TEKEL Dosyası -1-
Kadın-Erkek Tekel işçileri ve onları destekleyenler Ankara’nın soğuğuna ve bu günlerde kıran kırana yaşanan burjuvazinin iç savaşına karşı inatçı ve haklı direnişlerini, dokuz günden beri sürdürmektedirler. Polisin gazlı-joplu acımasız ve gaddar tutumuna maruz kalan TEKEL işçileri, şimdi de Recep Tayyip’in sözlü gadrine maruz kalmışlardır. Özelleştirme şampiyonu AKP’nin başbakanı hakları için mücadele eden işçilere: “Evinize dönün… Zaten yata yata ücret alıyordunuz” dedi. Başbakan “ayaklar baş mı olacak?” söyleminden sonra bir kez daha işçi sınıfına karşı gerçek yüzünü göstermiştir. Özelleştirmenin son halkalarından olan TEKEL, zaten parçalanmış ve bir kısmı da özelleşmişti. Şimdi geri kalanı da tasfiye edilerek orada çalışan emekçiler 4-C kölelik statüsüne (10 ay çalışıp 2 ay ücretsiz izin yapmaya ve şu anki ücretlerinin üçte birini almaya, birikmiş ikramiyelerini, özlük haklarını kaybetme) tabi kılınacaktır. Bu statüye ve TEKEL’in geri kalanının tasfiyesine razı olmayan işçiler bu amaçla direnmekte ve işçi sınıfını, sendikaları “genel greve” çağırmaktadırlar. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, bugün (23 Aralık) toplandı; toplantı sonucu maalesef genel grev kararı çıkmadı. Onun yerine TÜRK-İŞ, TEKEL işçilerinin haklarını alabilmeleri için 25 Aralık’ta bir saat geç işbaşı yapacak, bu eylem her cuma günü birer saat arttırılacakmış ve TÜRK-İŞ’e bağlı sendikaların yöneticileri 28 Aralık’ta Güven Park’ta toplanıp Meclis’e yürüyecekmiş. Ayrıca TÜRK-İŞ bütün örgütlerden destek beklediğini duyurdu.
Direnişte ki işçileri desteklemek ve okuyucularımız bilgilendirmek için SYP olarak bu direniş hakkında yazılan yazıları sayfalarımıza taşımak istedik… Bu amaç ile direniş devam etiği sürece konu hakkındaki yazıları bölüm bölüm yayınlayacağız.
Serbest Yazarlar
Tarımda özelleştirme ve TEKEL’ in sonu…
Türkiye’de özelleştirme furyası 1986′da başladı. Tarım alanında faaliyet gösteren devlet kuruluşlarının özelleştirilmesine ise, 1992 yılında başlandı. Faaliyet gösterdikleri bölgelerde yörenin öncü kuruluşları olan et kombinaları, süt fabrikaları, yem fabrikaları bir bir satıldı. Bu satıştan devlet ne kazandı? Tarım kesimi nasıl etkilendi? Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü’nün yaptırdığı “Türkiye’de Özelleştirme Uygulamalarının Tarım Kesimine Etkilerinin Değerlendirilmesi” araştırması, çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Araştırmadan tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi süreci ve sonuçları ile ilgili bilgileri özetleyerek aktarıyoruz: “Türkiye’de tarımsal KİT’ler diğer ülkelerdeki örneklerinden farklı olarak, özelleştirme uygulamalarında yeterince deneyim kazanılmadan ve özelleştirme uygulamalarının ilk yıllarında programa alınmıştır. İşletmeler çoğunlukla kuruluş amaçları ve işlevleri dikkate alınmadan, yapılan ihalelerde en yüksek teklifi veren firmalara devredilmiştir. Bu bakımdan birçok işletme faaliyet alanından çekilmiş, üretim ve istihdamda önemli oranlarda azalma olmuş, verimlilik ve kârlılık özellikle orman ürünleri ve et kombinalarında istenilen düzeye çıkarılamamıştır. Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu’na bağlı iken özelleştirilen 32 süt ve süt mamulleri işletmesinden sadece 13′ü üretim faaliyetini sürdürmektedir. Söz konusu işletmelerin özelleştirmeden sonraki dönemde istihdamda yüzde 59.94 ve işlenen çiğ süt miktarında ise yüzde 18.95 oranında bir azalma olmuştur.
Yem Sanayii Türk A.Ş. (Yemsan)’a bağlı 24 yem fabrikasının özelleştirme sonrası dönemde kurulu kapasitelerinin yüzde 38,6 oranında arttığı görülürken, bu artışın karma yem üretimlerine yansımadığı aksine özelleştirme öncesi döneme göre yüzde 2,1 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Özelleştirilen 24 yem fabrikasından 6’sının üretim faaliyeti durdurulmuştur. Yem fabrikalarında özelleştirme sonrası dönemde istihdam hacminde yüzde 62,9 oranında azalma olmuştur. Günümüze kadar 12 kombinası özelleştirilen Et ve Balık Kurumu’nda özelleştirme sonrası istihdam hacmi yüzde 56.90, üretim miktarında ise yüzde 5.06 azalma olmuştur. Kombinalardan birisi faaliyetini durdururken, özelleştirilen kombinaların kapasite kullanım oranları yüzde 9-11 arasındadır.
Orman Ürünleri Sanayi Kurumu-ORÜS’ün 19 orman ürünleri işletmesi ve 1 emprenyeleme tesisi özel kişi ve kuruluşlara devredilmiş ve bu işletmelerden 4′ü faaliyetini durdurmuş ve bu işletmelerin özelleştirme sonrası dönemde istihdamda yüzde 61.24 ve üretimde yüzde 45.15 azalma olmuştur. Araştırma kapsamındaki tarımsal KİT’lerden elde edilen toplam özelleştirme geliri yaklaşık 177 milyon 392 bin dolardır. Bunun toplam özelleştirme gelirleri içindeki payı yüzde 4,3′tür. Tarımsal alandaki özelleştirmenin sonuçları ortada. Şimdi sırada TEKEL var. IMF’ ye verilen 2. Ek Niyet Mektubu’nda TEKEL’ e ilişkin verilen taahhütlere göre, bu kurum önce 3′e bölünecek sonra içki, tuz ve tütün ürünleri üreten tesisleri özelleştirilecek.
TEKEL’in özelleştirilmesine ilişkin çalışmalar yapılırken elbette kimse bilim adamlarının bu araştırmasını dikkate almayacak. Bu çalışmadan doğrudan etkilenecek üreticiye, kooperatiflere de kimse görüşünü sormayacak. TEKEL de IMF’ in isteği doğrultusunda parçalanıp satılacak.
Yukarıda okuduğunuz satırlar 17 Temmuz 2000 tarihinde “Tarımda özelleştirme fiyaskosu ve TEKEL’ in geleceği…” başlığı ile bu sütunda yayınlandı. Aradan 9,5 yıl geçti. O gün yazdıklarımızın hepsi gerçekleşti. TEKEL’ i yok etmek için Uluslararası Para Fonu (IMF)’nun talimatı Tütün Yasası, 20 Haziran 2001′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu yasanın sosyal sorunlara neden olacağını belirterek veto etti. Fakat, Sezer’ in bu uyarısı dikkate alınmadı ve bir kaç ay sonra yasa kabul edildi. Yasa ile tütün üretimine büyük darbe vuruldu. Üretici tütün ekemez duruma geldi.
Daha sonra “TEKEL’i babalar gibi satarım” diyen Maliye Bakanı Kemal Unakıtan dönemi başladı. 2000 yılında yazdığımız gibi TEKEL önce 3′e bölündü. Alkollü içkiler bölümü 2003 yılında 292 milyon dolara Limak-Nurol-Özaltın-Tütsab Girişim Grubu’na satıldı. Satın alan grup yaklaşık üç yıl sonra bu şirketi 950 milyon dolara Amerikan Texas Pacific Group’a sattı. Bu satış bile TEKEL’ in nasıl yağmaladığını kanıtlıyor.
TEKEL’in sigara fabrikaları ve markaları ise geçen yıl 1 milyar 720 milyon dolara British American Tobacco (BTA)’ya satıldı. Bu satış yapılırken çalışanlara Yaprak Tütün İşletmelerinin satılmayacağı sözü verildi. Tütün almayan, fabrikaları olmayan 147 yıllık TEKEL’ in son birimi Yaprak Tütün İşletmeleri bir süre önce Özelleştirme İdaresi tarafından kapatıldı. Böylece TEKEL tamamen yok edildi. Atatürk ve arkadaşlarının Reji İdaresi’ni kaldırarak kurduğu TEKEL, özelleştirme adı altında yeniden yabancılaştırıldı.
Hazineye sağladığı vergi geliri ile “devletin altın yumurtlayan tavuğu” TEKEL, parça parça satıldıktan sonra işçilere “size ihtiyaç kalmadı” denildi. Şimdi 12 bin TEKEL çalışanının kazanılmış hakları gasp ediliyor ve çok daha düşük maaşla çalışmaya zorlanıyor. Onurları ayaklar altına alınıyor. İşçiler bu nedenle günlerdir sokakta.
Ali Ekber Yıldırım
Tarım Dünyasından
Tekel İşçilerinin Direnişi
AKP’nin inatla sürdürdüğü özelleştirme sürecinde, 218 kuruluştaki kamu hissesi, değerinin çok altında yerli ve yabancı sermayeye, ekonomik yarar ve çalışanların çıkarları korunmadan satılmıştır. Özelleştirme sadece ülkemize özgü bir ekonomik fenomen değildir. Başka ülkeler de bu uygulamayı yapmakta, ama çok özel koşullar altında bu devir sağlanmaktadır. Örneğin Almanya, özelleştirilmek istenen kuruluşa talip şirkete bazı önkoşullar dayatmakta ve “Bu işyerinin devrini sana yaptığım zaman şu kadar milyon Avro işletmenin yenilenmesi için harcayacaksın, şu kadar sene bu işletmeyi devredemeyeceksin ve emeklilik hakkı kazananlar dışında hiçbir işçiyi işten çıkarmayacaksın. Eğer bu koşullara devirden sonra uymazsan devrettiğim işletmeyi geri alırım ve ödediğin bedeli de hazineye gelir kaydederim” demektedir. Özelleştirme bu koşullarla yapılırsa hem ekonomiye yarar hem de çalışanlara iş güvencesi sağlanmış olur. Bizde yapılan özelleştirmeler akıl almaz bir biçimde ne ülkenin ekonomik çıkarı ne de çalışanların kazanılmış hakları gözetilerek yapıldığından hem ekonomi hem de çalışanlar büyük zarar görmektedir. Tekel özelleştirmesinin topluma verdiği inanılmaz zarar, çalışanları ve toplumu bir patlamanın eşiğine kadar getirmiştir.
AKP hükümetinin izlediği yanlış özelleştirme politikaları, üretimi teşvik edecek yerde gerilemesine, yeni üretim tesisleri açılacak yerde mevcut tesislerin kapanmasına neden olmaktadır. 2008 yılına kadar yapılan özelleştirmeler sonunda 2000 öncesinde kamuda çalışan 650 bin işçinin sayısı 400 bine gerilemiştir. 2000 yılında 600 bin işçi adına toplu iş sözleşmesi imzalayan Türk-İş üyesi sendikalar, 2007 yılında ancak 320 bin işçiyi kapsayan toplusözleşme imzalayabilmiştir. Özelleştirmeyi düzenleyen 4046 sayılı yasa, bu işletmelerde çalışanlar arasında çok ciddi bir eşitsizlik yaratmıştır. Yasa özelleştirilen işletmelerde çalışan memur ve işçi statüsünde olmayan sözleşmeli personel için diğer kamu kuruluşlarına nakil olanağı tanımış, işçiler için kıdem-ihbar tazminatı dışında ek iş kaybı tazminatı ödenmesi öngörülmüştür. Yasanın 21. maddesi, işçilerin meslek geliştirmek için eğitim hizmetlerinden yararlandırılması ve yeni iş bulmak için verilen hizmetlerden faydalanması önerisinde bulunmaktadır. Tekel işçileri için bu madde hükmü hiç işletilmemiştir.
Tekel özelleştirmesi bir ekonomik ve sosyal faciadır. Tekel geçen yıl BAT’a (British-American Tobacco Company) satıldı. Bu şirket sigara üretmek için tütünü dışarıdan almaya başlayınca, 2000 yılında tütün üreticisi aileler 208 bin ton tütün üretirken 2009’da bu üretim 90 bin tona düşmüş ve tütün üreten 2 milyon kişi işsiz kalmıştır. Tekel tütünleri 56 yaprak tütün işleme merkezlerinde 12 bin işçi tarafından işleniyordu. Hükümet bu işçileri, hiçbir yeni meslek eğitimi vermeden, kamuda başka bir işe kazanılmış hakları ile nakletmeyi düşünmeden Ocak 2010’da işten çıkaracağını belirtmiştir. Hükümet bu işçiler için 657 sayılı yasanın 4-c maddesi gereği asgari ücret ödemeli 10 aylık geçici iş önermektedir. İşten çıkarılacak olan bu 12 bin işçi bugünlerde Ankara’da yaşadıkları eşitsizliği ve yaşayacakları sefaleti protesto etmek için, yapılan haksızlığa karşı çok haklı bir direnişi sergilemektedir.
Bu direniş aynı zamanda Türk-İş tarafından bir kış uykusuna yatırılan işçi hareketinin eylemsizliğine karşı bir çığlık olarak da algılanabilir. Tekel işçilerinin Ankara direnişi, son yıllarda yaşanan en önemli işçi eylemidir. Eğer haklı sorunlarına bir çözüm bulunamazsa bu eylem tüm ülkeye yayılabilir. İşsizlik, geçim sıkıntısı, egemen güçlerin sendika düşmanlığı üçgenine sıkışmış işçiler zincirlerini elbette kırmak isteyeceklerdir. İşçilerin yaşadığı bunalımın başlıca sorumlusu ise hükümetin dümen suyunda eylemsiz ve yansız bir duruş sergileyen Türk-İş yönetiminin etkili kişileridir. Türk-İş Başkanlar Kurulu toplanıp AKP’nin işçiyi hor gören, sendikaları işlevsizleştiren politikalarına, toplusözleşme düzenini kilitleyecek olan Bakanlık tasarılarına karşı bir tavır sergileyemezse, TOLEYİS Sendikası Başkanlar Kurulu’nun çok haklı nedenlerle kamuoyuna açıkladığı bildiride dile getirildiği gibi, Türk-İş yeni bir bölünmeye doğru gidebilir. Bazı konfederasyon ve sendika yöneticilerinin milletvekili olmak umudu ile sergiledikleri AKP’ye uyum politikası nedeni ile Türk-İş ve işçi hareketimizde yeni bir bölünme yaşanırsa sendikacılığımızın bir darboğaza gireceği açıktır.
Anayasamızın 2. maddesi devletin sosyal bir devlet olduğunu söylüyor. Böyle bir devletin başbakanı bir tüccar gibi düşünemez ve yanlış özelleştirme politikalarının bedelini işçiye ödetemez. Bugün devlette 150 bin dolayında taşeron firma çalışmaktadır. Hükümet, devlet işini taşeronlaştıracağına, özelleştirme mağdurlarını bu işlerde rahatlıkla istihdam edebilir. Sadece Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’nde AKP’ye yakın Albayraklar, geçen yıl 10 bin taşeron işçisi çalıştırmakta idi. Bu kurumda geçmiş yıllarda 3800 sendikalı işçi çalışırken bugün bu sayı 60 sendikalı işçiye inmiştir. AKP’nin sendika karşıtı politikaları devam ederse sendikalar yakında kapılarına kilit vurabilir ve çalışanları koruyacak hiçbir kurum kalmayabilir. Tekel işçilerinin direnişi Türk sendikacılığı için bir turnusol kâğıdı olacaktır. Bu direnişi başarıya ulaştırmak Türk-İş ve üyesi sendikalar için bir sınıfsal onur meselesidir.
Yrd. Doç. Dr. Engin ÜNSAL
Tek-Gıda İş Sendikası Genel Başkan Danışmanı
