Izmirli Oykuler

“savaş ve barış”tan, “savaş ya da barış”a

Baris_sinirda_20091019_141701

Bu fotoğraf, görece çok uzun olmayacak bir zaman kesitinde muhtemelen, şu an içinden geçilmekte olan sürecin simgesi olacaktır.

“Barış elçileri” olarak Kandil’den gelen gerilla grubunun sınırdan geçişi, her şeyden önce ‘savaş ve barış‘ politikalarının yeni bir eşiğe geldiğini, ‘savaş ya da barış‘a dönüştüğünü gösteriyor. Usluptaki kırılmaların, “kürt sorunu”na endeksli söylem alanının yeni evrilmeler ve gerilimlerle yeniden biçimlendirilebileceği bir sürece girilmesinden söz ediyoruz.

“Kürt realitesini tanıyoruz”dan başlayarak beliren çatlakların “resmi söylem”de giderek derinleşen yarıklar ve kırılmalarla geldiği bir eşik sözkonusu burada. Eşik, her şeyin hükme bağlandığı ve kesinlendiği bir düzlem değildir elbette; fakat tam bu noktada bunun, hem ‘resmi-egemen söylem’in yapısında hem de ‘ulusalcı reflekslelerle’ çoktandır kemikleşmiş olan ‘toplumsal algılama’da, önce ile sonrayı ayıran bir politik an‘a karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Coşkunun ve tedirginliğin birbirine karıştığı, içiçe geçtiği zamanlardır eşikte olma halleri, doğallıkla.

“Barış elçileri sınırdan geçtiği”nde nihai anlamda reel karşılığı ne olursa olsun, ilk andan itibaren, birbiriyle çatışan taraflar arasında olduğu kadar, söylemlerin kendi içlerinden de bir takım sınırların geçildiğini, geçilmek üzere olunduğunu söylemek mümkün.  Özellikle, politik konumlanışını ’savaş’ın sürdürülmesi üzerinden işleten ‘resmi söylem’in dilini iyice sivriltmesi, canhıraş bir şekilde “ihanetten” ve “vatanın peşkeş çekilmesinden” sözetmesi ve bu dili kullanırken de ister istemez kendi kendini deşifre ediyor olması, atılan sembolik adımların sınırları zorlayıcı etkisini gösteriyor.

İçinde bulunduğu olanaksız koşullar ve çoğunluğun haklı olarak söylediği gibi başından beri sergilediği  “teslimiyet hali”nin demoralize ediciliğine rağmen bir politik irade olarak durmayı ve politika yapmayı başaran Öcalan, son hamlesiyle “patron” olduğunu göstermenin de ötesinde, politik alandaki kırılma noktalarını derin bir yarılmayla karşı karşıya bırakmış oluyor. “Kürt sorunu” bu sınırdan geçme hamlesiyle, hem tarafları hem de genel olarak algılanma düzeylerinde bir evrilme noktasına geliyor.

baris_elcileri_sinirdan_gecti_20091019_154652

Sürecin politik muhataplarını, hem birbirlerin karşısında hem de kendi içlerinde zorlayan/sıkıştıran bir durum ortaya çıkarmaktadır bu hamle. “Kürt tarafı” kendisinin de sıkıştığı zemini bu yoldan açmayı denerken, “ulusalcı egemen zihniyeti” bir kez daha zora sokmaktadır. Bu zihniyet dilini sivriltikçe, çözümsüzlüğü tekrarlayan bir retoriğin sahibi olarak çaresizleşmektedir.

Bir yanda, politik hedefleri ne olursa olsun, kendisini “kanın durması”, “savaşın bitirilmesi”, “hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi” ile ifade eden yaklaşım varken, öbür yanda politik gücü ve resmiyeti ne olursa olsun “son terörist“e kadar kan dökme paradoksunu ve şiddeti vaat eden, inkarı ve imhayı dayatan, adına ne denirse densin belirmiş olan ve otuz yıldır düşük yoğunluklu savaş halinde seyir eden sorunu “devlet terörü” dışında ele alamayan yaklaşım durmaktadır. “Savaş ve barış”ın “savaş ya da barış”a dönüştüğü nokta tam olarak burasıdır.

Sorunun kaynağında durmak“la “çözümün tarafı olmak” arasındaki farkı belirginleştiren bir süreç olarak biçimleniyor gelişmeler dolayısıyla. Kimsenin kazanmadığı savaş durumundan, kimsenin kaybetmediği barış durumuna geçme çabası olarak okunabilir gelişmenin bu yönü; uluslararası güçlerin varlığıyla birlikte ’savaş’ ve ‘barış’ın politik oyunun unsurları olarak alınması sözkonusu edilebilir. Fakat nasıl olursa olsun, sürecin aynı zamanda, sorunu çözme çabalarıyla çözümsüzlüğü politik olarak dayatma arasındaki derin farka dönüşmesi de kaçınılmaz oluyor.

Hem sorunun hem de çözümün ne olduğunu giderek kesinleştiren bir yol ayrımı belirginleşiyor böylelikle. “Çözümsüzlüğün dili”, giderek kendi kendini daha fazla ajite eden bir yolda, “savaşın dili”ni konuşuyor zorunlu olarak. “Barış politikaları” ise, çözüm arayışlarını “kanın durması”, “demokratik hak ve özgürlüklerin sağlanması” ekseninde yürütmeye çalışıyor. Her iki düzlemde de çok taraflı olan konu böylece ikili bir eksene dönüşüyor.

Baştaki fotoğrafın sembolik gücü, tam da bu sürecin dönüşümünde üstlendiği rol dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Endişeli ve kuşkulu da olunsa, savaş çığırtkanlığı dışında, “kürt sorunu”nun “barışçıl çözümü”nün türkiyenin demokratikleşme sürecinde bir eşik olduğunu anlamak zor değil. Dolayısıyla bir yanda yine “savaşçıl çözümsüzlük”, tahammülsüzlüğünü artık dizginleyemediği bir kontrolsüzlükle saldırganlığını derinleştirirken, buna rağmen ve bunun karşısında bu ülkede iyi şeyler oluyor galiba eğilimin güçlendiğini görüyoruz.

Bu süreç elbette, henüz eşiktedir, belki eşikte bile değildir tam anlamıyla, ne yana düşeceğini tam kestiremeyeceğimiz bir boyutta seyretmektedir şimdilik. Fakat eşiğe doğru, “savaş ve barış”tan “savaş ya da barış” doğru adımlar atıldığı ve bu sürecin yeni saflaşmalarla yol aldığı açıktır. Bu haliyle de sürecin resmi söylemdeki bir kırılma anına karşılık geldiğini söylemek mümkün. Dağdan gelen mektubun etkileri ve sonuçları daha da belirginleştirecektir bu süreci. Elbette, eşikte uzun ve sallantılı bir dönem geçirilmesi de kimse için süpriz olmayacaktır herhalde. Süreci “küçük hesaplara” kurban etme girişimleri de tesadüf olmayacaktır yine.

Yazarımızın ilişkili yazısı için bağ.

Tags: , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum Var ““savaş ve barış”tan, “savaş ya da barış”a”

  1. Milli Takım’ın Belçika yenilgisini müteakiben X gastesinin sipor sayfasında, Türkiye’nin Dünya Kupası’na katılamayışının ekonomik boyutu burgulanıyordu. Çeşitli kalemler toplanınca Milli Takım başarısızlığının bedeli 300 Milyon dolarmış. Öfff ne çok büyük bir kayıpmış! Falan filan.

    Aynı gastenin bir başka sahifesinde son aylarda yapılan uyuşturucu operasyonları sonucu 2 Milyar dolar değerinde uyuşturucu ele geçirildiği yazıyordu.

    Yorumun devamını okumayın bir süre düşünün.

    Devam:

    O iki Milyar doların üstüne varalım 152 Milyar dolar ekleyelim. Bilmem kaç aylık uyuşturucu trafiğinin hasılatı. Olmaz mı? Olur.

    ‘Kürtlük’, ‘Türklük’ davasında birileri malı götürdü ama kimler?

    MHP eski genel başkan yardımcısı Şevket Bülent Yahnici 9 yıl önce Türkiye’den her yıl 150 Milyar dolarlık uyuşturucu geçtiğini ve buna nasıl göz yumulduğunu alenen ve dahi adres göstererek anlatmıştı.

    Sonrasında acaba nasıl tepkiler aldı?

    Savaş’ın bu pis sektörü beslediği su götürmez. Buna iktidarlar düzeyinde göz yumulması da ayrıca bir sorun.

    Ne yalan söyliyim Şevket Bülent Yahnici bunları anlattığı gün favori politikacım olmuştu.

    Uyuşturucu trafiği, inkarcılık şu bu bir tarafa, rakamlara bakınca çoook büyük, hükmedici bir güç değil mi ki?

    Uyuşturucu trafiğini durdurursanız savaş bile durabilirdi.

    (Konu bütünüyle bu değil biliyoruz. Ama bunun önemi hiç de az değil. Bunu da görmezlikten gelemeyiz demek istiyorum.)

    #1357
  2. haklisin cüneyt,
    konunun görmezden gelinemeyecek boyutlari var, ben söylem farklarindaki kaymalara, degiskenlere dikkat cektim daha cok…
    atilla dogan’in “iki galip, iki maglup” yazisi, buradaki eksik politik noktalarin bir kismina deginiyor yine…
    savas kendisiyle birlikte bir cok rant kapisinin dogmasini getiriyor, hatta daha politik bir noktadan bakarsak bizzat bu rant kapilari dolasiyila savaslarin ortaya ciktigini ileri sürmek mümkün….
    “savas tanrisi” adli filmde devasa bir lüzumsuz endüstrinin ve (yasal/yasadisi)ticaretin ayakta kalmasi icin gerekce bulmakta hic de zorlanmadigini görüyoruz….
    yine de neden-sonuc iliskilerini bu denklem üzerinden kurmamakta fayda var her zaman…nedenler ve sonuclar, gerekceler ve hedefler sürekli yer degistirebillir, farklilasabilir…görmezlikten gelinemeyecek noktalari hesaba katmak önemli bu nedenle…
    bu dedigin noktadan yola cikarak yazida degindigim meseleye baglarsam, sunu söylemek mümkün: su ya da bu gerekceyle “savas”in sürmesinden ve “cözümsüzlügün” devamindan yana olanlar, bahsettigin uyusturucu trafiginin sürmesinden ve devamindan da yana olmus oluyorlar….
    “son teröriste” kadar durmayacagini beyan edenler, bu meyanda rantin devamini da garanti altina almis oluyorlar (kabaca)….

    #1360
  3. Apo’yu sadece PKK vasıtası ile yargılamak çok yanlıştı. Aynı zamanda Türkiye’nin en büyük uyuşturucu kaçakçılarından birisidir. Zaten PKK’nın en büyük gelir kalemleri, Batı devletlerinden aldıkları yardımlar ile uyuşturucu ticaretinden elde ettikleri paralardır.

    #1371

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle