalar hepsi birleşir ama masal diyarının ezilmişleri ayağa kalkmaya, birleşmeye cesaret edemez, perisini bekler ki kabaklar arabaya dönsün:) Piyango biletine talim yani:)
Şaka bir yana nedense bu ülke insanının barış, demokrasi, insanca yaşama umudu/şansı hep en abuk kişi veya kurumların önüne düşüyor, onlar da ya beceremiyor ya da becermek işlerine gelmiyor…
Ay ışığı, sarıkız, eldiven… Bunlar neyi hatırlatıyor bize. Daha yakın dönemin işleri… TSK cumhuriyet kurulduğundan beri kendine bu toplumu yukarıdan aşağıya değiştirme misyonunu biçmiştir. Halka hiç güvenmemiş, kendini bu devletin gerçek “sahibi” olarak görmüştür.
Gelelim son olaylara; güçlenen Anadolu sermayesi (muhafazakar-İslami-liberal sermaye) kendisini AKP vasıtasıyla temsil etmeye başlamıştır. Bu sermaye, ekonomik pastadan daha fazla pay hatta daha da ilerisi iktidarı istemektedir. Kendi çıkarları ve güvenceleri için, AB sürecine destek olmaktadır. Asıl hedefleri kitle tabanını kaybeden batıcı-laik sermaye (TÜSİAD) ve bürokrasinin yerine kendi iktidarlarını kurmaktır. İki kamp, emperyalizmle ilişkiler, işçi ve Kürt düşmanlığı konusunda detaylarda farklılık gösterseler de yönelişte aynı düşünmektedir. Çünkü iki kampta özünde burjuvadır. Arada ki fark yeni burjuvazinin kitleleri “din ve liberalizm” yolu ile rıza etme çabasıdır. Çünkü, Kemalizm artık burjuvazinin bir “ikna” etme aracı olmaktan çıkmıştır. Statükocu orta sınıfların giderek erimesi, yerlerine yeni bir orta sınıfın gelmesi, statükocu elit tabakayı (“çağdaş yaşamcıları”) dehşete düşürmektedir. İslami sermaye, batıcı-laik burjuvazinin koruyucusu olan TSK’yi, yüksek yargıyı, AB eli ile ehlileştirmeye çalışmaktadır. Burjuvazinin iki kanadı bu bağlamda (İslami-muhafazakâr-liberal ve batıcı-laik-ulusalcı) iktidar ve güç savaşına girişmişlerdir. Bu savaşta (Medya ve darbe planları dâhil) her türlü yöntemi kullanmaktadırlar. Bütün bu olayları bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Sayın Emrah Atik
Dediğiniz durum, kendi içerisinde son derece mantıklı ancak ben yine de TSK’nın böyle bir kurguyla uğraşacağı kanaatinde değilim. Çünkü maalesef Türk halkı, doğruyla yanlışı ayırt edebilecek bilinçte değil. Durum böyle olunca da, TSK’nın dediğiniz gibi bir hamle yapması karşılığını bulamaz.
Ben, Sayın Genelkurmay Başkanımızın, asimetrik psikolojik saldırı görüşüne katılıyorum. Vaziyet, 28 Şubat’ın intikamından başka bir şey gibi durmuyor açıkçası.
Bir tarafta niyeti belli olan ve ana hedefine ulaşmak için, ara hedeflerini bir bir ele geçiren, geçirdiğinde ise Türkiye’ye müthiş bir travma yaşatacak bir değişim-gerileme hareketine sürükleyecek hükümet, onların yanında işbirlikçi bir medya (komprador sol, cemaat ve liberal medya) öte yandan son derece demokratik, yerinde ve sağduyulu bir Genelkurmay Başkanı.
Bence durum, TSK’nın iyi niyetinin suistimal edilmesinden başka bir şey değildir. Bir taraf sessiz kaldıkça, öteki taraf şımarık çocuklar gibi üst üste devam ediyor azgınlığına. Yaşanan özetle bir iktidar mücadelesinden başka bir şey değil. Tıpkı Bizans’ın iktidar entrikaları gibi. Ancak maalesef bu duruma gelen devletlerin de, ömrünün pek uzun olmadığını biliyoruz.
Durum bu bence.
Sayın Atilla Doğan
Görüşünüze saygım var. Ancak Denizleri ve arkadaşlarını ordu katletmedi. Mahkemede asıldı, çok iyi biliyorsunuz ki. Ve asılmalarını savunanlar ise, bence gerici milli cephe idi. 3 sizden 3 bizden davası, biliyorsunuz.
Ben bu hususta çok fazla cevap vermeyeceğim, size cevabı Deniz Gezmiş versin, buyurun:
”Baba;
Sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim. Baba biz Türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız.
Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları.
Düşün baba, bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdalar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.
Ya vatan ya ölüm!”
Deniz Gezmiş, 29 Ocak 1971 (Babasına yazdığı mektup.)
Deniz Gezmiş’i Gemerek’te esas olarak esir alan Jandarmalar. Jandarmalar ise, barış zamanında iç işleri bakanlığına bağlıdırlar, bilirsiniz. Yani polis statüsünde.
Zaten Deniz Gezmiş’in Asker ile Polis ‘e bakış açıları arasındaki farkı, Erdal Öz’ün yayımladığı, Deniz Gezmiş Anlatıyor adlı kitabında, röportajından alınmış aşağıdaki paragrafı okuyunca, daha net anlayacaksınız.
”Yola çıkıyorum. Gemerek’e giden yol bu. Ve Gemerek yönünde yürümeye başlıyorum. Ama hep, her an bir kurşun bekliyorum. Etimle, kemiğimle bunu bekliyorum.
-Kayseri EMNİYET AMİRİYİM. Seni teslim alıyorum, diyor bir ses.
Tepkim büyük oluyor, önceden hiç tasarlamadığım bir tepki bu, hiç düşünmediğim bir şey. Beklenmedik, olağanüstü bir tepki oluyor bende:
-Siktir be. Sen kimsin ulan beni teslim alacak!?, diyorum.
Elimi cebimden çıkartır gibi yapıyorum. Uzaklaşıveriyor.
Yine yürüyorum.
Bir ALBAY çıkıyor yolumun üstüne. Ve bir arabaya binip gidiyoruz.”
Konudan biraz sapılmış oldu ancak, okuyucularımız açısından da, yanlış verilmiş bazı bilgilerin düzeltilmesi açısından önemliydi diye düşündüm.
Saygılarımla
Asım,
1-Denizler 12 Mart askeri müdahalesinden(O darbe ile meclis kapatılmadı. Hükümet istifa ettirildi.)sonra yakalandı. Sıkıyönetim vardı. Deniz ve arkadaşları Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no’lu Mahkemesi’nce idama mahkum edildiler.
2-THKO ne demek? Bu TSK’nin alternatifi bir ordu değil mi? Eğer “anti-emperyalist” bir mücadele de alternatif bir ordu kuruluyorsa o zaman mevcut ordunun çürümüş ve iş göremez olduğu tespitini yapmanız gerekir.
3-Deniz idam sehpasından şöyle seslenir:”Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Kahrolsun Emperyalizm!”
Deniz Gezmiş kendisini teslim alan albayla yola çıkarlar.Uğrunda savaştığı ama kendisini yakalamak için kendini yırtan halk gerilerinde kalmıştır.Albay arkaya,halka bakıp sorar
-Arkanda olan halk bu mu?
Deniz gülümser
-Her halukarda arkamda değiller mi?
Yazınızı okuyunca bugün aldığım bir mesajda yazanlar geldi aklıma.. izninizle paylaşmak istedim.
Yeni yıla umut taşıyan bu mesajı ,İşçi Partililerin Kadıköy mail
grubundan Şükrü İZMİRLİOĞLU yazmış.
Genelkurmay’ın AİKİDO taktiği
Uzakdoğu savaş sanatlarında bir kural vardır: Düşmanınla uyum içinde olacaksın.
Aikido’da saldıran düşmanına karşı direnmezsin ama onunla uyum içinde
hareket edersin.
O kadar uyum içinde hareket edersin ki düşmanın giderek hızlanır ve
kontrolünü kaybeder,
sen kontrolünü koruduğun için sonunda düşmanının kafasını yere çalarsın.
Genel Kurmay böyle bir taktik uyguluyor. AKP siyasi olarak sıkıştı,
deli boğa gibi saldırıyor.
Ne Kürt açılımı, ne Ermeni açılımı istedikleri gibi oldu. Bu
açılımların sonunda bütün milletin
nefretini kazandılar.
İşçilerin direnişi, ekonomik kriz hepsi AKP’nin aleyhine işliyor.
AKP istiyor ki TSK oyuna gelsin, hesapsız hareketlere girişsin ve
AKP’yi bu durumdan kurtarsın.
Ama yağma yok, kendi kazdıkları çukura düşüp boğulacaklar.
AKP’yi kurtaracak “darbe” olmayacak, Tayyip Bey “darbe” bekleye
bekleye iktidarı kaybedecek.
Nereye girip arama yaparlarsa yapsınlar, istedikleri yalanları yandaş
medyaları aracılığıyla
istedikleri kadar söylesinler kimseyi inandıramayacaklar.
Fasulye
Atilla Ağabeyciğim
1- Dediğinizi biliyorum ancak kestirmeden, onları ordu katletti demek, pek mantığıma uymuyor benim.
2- THKO , Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu demek ama, bu Ordu kavramı sembolik bir kavram. Yoksa TSK’ya falan tabi ki alternatif olamaz, böyle bir kıyaslamayı neden yaptığını anlayamadım açıkçası. Yani THKO’da toplamda kaç üye, kaç silah varmış ki son kertede?
3- Evet, zaten ilk buluşmamızda da Deniz Gezmiş’in Kemalist söylemlerine rağmen, esas hedefinin Marksist-Leninist bir çizgi olduğunu da söylemiştim zaten. Benim değindiğim nokta, siyasi-ideolojik görüngeden ziyade, ”Vatan” kavramına, Gezmiş ve arkadaşlarının genel bakış açısıdır. Sonuçta, THKO da Kemalizmi, anti-emperyalizm ve kurtuluş mücadelesi olarak tanımlıyorlardı.
Saygılarımla