“…Sonra hemen padişah kovuldu!”
“…Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün 23 Nisan,
hep neşeyle doluyor insan.
İşte, bugün bir meclis kuruldu,
sonra hemen padişah kovuldu.
Bugün 23 Nisan,
hep neşeyle doluyor insan.
Bugün, Atatürk’ten bir armağan,
yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün 23 Nisan,
hep neşeyle doluyor insan.”
Bu şarkıyı bilmeyen yoktur. Bayram değil seyran değil nereden çıktı bu diyenler olabilir. Bu yazı da uzunca bir yazı olabilirdi. Okullarda 23 Nisan hazırlıklarının başladığı, programlarının yapıldığı bu zamanlarda hepimizin bildiği, neşeyle ya da zorla söylediği bu şarkıda padişah kovulamıyor-muş artık! Kovulmuş da olsa, “…Sonra hemen padişah kovuldu.” Denilemiyor-muş. Denilmemeliymiş. Zira bir sevinci, bir bağımsızlığı, Cumhuriyeti, kurtuluşu kutlarken atalarımız olan Osmanlı Devletini, padişahları-mızı, tarihimizi rencide etmemeliymişiz. “…Sonra hemen padişah kovuldu.” demek ne demek?! Sayfalarca yazmak isterken şu makinenin başına geçtiğimde içimden geçtiği coşkunlukta yazacak bir sabrım, takatim olmadığını farkettim. Milli maçlarda karşımıza çıkan takımları öyle yendik, böyle yendik, şöyle yaptık diye övünüyoruz. “Amansız ol” diye gaza getiren reklamlar yapıyoruz ama, “İşte bugün bir meclis kuruldu, sonra hemen padişah kovuldu” diyemiyoruz. Vah geleceğimiz olan, hayallerimiz olan çocuklarımızın haline!
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Sonra mı?..

Ermenistan maçına Azerbaycan bayrağı sokamıyoruz, Göztepe Tepecik Belediyespor maçına 29 Ekim mesajlı Atatürk posterli pankart alınmıyor, Denizli’de Cumhuriyet Bayramında ADD ve diğer sivil toplum örgütleri korteje giremiyor, girmek isteyenler jop maarifetiyle bertaraf ediliyor. EE taraf olmayan bertaraf olurmuş.
Pek özgürlükçü liberaller acaba bu tarz yasaklamaların önüne geçilmesinin gerekliliğini vurgulayan bir AB yasası bulamadıkları için midir seslerini çıkarmıyorlar? ABD li şeyhin bir müridi yolda ayağı takılıp düşse ”işte Atatürk’ün ne kadar baskıcı bir düzen getirdiğini gördünüz, birinciyi lağvedelim ikinci cumhuriyeti kuralım” diyebilecek özgürlük savaşçıları nerede?
Bu bizar durumlar görmeye,duymaya,okumaya ne kadar alışsam da her defasında yüreğimin teli sızlıyor. Her saat, her dakika bizim dediğim şeyler bir bir yok oluyor. Sahip çıkamamak da cabası…
Biz memleket olarak resmen yaralı meçhul kişiler topluluğuyuz!