katiller komitasi

Terör ve “Terörizm” nedir?

Çok çetrefilli bir konu olan terör ve “terörizm” aynı anlamı çağrıştıran kavramlar gibi gözükse de tam tersidir. Terör sosyolojik, hukuksal, siyasal alanı içerirken, “terörizm” kavramı her hangi bir maddi karşılığı olmayan ideolojik bir retoriği ifade eder. Bu yüzden bu iki kavramı birbirinden titizlikle ayırmak daha doğru olacaktır.

Öncelikle terör nedir?

Terör, Türkçe bir kelime değildir. İthal edilmiş bir kavramdır. Türkçeye, Fransızca “terreur” sözcüğünden geçmiş olan terör”, Latince kökenlidir. Latince sözcüğün anlamı “korkudan titreme” veya “titremeye sebep olma” durumudur. Bu kavramın Türkçe karşılığı ise: Yıldırı, şiddet veya tedhiştir. Bu şiddet insanlara ve hayvanlara fiziki ya da psikolojik olarak uygulanırken, sanat eserlerine, tarihi eserlere ve doğaya karşı ise sadece fiziksel (psikolojik saiklerle) olarak uygulanmaktadır. Günümüzde terör kavramı hiçbir ayrım gözetilmeksizin, yaygın bir biçimde ve her alanda kullanılmaktadır. Mesela, koca dayağında, gürültü kirliliğinde, töre cinayetinde, trafik kazalarında, mafya ilişkilerinde v.s. Bu karışıklığı gidermek için terör nerede başlar, nerede biter sorusuna cevap aramak gerekir. Daha sonra terörü siyasal terör ve siyasal olmayan terör olarak ele almak, devamında da terör ve “terörizm” arasındaki sınırları çizmek gerekir.

Şiddet nerede başlar?

Konumuz siyasal bir araç olarak kullanılan şiddettir. Siyasal amaçlı şiddet, kurumların (burada devlet) ve insanların ya çaresiz kaldığı zamanda ya da bir şeyi zor yolu ile ele geçirmeye veya savunmaya çaba gösterdiği bir anda karşımıza çıkmaktadır. Bu özelliğinden dolayı terör çift yönlü işleyen bir süreçtir. Uygulanan şiddet saldırı biçimini alırken, savunma amaçlı da olabilmektedir. Burada terörün boyutları önemlidir. Eğer silahsız sivil insanları, çocukları ve kadınları kapsarsa meşruluğu sorgulanır. Bu yüzden terörü, sosyal, hukuksal kültürel ve siyasal alanı kapsayan çok yönlü bir eylem dizgesi olarak görmek gerekmektedir. Tarihin neredeyse her aşamasında bu yönteme sarılan kurumların ve insanların kullandığı siyasal şiddet, üçe ayrılmaktadır.

1- Siyasal olarak bireysel terör:

Kitle temelli ve meşruluğu (haklı talepleri) olmayan her tür şiddet eylemleri, bireysel teröre girer. Bu tür eylemler otoriteyi tümden değiştirmeye yetmez. Bu tip siyasi eylemler, mevcut otoriteye ancak küçük zararlar verir. Bunun için en iyi örnek, meşhur “Çakal” lakabıyla tanınan Carlos yani Ilich Ramirez Sanchez’in uyguladığı yöntemlerdir.

2- Siyasal olarak devlet terörü:

Askeri ve siyasi bakımdan savaş, darbe, devrim ve karşı devrim terörün en üst doruklarıdır. Savaş, ekonomik kazanç, siyasi nüfuz ve toprak kazanmak için yapılırken, devrimler ise yeni bir iktidar ve sistem değişikliği için yapılır. Bu iki sosyal vakada da devlet aygıtı, şiddetin (psikolojik ve fiziki) en büyük uygulayıcısı olarak ortaya çıkar. Bu yüzden ister kadim, ister modern toplumlarda olsun şiddet her daim devlet eliyle organize olmuştur. Bu yüzden devletler sistemi, siyasal ve askeri bir organizma olan iktidarın adıdır. Bu organizma varlığını sürdürmek için iki şeye ihtiyaç duyar; birincisi kitlelerin “rıza”sına, ikincisi de şiddet ve baskıya. Bu baskı şu ya da bu memurun keyfi tavrı değil, sistemin kolektif davranışıdır. Devletler bu şiddeti kimi zaman açık, kimi zaman üstü örtük bir şekilde uygularlar. Örneğin, maliye ya da eğitim sisteminde uygulanan şiddet dolaylı bir biçim alırken, (icra, haciz, tek tip eğitim gibi) asker ve polis de ise dolaysız bir uygulama alanı bulur. (işkence, dayak, idam, yargısız infaz v.s.) Bu tip uygulamalar siyasi ve hukuksal terminolojiye “devlet terörü” olarak girmiştir. Aile içinden başlayıp sokaklara, oradan da devletin derinliklerine kadar uzanan bu şiddet, kültürel olduğu kadar siyasidir de.

Temel olarak siyasetin şiddet biçimine büründüğü alanlar savaşlar, devrimler ve kitle mücadeleleridir. General ve bir entelektüel olan Clausewitz’in en ünlü eseri “Savaş Üzerine” dir. Clausewitz bu kitabı “Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır” şeklinde özetler.

3-Siyasal olarak kitle terörü: 

Siyaset teorisyenlerinin bir kısmı terörü meşru terör ve meşru olmayan terör olarak ikiye ayırmaktadırlar. Muhalif olarak bakan siyaset bilimciler bu metodu “ezen ulus ezilen ulus”, “haklı savaş haksız savaş”, “ezen cins ezilen cins” ve “ezen sınıf ezilen sınıf” ikileminin üzerine oturtmuşlar; perspektiflerini “meşruluk” ve “haklılık” gerekçesine dayandırmışlardır. Meşru müdafaa içeren şiddeti (yani şiddete karşı şiddet ile karşılık verme) kitlelerin haklı ve meşru taleplerine dayandığı ölçüde doğru bulmuşlardır. Bu görüşe katılmayan otorite yanlısı teorisyenler ise bütün bu eylemleri toptan terör suçu kapsamında görmüşler, devletin asla kanunlar dışına çıkmadığını iddia etmişlerdir. 

Oysa gerçek dünya da durum hiçte öyle değildir. İnsanlık tarihinde köleler, ezilen uluslar, köylüler ve işçi sınıfı devletin zor aygıtına karşı hakları ve varlıkları için hep meşru müdafaa yolunu seçmişlerdir. Hakları için mücadele eden bu güçler, devlet terörüne maruz kalmışlardır. Uygulanan bu devlet terörüne karşı ezilenlerde aynı oranda olmasa da bir karşı şiddet göstermişlerdir. Geçmişte köleleştirilmiş kadın ve erkekler eğer kendilerine uygulanan teröre (köleliğin devam etmesini sağlayan yasallara ve bu yasaları koruyan devlete) gereken cevabı vermemiş olsalardı, bu gün kölelik koşulları hala devam etmiş olacaktı. 19. yy sonu 20. yy başında neredeyse 15 saate varan, kadın ve çocukları sömüren çalışma koşulları, işçi sınıfının mücadelesi sonucunda 8 saate indirilmiştir. Sömürge olan Hindistan, Cezayir, Filistin ve ırkçılığa karşı mücadele vermiş Güney Afrika içinde durum aynıdır. Bütün bu çeşitli mücadeleler, grevler, ulusal kurtuluş savaşları şiddet sarmalı içinde karşılıklı tıkanınca, dünyayı yönetenler şiddetin bir tarafı olarak, ezilenlerin yükselen bu çığlığına kulak vermek zorunda kalmışlar, çareyi reform yapmakta bulmuşlardır. 

“Terörizm” nedir? 

Terörün (yani şiddetin) aşağıdan ve yukarıdan gelen reaksiyonunu diyalektik bir tarzda ve reel olarak kabul ettikten sonra geriye şu soru kalıyor: “Terörizm” nedir? Son tahlilde şiddetin ana kaynağı ve sürdürücüsü olan devlet, azınlık olan bir sınıfın temsilcisidir. Azınlığın temsilcisi olan devlet, mülkiyeti elinde tutanların ve bu mülkiyeti miras ilişkileri içinde aktarmaya çalışanların örgütüdür. Bu mülkiyet (bankalar, fabrikalar, tarlalar, madenler v.s) yasalar ve silahlı adamlar ile korunmaktadır. Bu ayrıcalık ve çıkarlara karşı her saldırı hâkim sınıflar ve devlet açısından bastırılması gereken eylemlerdir. Çünkü bu eylemler ayrıcalıkları elinde tutanların varlığını tehdit etmektedir. Bu tehdidin oluşmasına izin vermemek için, ideolojik bir dil kullanan devletin ideologları, karanlıkta bir takım adamların marifeti gibi gösterdiği “terörizm” mistifikasyonunu yapay olarak üretmektedirler. Soyut olan, felsefi ve maddi hiç bir temeli olmayan bu kavram bugün apolitik kitlelerin zihnini bulanıklaştırmakta, aydınların, akademisyenlerin bir kısmını yanına çekebilmektedir. Terörün sonuna iliştirilen “izm”, tam anlamıyla uluslar arası burjuvazinin dilinin altında sakladığı bir zehirdir. Bu zehir sıradan masum insanların gerçekleri görmesini engellemekte, bedenlerinden sonra maalesef zihinlerini de paralize etmektedir.

Dünya arenasında yaşanan çatışmalar, mücadeleler, savaşlar, devrimler ve karşı devrimler aslında terörün büründüğü karmaşık vakalardır. Özellikle son 30 yıldan beri dünyanın efendileri tek yanlı olarak uyguladıkları şiddeti gizlemek için kendilerine karşı yürütülen tüm isyanları “terörizm” yaftası altında mahkûm etmeye çalışmaktadırlar.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle