Pazar Gününden Aklımda Kalanlar
Herkes gibi ben de Pazar günü, kahvaltı sonrası gazeteleri alıp şöyle bir taradım. Türkiye’nin günler, hatta aylardır meşgul olduğu malum gündem meseleleri vitrin sayfalarını süslüyordu gazetelerin gene. Darbe iddiaları, Adli Tıp Kurumu, TSK, açılım, AB ile protokoller.
‘’Fakat Türkiye’nin gerçek gündemi bunlar mıydı?’’
Tatlı Hayat
Bir gazetenin 31 Ocak (yani bugün) sayısında, ‘Tatlı Hayat’ adlı köşesinde ‘Verda’nın çılgın partisi’ adlı bir haber bulunmakta. Haberde de
‘’Verda Penso, babası Levent Penso’nun sahibi olduğu Esentepe-Astoria Alışveriş Merkezi’nin içinde yer alan Clementine Restaurant’da önceki gece çılgın bir parti verdi. Verda dansçıların seksi şovu ve yastık savaşıyla öyle coştu ki bir ara kendisi de çılgın eğlenceye karıştı. …’’
Özal varlık vergisini neden kaldırmıştı? Çünkü vergiler sızıntıdır. Yani W= T+S+M formülünün T kısmını oluşturan vergiler, efektif talep yetersizliğine neden olur. Çünkü Özal yatırımı engelleyici bir faktör olarak görmekteydi. Bu vergiyi kaldırınca işadamları daha çok yatırım yapacaklardı. Öyle değil mi?
O işlerin öyle olmadığını yukarıdaki haberden görüyoruz. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyorsunuz da, bu kadar da değil artık. Yatırımsızlık nedeniyle Türkiye %6.5 küçülüyor, ama birilerinin eşi, dostu, kızı, çocuğu abuk subuk partiler düzenleyecek.
Hem görüntüsü ve konsepti itibariyle gayri-ahlaki hem de bu kadar aç, işsiz insan varken böyle bir yaşam tarzının var olması sebebiyle de gayri ahlaki.
Demek ki bu kadar ‘’Neoliberalizm’’ fazlaymış bize.
Ayrıca, sistemi sorgulamanın vakti de geçiyor zaten. 70’lerden bu yana dünyanın en uzun durgunluğu ve reel ücret düşüşü yaşanmaktadır.
Günümüzde, İngiltere gibi, bizim de varlık vergisi koymamız, ABD gibi finansal sektöre kısıtlama getirip, hatta (AIG örneği) devletleştirmemizin vakti geldi.
Biz ise Tekel’i özelleştiriyoruz.
Millet gider Mersin’e, biz gideriz tersine.
Tekel’in 4/C’si
Tekel demişken, Tekel işçilerinin direnişi gerçekten Türk halkı için içtihat oluşturabilecek bir görüntü çiziyor. 80 darbesinden sonra unutulan direniş ve hak aramanın, yeni sembolü haline geldiler bence.
Gazetede şöyle bir göz gezdirirken, öğrendim ki, Başbakan 4/C kapsamında çalışanların yıllık ücretli izinlerinin olmadığını, kıdem tazminatı alamadıklarını, Perşembe akşamı Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’dan öğrenmiş. Bu vahim durumu basına açıklayan Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel, Başbakan’ın bu vaziyeti öğrendiğinde sürekli ‘’Nasıl olur?’’ diye sorduğunu da ekledi.
Yani gülelim mi, ağlayalım mı?
Demek ki danışmanları, bakanları başbakana yeteri kadar bilgi vermiyorlar. Öyle mi? Acaba Türkiye’de hakimiyeti ‘’kayırsız , şartsız’’ milletten alıp, ellerine geçirmek isteyen plütokratik bir ‘’terör örgütü’’ mü var?
SOL’un özeleştirisi
Dünün görsel yayın organları, bugünün de yazılı yayın organlarında gösterildiği üzere Kemal Kılıçdaroğlu, solu ‘’bombaladı’’.
Bence yaptığı çok düzgün ve tutarlı bir özeleştiriydi. Sol derken tabi ki çeşitli varyasyonlarını saymak lazım. Belli bir kesim marjinal sol zaten kalmadı gibi bir şey.
Bir, biz sosyal demokratlar kaldık solcu denebilecek, biz de %17-%20 civarı çıkıyoruz bu yapılan anketlerden okuduğumuz kadarıyla.
Kemalist diye geçinenlerin aslında Kemalist falan olmadığını, sürekli Atatürk’ün Devletçiliği ve Halkçılığı ilkelerini unutup, Nişantaşı’nda şampanya yudumladıklarını biliyoruz.
Atatürk’ün dediği gibi nasıl hocalık sarıkla değil dimağla* oluyorsa, Kemalistlikte fularla değil dimağla oluyor.
Zaten sağımız solumuz karışmıştı bu soğuk savaştan sonra, bilhassa. -öyle ki DTP gibi Kürt Milliyetçiliği yapan , eşbaşkanlarından birisinin toprak ağası olduğu bir partiye bile sol(!) deniliyor- Bu açıdan, Sayın Kılıçdaroğlu’nu kutluyorum.
Evet, doğru. Sol Türkiye’de ölmeye yüz tuttu. Bazı kesim, bize bir şey olmaz diyerek, arkalarına bürokrasiyi ve (Atatürk’ü- hep eleştiririm-) almış olmanın verdiği güçle oturdukları yerden konuştular.
Oysa iktidar partisi, hakikaten sürekli, oy için çalıştı, savaştı.
Umarım Kılıçdaroğlu’nun bu tokadı, belli bir kesimi kendine getirir.
Tarihsel diyalektik çerçevesinde her tez, ant-tezini yaratmakdatır. Umarım Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı, sağlam bir anti-tezin başlangıcını oluşturur.
Cümleten hayırlı pazarlar.
_______________________
*dimağ : zihin, beyin.
