Resmi tarih karşıtlığı
Bütün bildiğimiz, bizlere öğretilen tarih sorgulanır oldu. Resmi tarih eleştirisi pek revaçta, efendim bu resmi tarih diye itiraz edildiğini daha sık duyar olduk.
Resmi tarih söylemiyle, aslında gerçek olmayan ama bir şekilde kitlelere öğretilmiş, yutturma bir tarihin olduğu kastedilir oldu. Tarih üzerinden eleştirilir olduk.
Önce; tarih niçin okunur, okutulur?
-Geçmiş hakkında entelektüel bilgi birikimine sahip olmak?
- Geçmişin hatalarından ders çıkarmak maksadıyla?
- Milli bir kimliğin, aidiyetin oluşturulması gayesiyle geçmişte yaşanmışlıklardan istifade etmek?
Yeni ve yükselen bir ilgi var tarihe. Geçenlerde bir televizyon programında (5N 1K da Monte Carlo kumarhaneleri sahiplerinden birinin, Cüneyt Özdemir in ) şimdi lüks nedir sorusuna, şimdi lüks ‘tarih’ denilmesi oldukça ilgi çekici. Geç saatlere kadar tarih bilgilerinin ortalıklara döküldüğü programlar yayınlanır oldu keza. Tarihe karşı oluşan bu yeni ilgi elitist bir tavrın ifadesi. Bunun sosyal boyutunu, aidiyet isteği ile olan bağını hocama bırakıyorum:)
Tarih merakının bir başka nedeni – geçmişin hatalardan ders çıkarmak, ilişki içinde olunan devletleri, dünyayı tanımak gayesi de olabilir. Savunma gayeli olabileceği gibi geleceğe bir projeksiyon tutma, geleceği şekillendirme amaçlı da olabilir. Aynı geçmişlerin okunması farklı çıkarlara hizmet maksadıyla farklı yorumlara da sebep olabildiği söylenebilir. Bir İranlı’nın tarih algısıyla, bir İsveç’linin tarihi yorumlayışı, gerek geldikleri gelenek, gerekse beklentileri nedeniyle aynı olmayacaktır.
Resmi tarih? Müfredata bir gönderme var gibi. Yönlendirici, otoriteter bir devletin gölgesi ile şekillenmiş bir tarihe işaret eden bu bakış ciddiye alınmalı mı?
Her an eleştirilen tarih, aşağılık kompleksine ya da başka siyasi mühendisliklere işaret ediyor olabilir mi? Objektif bir tarihten söz edilebilir mi? Tarihe bakışında ideolojik olabileceği söylenebilir mi?
Devletlerarası ilişkilerin çıkar üzerinden yürüdüğü vakıa. Bir devletin bir diğeriyle ilişkilerinde olağanüstü durumlar hariç, deprem vs kurduğu ilişkilerde insaniyeti değil de, devletlerin çıkarını düşündüğün söylemek yanlış olmaz sanırım. Tarihte bu çıkarların kullanılmasında bir araç sanırım.
Bu yüzden sıradan vatandaşa öğretilen tarihin bir takım milli çıkarları öne çıkarması makul sayılabilir. Ve bu illa bir çarpıtmada olmayabilir. Kamuoyunu uyanık tutmak derdiyle de yapılmış olabilir.
Tarihin milli bir kimlik oluşturulmasında, milli bir bilinç oluşturulmasına katkısı inkar götürmez. Kimlik oluşturulmasında tarihin bir alet olarak kullanılması onun bazı konuları öne çıkardığını, bazılarını geride bırakması ile mümkündür. Sanırız bugün resmi tarih denilen şeyde bu. Tabi bunun insani, başkalarını küçümseyici yanlarının her zaman gözden geçirilerek, düzeltilir olması lazım.
Tarih nasıl bir kimlik oluşturuyorsa, bir siyasi tavra denk düşüyorsa; karşıtlığı da bir başka siyasi tavra denk düşebilir. Resmi tarih karşıtlığı eğer bir başka tarih öne süremiyorsa manasızdır. Tarih karşıtlığından başka karşıtlıklara işaret ediyor olabilir. Ve tarih bir siyasi çıkarı desteklemek için kullanıldığında, karşı çıktığı resmi tarih gibi pekala da maksatlı olabilir.
Son zamanlarda önüne gelenin resmi tarihe çatması, söylenenlerin hakikat kaygısından uzak olduğunu düşündürür oldu. Resmi tarih eleştirilerinin çoğunda bir başka grubun üzerinde nüfuz kurarak çıkar sağlama hedefleniyor sanki.

“ASLANLAR, KENDİ TARİHLERİNİ YAZANA KADAR,AVCILARIN YAZDIĞI TARİH MUTEBER KALACAKTIR.” AFRİKA ATASÖZÜ.
Sanırım ilk önce tarihin tanımıyla başlamak lazım.Tarih nedir? Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini YER VE ZAMAN bildirerek, SEBEP-SONUÇ ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır. Yer ve zaman bildirerek olayların gerçek olup olmadığını anlarız.Bütün olaylar bir zincirin halkalari gibi birbirine bağlidir. Her olay kendisinden önceki olayın SONUCU, kendisinden sonraki olayın SEBEBİ’dir. Önceki olayı bilmezsek, sonraki olayı kavrayamayız. Bu diyalektik bir ilişkidir. Tarihte geçen olayları aktardıktan sonra, sonuçlarını değerlendirirken (burada siyaset girer)neye göre değerlendirdiğimiz önem kazanır. Bu sonuçlardan ne şekilde yararlanırız. Siyaset tarihin içine girdiğinden beri, olayların sonuçlarını, sınıflardan bağımsız değerlendiremeyiz. Ulus yaratma sürecindeki burjuvazi, tarihi kendi çıkarı için kullanmakta bir sakınca görmez. Bir ulus yaratılmaya çalışıldığında,o ulusun geçmişindeki “kahramanlıklara” ihtiyacı vardır. Bu kitlelere “milliyetçilik” afyonunu vermek ve bir arada tutmak için gereklidir. Buna “resmi tarih” denir. Geçmişte yaşanan zaferlerin kahramanlıkları anlatılır, yenilgilerin suçu birilerine yüklanir. Tarihi arı bir şekilde araştırmaya başlamak, olayları tarafsız bir gözle incelemek ve sonuçlarını olduğu gibi kabul etmek tarihi tersten okumak olarak algılanabilir. Sorulması gereken soru şudur, yapılan her hareket kime karşı, kimin yararına olmaktadır. İşçiler,emekçilerve bütün ezilen kesimler kendi tarihlerini yazmak zorundadırlar. Karl Marx’ın dediği gibi “dünyadaki tüm mücadeleler ve savaşlar, sadece sınıf savaşlarıdır.
Şunun adını koyalım, kötü olan ırkçılık. Kendi ırkını diğerlerinden üstün görüp onlara eziyet etmek.
Milliyetçilik ile ırkçılık aynı şeyler değil. Bu yüzden milliyetçilik eşit faşizim demek yanlış gibi geliyor. Tanımlarını bilmiyorum, bilen arkadaşlardan rica edicem.
Milliyetçiliği Fransız devriminden başlatıp bunu bir afyon olrak kabul etmekse bana pek mantıklı gelmiyor. Şehirlerini, köylerini, sitelerini korumak istiyen insanlar farnsız devrimindende öncede vardı demek zannediyorumki yanlış olmaz. İnsanın alıştığı,yaşadığı ülkeyi /şehri sevmesinde bir tuhaflık yok. Buraya bir saldırıda (eski zamanlar için söylüyorum) ülkesini savunmasa köle olacak, boyunduruk altına girecek (şimdide öyle değil mi), belki öldürülecek, ailesi , düzeni yok olacak. Bunu söylemeyi sevmiyorum ama babamın dayısı Kırımda savaşmış ordan Çanakkaleye geçmiş ve orda şehit düşmüş, her ailede vardır. Vatanını, düzenini korumasındaki saik için ne diyeceğiz şimdi. Bu saike illa da bir isim vermemiz mi gerekir mi? Tahlil etmeye kalksak bu saike burjuvanın ürettiği afyon diyebilirmiyiz. Dersek bence onlara ayıb olur. Diğer tanımlamaları anmaktan ise haya ediyorum, aklıma dahi getirmek istemiyorum.
“Tarihin milli bir kimlik oluşturulmasında, milli bir bilinç oluşturulmasına katkısı inkar götürmez. Kimlik oluşturulmasında tarihin bir alet olarak kullanılması onun bazı konuları öne çıkardığını, bazılarını geride bırakması ile mümkündür.”
Kesinlikle doğru bir nokta bu. Ve sorarım, aynı şeyi ‘Resmi tarihtir’ bu feryadı basanlar da aynı şekilde yapmıyorlar mı yani? Ama kendilerinkine ‘resmi tarih’ diyemiyorlar zira henüz iktidar değiller. Onlara sempati kazandıran tek çerçeve şu ‘muhalefette’ olmanın avantajı gibi görünüyor. SSCB de tarih yazdı, MOCU ÇİN’de. Bunlar ‘Gayri resmi’ tarihler miydi?
Bennce tarih, ideolojik bakışların niteliğine göre malzeme toplanan bir alet kutusudur. Önemli olan bir yapıyı kurarken, kullanacağınız aletleri, birleşimi, güzelliği ve merhameti çıkaracak tarzda seçmektir.
Ayrıştırmayı teşvik edecek tarzda değil.
Yazınız için teşekkürler Enis Bey.
SSCB’nin de, Çin’in de tarihlerini biliyoruz ve eleştiriyoruz. SSCB’nin tarihini okuyabilmek için Marxizmi bilmek gerekir. Stalinist bürokratik aygıtın ürettiği resmi tarihi, daima eleştirir Marxistler. Aynı şeyi Türkiye tarihi içinde yaparlar. Geçmiş red ile değil, eleştirerek anlaşılır. Aydın olma sorumluluğu, devlet zarar görür diye yapılanların üstünü örtmek ya da mazur görmek değildir. Tam tersine bireyi devlet karşısında uğradığı haksızlıklara karşı korumaktır. Marxist aydınlar ise insanların bir daha zarar görmeyeceği bir dünya isterler ve mücadele verirler. Tarihi olduğu gibi okumak ve tüm ezilenlerden yana sonuç çıkartmak bunun için önemlidir.
1. Aydın olma sorumluluğu ezilenlerin yanında olmaktır ve şu paradigmayı da görmektir; “daha iyisini bulamadan, ellerini birişeyi yıkmaya koyuluyorsan dikkat et, herkesi bunun altında bırakmayasın.”
2. ‘SSCB’nin tarihini okumak için Marxizmi bilmeniz lazım.’ Burada da bir eleştirilmezlik alanı yaratma çabası var gibime geldi ( hayır yoksa benim kötü niyetimden kaynaklanmıştır. Affediniz.) İyi de, başka konuların, miiletlerin tarihini okumak için, bakıyorum, maaşallah hiçbir şeyi bilmek gerekmiyor. Direk atlanabiliyor meseleye.
SSCB için marxizmi bileceksin, ha diğer tarihi vakaları da marxizmden okuyacaksın(?)Bir diyalektiktir gidiyor. İyi ki de Hegel ortaya çıktı da marxist söylem kapıverdi bunu ondan.Hiç kimseye de söz hakkı vermiyor. Tarihe benim gözümden bakmayanlar kördür deyiveriyor.
3. Bireyi devlet karşısındaki haksızlıklara karşı elbette korumak lazım. Onu da birkaç yazımda yazdım zaaten. Haksızlıkları görmek için Marksist olmak da gerekmiyor. Devleti varlığının gerekliliğini düşünen ve marksist olmayan herkes de öyle sandığınız gibi devlet ne yapmışsa doğru yapmıştır, aman eleştirmeyelim demiyor.
4. Marxist aydınlar çiçek gibi, cillop gibi dünya istiyor geri kalan marksist olmayanlar da ne kadar insancıl da olsalar, vahşi, rezil, pislik içinde bi dünyanın özlemiyle yanıp tutuşuyor mu?
Ne söylediğiniz değil,ne yaptığınız önemlidir. Diyalektik bir yöntemdir. Sekülerizmi ileriye götürür ve daha iyi anlamamızı sağlar. Diyalektik düşünce Hegelin bulduğu bir şey değildir, Heraklitos ilk olarak incelemiştir. Sokarates’te bu yöntemi kullanmıştır. Hegelin ulaştığı mantık,devletin insanlığın bulduğu en üst ve iyi aşama olduğudur. Devlet tüm sınıfları kapsayan bir çatıdır. Marx baş aşağı duran bu mantığı ayakları üzerine diker ve Devlet sınıflı toplumların ulaştığı en üst çatıdır der. Sınıflar ortadan kaltığında devlette sönümlenecektir. Marx’ta diyalektik materyalizmle birleşir. Diyalektik tez, anti tez ve sententezden oluşur. Bu bize “düşünme yöntemi” sunar. Olayları nedenlerine ve sonuçalrına göre değerlendiririz. Sorarız bu yapılan kime yarıyor.
Kapitalizmin ne olduğunu bilmeden kapitalizm eleştirisi ne kadar anlamsızsa, Marxizmi bilmedende SSCB ve diğerlerini eleştirmek o kadar anlamsızdır. Marxizm eleştirilmez diye bir şey yok. Eleştirisiniz elbette, Marxistlerde eleştirilere cevap verirler.
Marxist olmayanların “rezil, vahşi, pislik içinde bir dünya istediği” şeklinde bir yorumum olmadı. Kapitalizmin insanları köleleştiren, doğayı tahrip eden doğasından bağımız, düzgün işleyen, kriz üretmeyen, insanları mutlu eden bir doğası olabilseydi Marxistler bunu canı gönülden savunurdu. Sadece bir örnek: İşçilerin işlerini, sosyal haklarını kaybetmelerine neden olan özelleştirmeler kapitalizmin uygulamalarıdır. Olayın bütününe bakabilmek için diyalektik düşünceye ihtiyaç vardır. Sırf eleştiri olsun diye bir şeyler yazmak eleştirdiğiniz konularla ilgili bilgi sahibi olmamak, yarı aydın mantığına denk düşer.
Birçok bilinen yine dile gelmiş Marksın Hegel’in başaşağı duran mantığını ayaklarının üzerine kaldırdığı vs.
“Marxist olmayanların” rezil, vahşi,pislik içinde bir dünya istediği” şeklinde bir yorumum olmadı.Kapitalizmin insanları köleleştiren,doğayı tahrip eden doğasından bağımız,düzgün işleyen,kriz üretmeyen, insanları mutlu eden bir doğası olabilseydi Marxistler bunu canı gönülden savunurdu.”
şu cümlelerden de anlaşılıveriyor ki, marksist olmayanları koyduğunuz çerçeve kapitalizm çerçevesi oluveriyor ‘otomatik olarak’. “Marksist olmayanlar kapitalisttir.” Böyle önermeler nasıl sunulabiliyor?
Marksist olmayanlar arasında, kapitalist olmayanlar da var. Bu ne zaman ‘anlaşılacak’ çok merak ediyorum.
AYRICA: diyalektiğin Hegelle ortaya çıktığını söylemiş de değilim. söylediğim şey Hegelin diyalektik yönetminin marksistlere ‘ilham’lar sunduğudur.
Doğrudur,Marxist olmayanların içinde kapitalist olmayanlarda var.Ama onlar muradlarını açık açık anlatsa bizde anlasak.Marxismi kötülemekten başka bir iş yapmadıklarından olsa gerek.Resmi tarihi savunarak,kapitalizmin değirmenine su taşıyan biri, nasıl kapitalizm karşıtı olur onuda anlamış değilim.
1.Resmi tarih konusunda ayan beyan bir yazı var yukarıda.
2. Resmi tarihi savunuyor değilim,resmi tarih diye birşey olmadığı gibi gayri resmi tarih diye de birşey yoktur. Tarih yazımı bir paradigma meselesidir. Araştırmacı, araştırmalarında bir kanaat elde eder ve bu kanaate göre tarih araştırmasını şekillendirir. Objektif olmaya çalışsa bile, tamamıyla objektif olamaz. Marksistler nasıl benim yazılarımdan alınıyorlarsa ve bunları dile getirmem karşısında, yaptıkları iyi şeylerin vurgulanmasını istiyorlarsa, diğer kesimler de bunun gibi davranırlar. (Etki tepki meselesidir bi de)
3. Kapitalizmin dümenine su dökenler şu an Etnisite temeline vurgular yapanlar da olabilir (Okuyunuz: Zygmunt Bauman Postmodernizm ve Hoşnutsuzlukları Yerelleşme, etnisite ve küreselleşme-tabi sermayenin küreselleşmesi- arasındaki ilişki üzerine vurgular.)
4. Ha unutmadan;Koca bir SSCB den dev gibi bir kapitalizm de doğmuştu. Koca Sosyalist Çin, bu ad altında en büyük kapitalistlerden biri. (bunlar da güya kapitalizmin değirmenini kıracaklardı. TEK BİR ÖRNEK BİLE DEĞİLLER. Hepsi aynı işi yapmak zorunda mıydı? Hepsi de en sonunda vahşi kapitalist olmak zorunda mıydı?
Öncelikle Marxistlerin sizin yazınızdan alındığı yok,tutarlı bir eleştiri getirmediğiniz için,sizi Marxizmi öğrenmeye tanımaya davet ediyorum.Ondan sonra oturup konuşuruz.SSCB’nin dağılmasısından sonra tutarlı bir analizi yapılmıştır.Dağılmadan öncede yapılmıştır.(Trotskiy’in,ihanete uğrayan devrimi,marxizmi savunurkeni,Çin devrimi üzerine yazılarını,okuyunuz.)Ulusların kendi kaderini tayin hakkı yanlızca Marxislerin savunduğu bir şey değildir,BM sözleşmelerinde vardır.Türkiye Cumhuriyeti BM’ye üye olurken bunu kabul etmiştir.İnsanların ana dillerini konuşmaları,eğitim görmeleri,çocuklarına kensi dillerinde isim koymaları,zorla kimleliklerini unutmaya zorlanmaları kötüdür demek,baskıya,zulme uğrayanları savunmak ne zamandır etnik ayrımcılığı körüklemek oluyor.Post modernizm denilen şey,burjuvazinin eski usulleri terkedip,kendi çıkarlarına göre dünyayı yeniden şekillendirmesi değilmidir.Etnisite konusunda küçük bir örnek:Bulgaristandaki Türklerin isimleri değiştirilmeye çalışıldığında hepimiz ayağa kalktık,ama kendi ülkemizdeki Kürtlere hak tanınmasına bölücülük diyoruz.Bu ne çelişkidir.Kıbrısta yüzbin Türke devlet isteyenler,onbeş milyon Kürte ana dillerini bile çok görüyor.Kim bu konularda Marxistlerin iki yüzlü davrandığını iddia edebilir.
Siz beni ya okumadınız ya da (okuyup, kabullenemediğiniz için,ve bu yazıları değersilzşeitirmek, muhtemelen altta kalmamak için yazdığım ve söylediğim herşeyin bir saçmalık olduğunu ima ettiğiniz için) ajitasyon yapmak bir alışkanlık oldu sizde. Uzun bir cevap vermeyeceğim;
Kürtler konusundaki düşüncelerim;
AÇILIMIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ adlı çalışmamda
Hem sosyalizmin hem de barbarlığın birarada olabileceğini gösteren ve terörle aranızdaki duygusal bağları irdeleyen ve bizzat fikir adamlarınızdan örneklerle süslediğim düşüncelerim;
SOSYALİZMİN HALLERİ adlı çalışmamda var.
Irakın neden bölük pörçük olduğuna dair açıklamalarım ve buradan Türkiye için çıkarılabilecek dersler
ULUSLARIN İMTİHANLARI ve TÜRKLER adlı çalışmamda var.
Bulgaristan Türklerinden bahsettiniz madem. Bir de böyle yorumlarım vardı Açılımın Düşündürdükleri adlı yazımın altında kopyalayıp yapıştırıyorum:
1
Türkiyeyi birlikte tutan harcın içinden bir unsuru koparıp aldığınızda, göreceksiniz; Türk diye alerji duyduğunuz o yapının altından hiçbir etnik unsur çıkmayacaktır.
Ama en kötü senryo olarak; bundan sonra bizi bir arada tutacak harç bulundu mu?
Kürtlerin istekleri nerede bitecek?
Barış adına durmaları gereken noktayı görebilecekler mi?
Türk milleti, şimdiye değin yapılan hatalarını kabul etmiş olacak ki, açılımda mümkün olduğunca itidalli davrandı; Kürtçe tv, anadilin özgür bırakılması konusunda; eski ve köhne paradigmanın değişmesi için bir irade sergiledi. Peki bu irada, bir siniklik, bir acziyet, sıranın şimdi başkalarına gelmiş olması olarak algılanacak mı?
Eğer algılanacaksa, var olan çaba, şimdiye değin yaşanmış acıları geride bırakacak başka bir dehşet senaryosuna dönüşebilir.
-şu aşamada-tehlike budur.
Yoksa Emine Ayna’nın sözleriyle mi barış gelecektir? Eruh’ta Türk Askerine kurşun sıkılan günün; barış festivaline dönüştürülmesiyle mi barış gelecektir? Öyle mi zannediyorsunuz?
2
Basiret nedir?
1. 1989 öncesi, Türkçe yasak, ibadetler yasak, toplu bir isim değişikliğiyle, bırak hayatta olanları mezardaki dedelerimizin ismi bile değişiyor. Bulgaristanda Türk yoktur deniyor.
2. Kitlesel bir hareketi, bir miliyon insanı hapse atamayacaklarını gören Bulgar etnikçiler en sonunda Türk’lerin dillerini, dinlerini ve isimlerini iade etmişlerdir.
3. Bu noktadan sonra DPS (Hak ve Özgürlükler hareketi) 8 yıl hükümet ortağı oldu.
4. Bu parti, Bulgarların bariz çoğunlukta olduğu, Bulgaristanın Büyük şehirlerinde de belediye başkanlığı kazandı. Acaba nasıl?
HÖH’ten Kasım dal şöyle demişti; “sadece Bulgarların yaşadığı bölgelerde de bizim milletvekillerimiz var.”
Çünkü Türk etnosuna dayalı bir parti olmaktan çıktı. DTP’nin söylem olarak yaptığını eyleme döktü. Bulgar halkı bu partiye güvendi.
Nasıl? Türkler federasyon istemedi, özel polis gücü istemedi, bunlar için zaaten dağa çıkmamışlardı. hiçbir zaman Terör eylemine bulaşmamışlardı.
Sonra? Sekiz yıllık iktidar döneminde Hak ve Özgürlükler partisi, Türklerin Kırcaalindeki ilçelerinde değişen yer adlarını hiçbir zaman gündeme getirmedi mesela. Cebel gibi yüzde 99 u Türk olan bir muhitte (ilçe) dahi bugün caddelerin ismi şöyle; Petko Voyvoda (bu voyvodanın kimlerle savaştığını tahmin edin artık) İvan Vazov ( Türklere karşı komitacı ve çeteci olarak savaşmış bulgar milli şair ve yazarı) Okul ismi: Hristo Botev (Bulgar milliyetçisi ve Türklere karşı komitacı olarak savaşmış bulgar yazar).
Peki ya komünist dönemde ismi değişen Mestanlıyken, Momçilgrad olan ilde yaşayan yüzde 90 lık Türk çoğunluk, ya bunun ismi tekrar mestanlı olsun demedi, siyasi imkanı varken?
(Bunları söylemekten kastım Güroymak tekrar Norşin olmasın değil elbette. Ama çok ince ve çok önemli birşeyi, barışın nasıl inşa edilebileceğini vurgulamak istiyorum.)
bu, işte, demokrasi kültürüdür sevgili Cüneyt.
Yarayı kaşımak istememe, temel haklardan sonra, mutabakat sağlanamayan bir ortamda, toplumun ayrışmasını istememedir. Ayrıştıracak hareketlerden çekinmedir. Özümsenmiş bir reflekstir.
Haa, komünizmin bütün baskılarına rağmen, üstelik Türkiyeyle olan kapılar kapalıyken, kalkıp Türklerin terör örgütü kurmamasını da sadece Türkiye faktörüne mi bağlayacağız?
Herşeye rağmen, acılar cazgır bir biçimde hatırlatılarak azalmaz. Elbette unutulmamalı, unutturulmamalıdır da. Fakat eğer barış için adım atılacaksa, bu tek yönlü olmaz.
Düzeltme: Bu da komünistlerin üzerine kalmasın, Mestanlı il diye yazmışım ki ilçedir ve ismi 1934 senesinde Momçilgrad olmuştur.
Merhaba arkadaşlar,
Marksizm ve Marksistler “fildişi kuleler”den yaşama müdahale etmezler. Tarih boyunca, komünist işçi, köylü ve aydınlar salt kapitalist ülkelerde zulme uğramamışlardır. Başta SSCB olmak üzere bir çok bürokratik ve “milli sosyalizm” olan yerlerde de bolşevik-leninistler zalimlerin gadrine uğramıştır. TKP (şimdiki “çakma” olan değil, 1920′de kurulan) yöneticilerinin öldürülmesi, Endonezya’da 1965′de (ÇKP-CIA operasyonu ile bir buçuk milyon komünist parti üyesinin katliamı, Macaristan, Nazi Almanyası, Yünanistan, İspanya Vietnam, Küba, Eski Çekoslavakya v.s tüm buralarda gerçek komünistler rejimler tarafınadan “tasfiye” edildi. Bu tarihi anlatım hangi şablona girer. Resmi tarihe mi, gayri resmi tarihe mi? Bence her ikisine de sığmaz; çünkü gerçekler inatçıdır ve mızrak çuvala sığmaz! Bizim işimiz gerçeği bulmak olmalıdır. Doğruyu değil…
Sevgilerimle…
1)Türkiye’yi birlikte tutan harç, sadece baskıdır.
2)BTP(DTP) sadece Kürtlerden oy almaz
3)Hristo Botev, Osmanlılara karşı Bulgar özgürlük mücadelesinin önemli kişilerinden biridir. İşgal altındaki ülkesini savunmuş ve ölmüştür.
Bu bize ezen ulus milliyetçiliği ile ezilen ulus milliyetçiliğini ayırmayı öğretir. Birde Kırcaalinin, Osmalılar Bulgaristanı işgal etmeden önceki adı neydi acaba. O ad yeniden verilmiş olmasın.
4) “Kitlesel bir hareketi, bir miliyon insanı hapse atamayacaklarını gören Bulgar etnikçiler en sonunda Türk’lerin dillerini, dinlerini ve isimlerini iade etmişlerdir.” Aynı şey Kürtler içinde geçerli olacaktır. Türk etnikçiler Kürtlerin hepsini hapse atamayacaklarını ya da katledemeyeceklerini anladıklarında dillerini kültürlerini ve özgürlüklerini iade edeceklerdir.
Bulgaristandaki Türkler her şeyden önce Osmanlının kalıntılarıdır. Oraya efendi olmak için götürülenlerdir. 400 sene efendilik yapmışlardır. Kürtler ise bu toprakların kadim halkıdır. Bu Bulgaristandaki ya da Yunanistan’daki Türklerin hakları yok sayılsın demek değildir. Oradakiler baskıya uğradıklarında “anavatanlarına” ricat etmişlerdir. Ama Kürtlerin anavatanı Anadoludur, Mezapotamyadır. HÖH 8 yıl hükümet ortağı olmuştur, peki BTP hükümet ortağı olabilir mi acaba, Türkiyenin “efendileri” buna izin verir mi? Seçilmiş milletvekillerini, belediye başkanlarını kelepçeleyerek, aşağılayarak, intikam alırcasına muameleye tabi tutulmasına Kürt halkının nasıl bir tepki vermesini bekliyorsunuz.
Bu arada bende göçmen bir ailenin çocuğuyum, öteki olmanın ne demek olduğunu iyi bilirim. Milliyetçiliğin çimento değil, ayrıştırıcı olduğunu ailem bizzat yaşamıştır.
Son olarak; Dr. Samuel Jonson “alçakların son sığınağı milliyetçiliktir” sözüne sonuna kadar katıldığımı belirtirim. Ve benim açımdan bu tartışma burada bitmiştir.
Göksel eren
Aralık 26, 2009, 9:57 pm1)Türkiye’yi birlikte tutan harç, sadece baskıdır.
2)BTP(DTP) sadece Kürtlerden oy almaz
3)Hristo Botev, Osmanlılara karşı Bulgar özgürlük mücadelesinin önemli kişilerinden biridir. İşgal altındaki ülkesini savunmuş ve ölmüştür.
Bu bize ezen ulus milliyetçiliği ile ezilen ulus milliyetçiliğini ayırmayı öğretir. Birde Kırcaalinin, Osmalılar Bulgaristanı işgal etmeden önceki adı neydi acaba. O ad yeniden verilmiş olmasın.
4) “Kitlesel bir hareketi, bir miliyon insanı hapse atamayacaklarını gören Bulgar etnikçiler en sonunda Türk’lerin dillerini, dinlerini ve isimlerini iade etmişlerdir.” Aynı şey Kürtler içinde geçerli olacaktır. Türk etnikçiler Kürtlerin hepsini hapse atamayacaklarını ya da katledemeyeceklerini anladıklarında dillerini kültürlerini ve özgürlüklerini iade edeceklerdir.
Bulgaristandaki Türkler her şeyden önce Osmanlının kalıntılarıdır. Oraya efendi olmak için götürülenlerdir. 400 sene efendilik yapmışlardır. Kürtler ise bu toprakların kadim halkıdır. Bu Bulgaristandaki ya da Yunanistan’daki Türklerin hakları yok sayılsın demek değildir. Oradakiler baskıya uğradıklarında “anavatanlarına” ricat etmişlerdir. Ama Kürtlerin anavatanı Anadoludur, Mezapotamyadır. HÖH 8 yıl hükümet ortağı olmuştur, peki BTP hükümet ortağı olabilir mi acaba, Türkiyenin “efendileri” buna izin verir mi? Seçilmiş milletvekillerini, belediye başkanlarını kelepçeleyerek, aşağılayarak, intikam alırcasına muameleye tabi tutulmasına Kürt halkının nasıl bir tepki vermesini bekliyorsunuz.
:Hristo Botev dedin kişi bulgarları ayklandırarak türk köylerini basıp soykırım yapmış bulgar dagğ cetelrinin başı sayıla bilcek bir canidir aynı imralı canisi gibi tek farkları bulgarlar samanlıklarda coukları ve kadınları toplayrak yakmasıdı benzerliklerise hep masum insanları katletmesidir bu kişler örnek verdin kişiler aynı senin gibi faşizan bir düşüncede.
söylemlerise yani maskeleri özgürlük söylemleri
Aynı resmi tarih,Ermenilerinde Türk köylerine baskın yaparak Türkleri soy kırıma uğrattığını iddia eder.Ve Bulgaristanda bir milyon Türkten bahsediliyor,Bulgaristanın nufusu göz önüne alındığında,söylendiği gibi Türklere soy kırım yapıldığı değil,safsata olduğu ortaya çıkar.
Ben bu ”Bu resmi tarih yanlıştır” sözlerini anlamıyorum. Yani sanki kendileri arkeolojik çalışmalar, derin arşiv çalışmaları yapmışlar da çok büyük yalanları ortaya çıkarmışlar.
Hayır efendim. Öyle olsa zaten, sosyal bilimlerdeki helezonik diyalektik çerçevesinde gerçek olan kabul görür, resmiyet kazanır.
Sağdan soldan, bölük pörçük okuduklarını gelip de araştırmacı-yazar tarih profesörü edasıyla anlatıp caka satmaktan başka bir şey değildir, ”bu resmi tarihtir, yanlıştır” söylemi.
Ayrıca, Dr. Samuel Jonson “alçakların son sığınağı milliyetçiliktir” demiş. Fakat bu söz bitirici bir söz değildir, son noktayı koyamaz. Sadece bir tez olabilir.
Yoksa başka birisi de çıkar ”Marksizm, demokrasi düşmanı teröristlikten başka bir şey değildir” falan der.
Empati kuralım ve bilimsel bilgiler ışığında tartışalım beyler.
“Son olarak; Dr. Samuel Jonson “alçakların son sığınağı milliyetçiliktir” sözüne sonuna kadar katıldığımı belirtirim. Ve benim açımdan bu tartışma burada bitmiştir” En iyi savunma saldırıdır (bknz jung)..kutlarım,(vicdani)hayatınızı birincilikle bitirmişsiniz.
Asım bey,katılmadığım tek bir cümleniz var:”Empati kuralım ve bilimsel bilgiler ışığında tartışalım beyler.” ne yani SPY’de bayanlar söz sahibi değiller mi,tartışamazlar mı?
)