Şeytanla Sohbetler II: Dünya Dönmeye Devam Ediyor
Dünyayı anlamaya çalışmanın eski yüzyıllara göre daha zor olduğunu düşünüyorum. Sırf bu yüzden oldukça şanssız bir nesil olduğumuzu söyleyebilirim. Dünyanın bir öküzün boynuzu ucunda durduğuna inanlar, başına gelenleri anlamak için öküzü anlamaya çalışabilirler ama biz yaşadığımız dünyayı anlamak için üstündeki insanları anlamaya çalışıyoruz. Ve insanları anlamaya çalışmak, hayvanların hareketlerini izah etmekten oldukça zor.
“Galileo’den nefret etmemiz gerektiğini mi söylemeye çalışıyorsun?”
“Yo.. Galileo, öküzü günah keçiliğinden kurtarırken kendi hayatını tehlikeye attığını bilemezdi elbette. İnsanları anlamanın zor olduğunu biliyordu belki, o yüzden idam sehpasında bile “dünya yuvarlaktır” diye bağırıyordu.
“Oradaydım.”
“Galileo idam edilirken mi?”
“Evet. Kucağında bebeğiyle kalabalık arasında idamı izleyen genç kadının hemen arkasında. Yanımda yaşlıca bir adam vardı. Gri sakalını sıvazlıyordu. Galileo idam edilmeden önce ikisinin arasındaki fısıldaşmalar oldukça ilginçti.”
“Ne konuştular?”
Kahvesi bitmişti, bardağın içini gösterip “Kahveyi kendin öğütmelisin. Hazır kahveler ne kadar taze denirse densin taze olmuyor?” dedi hoşnutsuz.
“O niye?”
“Çünkü adamın elindeki yeşil kahve bayat. Şöyle düşün. Sen bir kahvecisin. Bittikçe üreticiden yeşil kahveyi alacaksın, öğüteceksin, satacaksın. Ama kahve ağaçtan yılda iki kez alınır. Bu durumda bir sonraki hasatı beklerken zor durumda kalmamak için stoklayabildiğin kadar stoklarsın. Bu durumda bir ticaret adamı olarak stoktan elinde kalan kahveyi bitene kadar kullanırsın. İyice bayatlamaması için de önce daha bayat olanı kullanırsın. Bu süre içinde bir sonraki hasatın ürünü de tazeleğini kaybetmiş olur.”
“Ne yapayım yani? Taze yeşil kahve mi alayım?”
“That’s the point.” diyip sırıttı.
“Bana kalırsa kahve merakın yüzünden bir gün çıldıracaksın, beni de kafein bağımlısı yapacaksın.” Sol kaşım havadaydı artık.
“Sana yeşil kahve bulabilirim.”
“Aslında bana bu kadar zevk veren bir şeyin oluşumunu görmenin, dahası onu kendi ellerimle yapmanın ondan alacağım lezzeti katlayacağını düşünmüyor değilim.
“Kesinlikle. Ensest ilişkilerin altında yatan sebebin ne olduğunu sanıyordun?”
“Yok artık!”
“Düşünsene; bir babanın kendi öz kızına tecavüz etmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilir ki? Başka ne bu sapkınlığı ortaya çıkarabilir?”
“Şu kendi kızından olan torununa da tecavüz eden sapıktan mı bahsediyorsun?”
“Zevk alma değerleri çoğunluğa uymayan adamdan bahsediyorum. Siz buna kısaca sapık diyorsunuz, evet.”
“Yani bunu normal mi görüyorsun?”
“Ben normal görmüyorum. Zaman içinde kavramın ifade ettiği anlamı değiştirmiş olan sizler tarafından ifade yetersizliği içinde yumuşatılmış olan bu sözcük tarafından normal görülüyor asıl.”
“Ne demek istediğini anlayamadım.”
“Sapık kelimesinin sözlük anlamının tavır ve davranışları normal olmayan veya geleneklerden, törelerden ayrılan kimse olduğunu söylersem zannediyorum beni anlayacaksın.”
“Haklısın galiba, daha iyi bir tanımlayıcı kelimeye ihtiyacımız var.”
“Kesinlikle öyle. Sadece sizin dilinizde değil üstelik, dünyadaki bütün diller bu davranışı tanımlamada eksik kalıyor. Sizin anlamlandırmanıza göre bu durum sadece sizin yaşayış biçiminize ve törelerinize uymadığı için ayıplanıcı olmuş oluyor. Bu durumda bu adamın yalnızca sizin yaşayışınıza uymadığı için mahkum edilmesi haksızlık olmuyor mu?”
“Ama..” diye itiraz etmeye çalıştıysam da beni dinlemedi.
“İşte bu kolonileşmiş yaşamınızın, benzerliklerinizden haz duymanızın, aidiyet duygusunun egonuzu ele geçirişinin sonucu bu. Tüm kelimelerin anlamı buna göre sunulmuş. Hayvanlar yavrularını yiyor, çünkü onların tavır ve davranışları normal olan geleneklerden törelerden ayrılan kimseyi tanımlayan bir sözlükleri yok. Aklınız kabul etmiyor ama diliniz açık kapı bırakıyor bu tür davranışların vuku bulamasına.”
“Tıpkı yasalardaki aksaklıklar gibi…”
“Tıpkı öyle…”
“Ama yasalarla uğraşmak hukukçuların işi. Bu yüzden kahvemi içmeye devam edeceğim.”
“Ah! Doğru ya, bitmişti.”
Mutfaktan döndüğümde işaret parmağını alnına, baş parmağını yanağına dayamış halıya bakıyordu.
“Kahve demişken… Hiçbir misafiri şeker istemiyor diye evinde şeker bulundurmayan “şahıs” şeker isteyen misafirine ne diyecekti?”
“Ahah! Hafızan her seferinde beni şaşkına uğratıyor. Kahvesini şekerli isteyen misafire verilecek en iyi cevap evde şeker kalmadığıdır, sevgili dostum. Bilmelisin ki misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.”
