Siyaset Yapmakla Modellik Arasındaki Fark
Aslında ben türban lafını duyunca tırnaklarını çıkaranlardan değilim. Sadece başını örtmek ve türban arasındaki farkı bilmeyenlere karşı tahammülsüzüm. Ama bu kişiler safça Polyannacılık oynayanlar olduğu sürece görmezden gelebilirim onları. Kızamam. Asıl tehlikeli olanlar “türban”ın, “başını kapatmak” olarak yumuşatılmasının hedefe ulaşmada bir araç olduğunu bildikleri halde bilmemiş gibi yaparak bu oyunun parçası olanlar. Yani az önce okuduğum yazının yazarının dahil olduğu kesim.
Murat Sabuncu’nun gazeteport‘taki son yazısında bahsettiklerini duyduğumda karşımda, olsa bi anlam veremediğim hareketler gördüğüm her insana yapabileceğim sol kaşımı kaldırıp ağzımı bir yana çekerek kafamı salladığım ifademi takınmak olurdu. “Eeee, ne alaka?”
Sabuncu, Türkiye’de bir kadının soyunma özgürlüğü olduğunu ama örtünmesine hak verilmediğini söylüyor yazısında. Açıkça Türkiye demiyor, açıkça örtünme hakkı demiyor ama yazdıkları bu bahsettiklerimi on ikiden vuruyor. Gündeminde de Ayşe Arman’ın Nihat Odabaşı’na çektirdiği fotoğraflar var. Anlaşılan o ki Sabuncu, Ayşe Arman’a olan kinini hedef şaşırtarak kusmayı denemiş. Yoksa yazısında bahsettiği gibi kadınların kapanmasında ataerkil toplum yapısı ve mahalle baskısının olmadığının kral çıplak diyememek kadar abes olduğunu kim yadsıyabilir?
Kaldı ki Türkiye’de mahrem yerlerini örten kadına kimsenin bir şey dediği görülmemiştir. Başını kapatan kadına da kimsenin bir şey dediği görülmemiştir. Kimsenin “Bu devirde ne baş örtmesi canım! Ne ilkellik!” dediği yoktur. Başını örtmeyi siyasi araç olarak kullananlara söylenmiştir ne söylendiyse; daha doğrusu söylenmelidir ne söylenmeliyse.
Aslında bu tartışmanın kaynağı siyaset yapmakla modellik yapmak arasındaki farkın ayırdına varamamış olmaktır. Siyaset yapmakla modellik yapmak arasındaki farkın ayrılamamasından dolayı nasıl bir köşe yazısı çıkıyor Türkiye’de, anlam vermek güçtür. O soyunuyor da o niye örtünemiyor bahsi, köşe yazısı çıkarmak için bir gündemi alıp evirip çevirip öyle yorumlamaktır.
Ayşe Arman soyunmuş, destek aldıkları da olmuş. Ama eleştirenler de var görüldüğü gibi. Bugüne kadar da bir çok kişi soyundu, soyunmaya da devam ediyor. Onları da eleştirenler var, destekleyenler de. Ama bugüne kadar hiç başını örten birine, “çıkar onu” dendiğini ne gördüm ne de duydum. Kimin neresini örttüğünün bizi ilgilendirmediği gibi Ayşe Arman’ın soyunması da bizi ilgilendirmiyor. Ama biri sembol olmuş bir şeyi kafasına geçirip propanga yaparsa, orada herkesin söz hakkı vardır.
Saygılar…

Öncelikle; “Sabuncu, Türkiye’de bir kadının soyunma özgürlüğü olduğunu ama örtünmesine hak verilmediğini söylüyor yazısında.” demişsiniz, yazıyı okumadım, okumayı da planlamıyorum. Bu noktada yazara ben de katılamam elbette. Fakat…
“Asıl tehlikeli olanlar “türban”ın, “başını kapatmak” olarak yumuşatılmasının hedefe ulaşmada bir araç olduğunu bildikleri halde bilmemiş gibi yaparak bu oyunun parçası olanlar.”
ve
“Kimsenin “Bu devirde ne baş örtmesi canım! Ne ilkellik!” dediği yoktur. Başını örtmeyi siyasi araç olarak kullananlara söylenmiştir ne söylendiyse; daha doğrusu söylenmelidir ne söylenmeliyse.”
şeklindeki yorumlarınıza da asla katılamam.
Kültür dediğimiz şey, artık antropolojik olarak kabul edilmiş tanımıyla insan hayatı içerisindeki her türlü pratiği içerir. İdeoloji ya da siyasi görüşler de her insanın kendi kültürel davranışlarının bir parçasıdır. Siz kendi siyasal görüşünüzle/ideolojinizle kafanızda belirli kategoriler oluşturuyorsunuz. Bunu yaparken hiçbir sosyolojik ya da antropolojik kaygı da gütmüyorsunuz. Kendi önyargılarınızı belirli çıkarımları yapmak için yeterli sayıyor/sanıyorsunuz. Size göre başını örtenlerin/türban takanların (ben ikisi arasında bir ayrım yapmıyorum) bir gizli ajandası var ve bu ajanda dahilinde “cumhuriyet kazanımları”nı yıpratmak ve yeri geldiğinde siyasal İslam’ı bu ülkede hakim haline getirmek istiyorlar. Buna dair elinizde hiçbir somut ya da işlenmiş veri olmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideoloji odakları tarafından zihninize (eğitim yoluyla, medya yoluyla vs.) yerleştirilmiş fikirler, bu çıkarımı yapmanız için yeterli olabiliyor. Bana kalırsa bu korkunç bir durum. Belirli güç odakları tarafından zihnine yerleştirilmiş önyargılar dışında hiçbir dayanağı olmayan insan tipi. Bu insan tipine (yani size) göre çıplaklığın da, mini eteğin de, başörtüsünün de, türbanın da insanın kendi özgür seçimi olduğunu düşünenler ise “bu oyunun bir parçası” haline geliyorlar. Özgürlükçü olmak, “bazı odaklara hizmet etmek” anlamına geliyor bu zihinsel yapıda. Üzücü.
İkinci kısma gelecek olursak; “bu devirde ne baş örtmesi canım! Ne ilkellik!” diyenlerin olmadığı bir ülkede yaşadığımı hiç sanmıyorum. Laik bir çevrede yaşadığım ve kendim de seküler bir yaşantı sürdürdüğüm için (yani dinle bir alakam yok) bu düşünceyi taşıyan pek çok insanla iletişim halindeyim. Bunun dışında “başını örtmeyi siyasal araç olarak kullanmak” bence gayet meşru bir davranış. Bunun meşru olmadığını iddia edenler devlet ve bürokratik kurumlar; fakat bunun neden meşru olmadığını bir türlü açıklayamıyorlar. Açıklamaya çalışıyorlar; ama açıklamaları hiçbir zaman tutarlı olamıyor, olamaz da. Kültür ve ideolojinin birbirinden ayrılmaz tümleşik parçalar olduğunu söylemiştim. Eğer baskın/kurulu ideoloji kendi kültürel/siyasi davranışlarını meşru görüyor, fakat başka bir ideolojinin bu tip davranışlarını gayrimeşru görüyorsa o ortamda özgürlüğün ya da çoğulculuğun varlığından bahsetmek pek de mümkün olmaz.
Aslında söylenecek çok şey var; fakat pek de uzatmak istemiyorum. O yüzden net bir örnek verip bitireyim bu yorumu. Tahmin ediyorum ki üniversitelere türbanlı öğrencilerin girmesine, ya da resmi devlet dairelerinde türbanlı insanların hizmet vermesine karşısınız. Bunun sebebi olarak da türbanın siyasi bir simge olduğunu gösteriyorsunuz. Bir kere üniversite denen ortam siyasetin en özgür ve çoğulcu bir şekilde yaşanması gereken bir ortamdır. Üniversitelerde hem hocalar hem de öğrenciler tarafından pek çok siyasi görüş temsil edilir, çeşitli öğrenci kulüpleri kurulu, çeşitli eylemler yapılır; ve bunlar gerçekten zaruridir. Örneğin bir üniversite bünyesinde (atıyorum) “Atatürkçü Düşünce Kulübü” bulunuyorsa ya da üniversite öğrencileri siyasi parti rozetleri ya da Atatürk rozetleri takıp okullara girebiliyorsa (bunlar hep birer siyasi simgedir tabii ki), türban da yine bir siyasi simge olarak üniversitelerde kabul görmek zorundadır. Hatta resmi ideolojinin genel olarak belirttiğinin aksine, türban eğer bir siyasal simgeyse zaten okulda olmalıdır, olmak zorundadır. Onun siyasal simge olması, üniversitedeki var oluşunu meşru kılması gereken bir şeydir; çünkü üniversite tam da böyle bir yerdir.
Bazı önyargılardan, önkabullerden ve kalıp düşüncelerden uzaklaşabilmeniz dileğiyle.
bazen demokratik olarak algıladığımız şeyler aslında içinde bulunduğumuz zaman şartlarında hiç de demoktatik olmayabilir.hatta tehlikeli olabilir.
sevgili kenar dediklerine katılıyorum.üniversitelerde herşey serbestçe tartişilabilmeli, kıyafetler de öyle.vs.vs.
ancak hayat gerçektir ve fikirlerden daha söğuktur.bu demokratik geçiş bu kadar da kolay olmayacaktır.hatta geçişi 15 gunde yeni kanunlarla geçirmek isteyenlerin işine gelmeyecek kadar uzundur.
sözün kısası; demokrasiyi sindiremeden nimetlerini sofraya koyamayız.hazımsızlık yapar.
sevgilerimle..
bu yazıyı okurken çok da türban karşıtı bir anlam çıkarmadım. bilakis “kimseye laf etmem” demiş gibi geldi nutku. e biraz da kendi fikrini koyacak ortaya değil mi? herkesi memnun etmeye çalışmak olduğunu sanmıyorum amacının.
ve sayın kenar, edindiğiniz yargıları nereden çıkardınız anlayamadım. siz de bu yazı üzerinden konuyu hedef şaşırtarak vurmaya çalışmışsınız sanki nutku’nun deyimiyle.