katiller komitasi

Osmanlıdan Günümüze Milliyetçilik! -1-

1. Bölüm

Irkçılık ne zaman başlamıştır bu topraklarda, ayrımcılık hep vardı ama ırkçılık. Jön Türk’lerden İttihat ve Terakki’ye, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Nihal Atsız’lar dan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne, oradan Milliyetçi Hareket Partisine kadar nasıl geldi? Cumhuriyet ırkçılık üzerine mi kuruldu, Kemalizm’in ırkçılıkla bağlantısı var mı? Tüm bu yaşananlar, muhafazakârlaşma, “yeni Osmanlıcılık”, emperyalist hayaller, ırkçılığı körüklüyor mu? Bu yazıda bunu ele almaya çalışacağım.

Avrupa’da burjuva devrimleri sürerken yeni ideoloji uluslaşmak (ya da Ulus-Devlet) olarak ortaya çıkmıştır. Kadim imparatorluklar içeririsin de yaşayan halklar, kavimler ve dini azınlıklar kendilerini ulus olarak telakki etmeye başlamışlardır. Bu kadim imparatorlukların çözülmesine neden olmuştur. Avrupa’da ki toprakların kaybı Osmanlı imparatorluğunda da ulus bilincinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. III. Selim döneminden itibaren başlayan siyasal, ekonomik merkezileşme dönemi, önceden gevşek bir şekilde devletin tabası durumundaki halkı, yavaş yavaş vatandaşlık bağıyla kuşatmanın ilk adımlarını atmaya başlamıştı. Avrupa’nın bu yeni ulus olgusu çok uluslu Osmanlı sistemini derinden etkilemiş, bu sürecin sarsıntı ve çalkantıları yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca devam etmiştir. Teknolojik gelişmeler, yazılı yayınların artması dil birliğini zorunlu kılıyordu. Aynı zamanda çok uluslu, çok dilli, çok dinli bir yapı olan imparatorluk bu gelişmelere karşı direnç gösteriyordu. Ama bir türlü çözülmelerin önüne geçemiyordu. Çözülmeye karşı İslam veya Osmanlılık çerçevesinde İmparatorluğun bütünlüğünü sürdürme çabaları ise daha baştan yükselen ulusçuluk akımları nedeniyle başarısız kalacaktı. Bütün bu hareketlenmelerin arasından, görece gecikmeli olsa da yeni akımın ruhuna uyan Türk ulusçuluğu kapitalist dünyanın yeni bir aktörü olarak doğmuştur.

Jön Türk’ler

19. yüzyılda Osmanlı imparatorluğunda batı tarzı fikirlerin yayılmasını ve batı tarzı bir idarenin olmasını isteyen bir grup aynının oluşturduğu bir gruptur. Namık Kemal, Ali Süavi ve Ziya Paşa gibi meşhur isimlerin kalemleri ile dile getirdikleri fikirleri, “Osmanlı Devletine meşrutiyet idaresinin getirilmesi ve bütün azınlıklara Avrupai tarzda hak, hürriyet verilmesi” şeklinde özetlenebilir. Avrupa’da çeşitli faaliyetlerde bulunduktan sonra bir ara dağıldılar. Daha sonra Paris’te 4 Şubat 1902’de Paris’te toplanan Birinci Jön Türk Kongresi yapıldı. Osmanlı devletinin çeşitli yerlerinden toplanan kongre üyeleri bir karar alamadan dağıldılar. 27-29 Aralık 1907’de yine Paris’te toplanan İkinci Jön Türk Kongresine; İttihat ve Terakki, Prens Sabahattin’in Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet cemiyetleri yanında, Ermeni Taşnak-sütyun komitesi de katıldı. İran Mebusan Meclisine dostluk telgrafı çekilmesine, Makedonya’daki Rum, Bulgar v.s. komitelerinin devlete karşı olan isyanlarının desteklenmesine, diğer gizli cemiyetlerin birleştirilerek ihtilalci yayınlar yapılmasına karar verildi. Osmanlı devletinde meşrutiyete giden yol açılmış oluyordu.

İttihat ve terakki

Türkçesi birlik ve ilerleme derneği olan İttihat ve Terakki ilk nüvesini 1889′da Askeri Tıbbiye Mektebi’nde kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti adlı gizli örgüt oluşturdu. Bu örgütü İshak Sükûti (1868-1902), İbrahim Temo (1865-1939), Abdullah Cevdet (1869-1932), Mehmed Reşid ve Hikmet Emin adlı beş öğrenci kurdu. Ahmet Rıza beyin önderliğindeki bu grup Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adlı örgütü kurdu ve 1895′ten itibaren Osmanlıca ve Fransızca yayımlanan Meşveret adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1896′da yapılan kongrede, daha liberal ve İngiliz yanlısı görüşleriyle tanınan liberal Mizan gazetesinin editörü Mizancı Murat Bey cemiyet başkanlığına getirildi. 1897 başlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi Cenevre’ye taşındı. 1902’de yapılan 1. Jöntürk kongresinde örgüt Prens Sabahattin’in önderliğindeki liberallerle, Ahmet Rıza önderliğindeki milliyetçiler arasında bölündü. 1905’ten sonra İstanbul’dan gelen Doktor Nazım ve Bahattin Şakir tarafından örgüt çalışmalarına hız verildi. 1906 Eylül’ünde Selanik’te posta zabiti Mehmet Talat tarafından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu ve örgüt sürgündeki Jöntürk’ler ile irtibata geçti. İki ay sonra Şam’da Mustafa Kemal Beşinci Ordu subayları arasında Vatan adlı örgütü kurdu. 1907 Eylül’ünde Paris’te yapılan ikinci Jöntürk Kongresi’nde Jöntürk hareketi İttihat ve Terakki Komitesi adını aldı. Teşkilat Vatan ile bazı başka muhalif grupları da bünyesine kattı. 1907′de toplanan II. Jön Türk Kongresi’ne tüm muhalif gruplarla birlikte Taşnak-sutyun adıyla bilinen Ermeni Devrimci Federasyonu da katıldı. Bu kongrede, II. Abdülhamit yönetimine karşı bir ihtilal örgütlenmesi kararı alındı. Yüzbaşı Resneli Niyazi Bey, II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimine karşı baş kaldırarak taburuyla birlikte Manastır’da dağa çekildi. Onu Binbaşı Enver Bey (Enver Paşa) izledi. Ardından İttihatçılar 23 Temmuz 1908 sabahı Selanik hükümet konağını işgal ettiler. Ayaklanmanın tüm ülkeye yayılacağından çekinen II. Abdülhamit, aynı gün İkinci Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kaldı.

İttihat ve Terakki önderleri

Enver Paşa (1881-1922); 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Soğukçeşme Askeri Rüştiyesinde öğrenim gördü. Harp Okulunu 1899′da piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1903’te kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun oldu. Selanik’teki üçüncü ordunun emrine girdi. 1906’da binbaşı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasına katıldı. Bu topluluk içinde tutunup, kendini sevdirdi. II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. Makedonya Genel Müfettişliği ve Berlin Ateşe militerliği gibi görevlerde bulundu. 31 Mart olayında Hareket ordusuna katıldı. İşkodra mutasarrıfı ve cephe komutanı olarak İtalyan saldırısına başarıyla karşı koyan Enver Paşa, 1912′de yarbay oldu. 23 Ocak 1913′te İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen Babıâli baskınına katıldı. Sadrazam Kamil Paşanın istifasını sağladı. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyetinin iktidarı ele geçirmesinden sonra, Edirne’nin kurtarılmasında önemli rol oynadı. Bu başarısından sonra albaylığa ardından da tuğgeneralliğe yükselen Enver Paşa, 1914′te de Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye Nazırı oldu. Şehzade Süleyman’ın kızı ile evlendi. Orduda bazı düzenlemeler yapan Enver Paşa, Fransız modeli yerine Alman stilini uyguladı. (Süreyya Aydemir: Enver Paşa kitabından yararlanılmıştır) Amacı Türkî halkaları birleştirip bir Turan imparatorluğu kurmaktı.

Birinci Dünya Savaşına Almanların yanında katılmamızda etkin rol oynayanlar arasındaydı. Birinci Dünya Savaşının Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanmasından sonra İttihat ve Terakki partili arkadaşlarıyla birlikte, önce Odessa’ya, oradan da Berlin’e gitti; daha sonra Rusya’ya geçti. Anadolu’daki Milli Mücadele hareketine katılmak istediyse de kabul edilmedi. 1920 Eylülünde Bakü’de Doğu Ulusları toplantısına katıldı ve Batum’da Türkiye Şuraları Partisini kurarak Türkistan’ı kurtarma hareketini başlattı. Ancak Rus kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. 4 Ağustos 1922′de Tacikistan’da, Belcivan yakınlarında bir çarpışmada öldü ve Çeğen köyüne defnedildi.

II. Meşrutiyet

Talat paşa (1874-1921):1874 yılında Edirne’de doğdu. İlköğrenimini Vize ilçesinde yaptı. Edirne Askeri Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf idaresinde kâtiplik, Alyans İsrail Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu. Çok genç yaşlarda siyasetle ilgilenmeye başladı, Sultan İkinci Abdülhamit Han’a karşı mücadele eden Jöntürk’lerin çalışmalarına katıldı. Bir süre sonra tutuklandı. Selanik’te Posta ve Telgraf Müdürlüğü’nde memurluk ve başkâtiplik yaptı. İttihat ve Terakki Fırkası adını alan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Selanik’te mason locasına girdi. Masonların ve onlar arasındaki Yahudi ve Sabetaycı dönmelerin etkisini İttihat ve Terakki örgütlenmesi için kullandı. İki defa İstanbul’a giderek İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin şubesini kurdu ve teşkilatlandırdı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra milletvekili oldu. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Babıâli Baskını’nı düzenleyenler arasında yer aldı. Edirne’nin Bulgar işgalinden kurtarılmasından sonra yapılan barış görüşmesine birinci delege olarak katıldı. 1915 Ermeni tehcirinde başrolü oynadı. 1917 yılında sadrazamlığa yani başbakanlığa getirildi. Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilen SSCB ile Brest Litovsk’da yapılan barış antlaşmasına Osmanlı Devleti adına katıldı. Temmuz 1918′de sadrazamlıktan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgiyle sonuçlanmasından sonra Ahmet İzzet Paşa’ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek Almanya’ya gitti. 1921 yılında bir Ermeni komitacısı tarafından öldürüldü.

Cemal Paşa (1872 – 1922): 1872 Midilli – 1922 Tiflis, Gürcistan) Osmanlı askeri ve siyaset adamı. Tam adı Ahmet Cemal’dir. 1890′da Kuleli Askerî İdadîsini, 1893’de Harbiye Okulunu bitirdi. 1895′de Kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Önce, Genelkurmay I. Şubesinde görev aldı. 1896′da 2. Ordu’ya bağlı Kırklareli İstihkâm İnşaat Şubesine atandı. Ertesi yıl Kolağası (ön yüzbaşı) oldu. 1898′de Selânik’teki 3. Orduya, Redif Fırkası Kurmay başkanı olarak atandı. İttihat ve Terakki Cemiyetine girdi. Cemiyetin askerî kanadının örgütlenmesi görevini üstlendi. 1905’de binbaşı oldu. Ertesi yıl Rumeli Demiryolları Müfettişliğine getirildi. Bu görevi sırasında, İttihat ve Terakkinin Rumeli’de örgütlenmesinde etkin rol oynadı. Cemiyetin “bölük” adı verilen yerel birimlerini oluşturdu. 1907′de 3. Ordu Kurmay Heyetine atandı. Burada Binbaşı Fethi Okyar ve Kolağası Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı.

Babıâli Baskını (23 Ocak 1913) olarak bilinen, hükümet darbesinin ardından İttihatçılar başa geçince, İstanbul Muhafızlığına getirildi. Fransız yanlısı olarak bilinen Cemal Paşa, I. Dünya Savaşı’na girerken Fransız desteğini kazanmak amacıyla Fransa’ya gitti. Ama siyasal ittifak sağlayamadı ve bunun üzerine, Alman yanlısı Enver ve Talât Paşalarla birlikte, 2 Ağustos 1914′de yapılan Osmanlı-Alman İttifakını destekledi. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi üzerine, Bahriye Nazırlığının yanı sıra, II. Ordu Komutanı olarak görevlendirildi. Cemal Paşa, 1908-1918 döneminde İttihat ve Terakki’nin önde gelen yöneticilerindendi. Özellikle “Üç Paşalar İktidarı” olarak da bilinen, 1913-1918 arasında Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyasetinin belirlenmesinde etkin rol oynadı.

1917 yılı aralık ayında İngiliz Generali Allenby’nin ilerlemesi karşısında, Osmanlı ordusunun peş peşe yenilgiye uğraması üzerine, 4. Ordu komutanlığı görevinden ayrılarak İstanbul’a geldi. Cemal Paşa, İttihat ve Terakki Fırkasının 1917 yılındaki son olağan kongresinde, merkez-i umumî azalığına getirildi. Talât Paşa kabinesinin istifasından sonra, 1-2 Kasım 1918 tarihinde İttihat ve Terakkinin yedi lideriyle birlikte ülke dışına kaçan Cemal Paşa, önce Berlin, daha sonra da Münih ve İsviçre’ye giderek İttihatçıların yurt dışı etkinliklerinin düzenlenmesinde önemli roller oynadı. Osmanlı’da yaşayan Arap öğelerinin isyanına neden olmakla suçlanan Cemal Paşa, Divân-ı Harb-i Örfî tarafından gıyaben idama mahkûm edildi. Daha sonra Rusya’ya giden Cemal Paşa, Afgan ordusunun modernleştirilmesi için Afganistan’a gitti. Bolşeviklerin siyaset değişikliği ve Hacı Samî Beyin aleyhindeki propagandası sonucu Tiflis’e gitti. Burada yaverleriyle birlikte 21 Temmuz 1922 günü öldürüldü. Cemal Paşanın hedefi bir İslam birliği karmaktı.

Meşrutiyet ilan edildiğinde İTC üyelerinden bazıları (Talat, Cavit) hükümette yer aldılarsa da 1913’e kadar Sadrazamlığı almadılar. Ama buna karşın hükümete hâkimdiler. Meşruiyetin gelmesiyle birlikte toplum yaşamında büyük canlanmalar oldu, 24 Temmuz 1908’de sansürsüz olarak gazeteler çıkmaya başladı. Gazete, kitap, dergi olarak büyük bir yayın furyası başladı. İşçi hareketleri, kadın hareketleri ortaya çıkmaya başladı. Prens Sabahattin Avrupa’dan dönünce Ahrar fırkasını kurarak seçimlere katıldı.17 Aralık 1908’de meclis açıldı ve Ahmet rıza ilk başkanı oldu. Seçimleri İT büyük bir çoğunlukla kazandı. İT’nin listelerinde Gayrı Müslim’ler de yer alıyordu.

II. Meşrutiyet’in siyasal eğilimleri

Tarık Zafer Tunaya’ya göre II. Meşrutiyet’in dört ana siyasal eğilimi vardır. 1. İslamcılık, 2. Batıcılık (garpçılık), 3. Türkçülük, 4. Sosyalizm.

İslamcılık: Abdülhamit İslam birliği ve Hilafet düşüncesini belki daha önce hiçbir padişahın yapmadığı kadar, etkin olarak savunduğu bu döneminde, İslamcılığın Sırat-ı müstakim diye bir dergisi olduğu halde yinede kendi denetimi dışına çıkmasına izin vermemiştir. İslamcılığın asıl gelişmesi II Meşrutiyet döneminde olmuştur. İslamcılık batı emperyalizmine karşı Müslümanların duygu ve düşüncelerini dile getiren ve İslamiyet’e çare arayan bir akımdır. İslamcıların bir bölümü İslamiyet’in çağdaşlık bayrağına sarılarak kurtulacaklarını düşünmüşlerdir. Bunların ilki Namık Kemal’dir. Namık kemal sadece çağdaş İslamcılığın değil, Osmanlı ulusçuluğunun da babasıdır. Çağdaş İslamcılığın ikinci ismi de Cemalettin Efgani’dir. Bunlar Sebilürreşat adlı bir dergide kümelenmişlerdir.

Batıcılık: Hilmi Ziya Ülken batıcılık akımını dört grupta toplar;

Tanzimatçılar; Bunlar Tanzimat’ın temel öğretisi olan Osmanlıcılığa inanan ve bunun gereği olan ittihadı anasırı sağlamak için batıcılığı istemektedirler. Osmanlı’yı oluşturan çeşitli milletleri ve dinleri ortak bir zeminde buluşturarak batıcı kalkınmacı bir model oluşturmak. Ülkenin dağılmaması için tüm okullarda Osmanlıcılığın telkin edilmesini istiyorlardı. Satı bey ve Emrullah efendi bunların başında geliyordu.

Kabahati toplum yapımızda bulup, burada Anglo-Sakson toplum yapısını geliştirmek isteyenler vardı, bunların başında da prens Sabahattin ve çevresi geliyordu.

Serveti-i Fünun ve ulum-u iktisadiye ve içtimaiye dergisi çevresinde toplanan pozitivistler. Taner Timur’a göre pozitivizm İT hareketi içerisinde temel dünya görüşü olmuş ve bu durum daha sonra CHP’de de belirgin bir nitelik kazanmıştır.

Batıya hayran radikal batıcılar. Bunların en ünlüsü ve aşırısı, İttihad-ı Osmanî adıyla İT’ yi kurmuş olan beş askeri tıbbiye öğrencisinden, İçtihat dergisi sahibi Abdullah Cevdet’tir. Abdullah Cevdet Latin harflerini savunmuş ve başında şapka ile dolaşmıştır. Bir ara Osmanlının gericileşmesinin önüne geçmek için Avrupa ulusları ile melezleşmeyi bile savunmuştur. Bu akımın diğer öncüleri Celal Nuri, Kılıçzade Hakkı ve Rıza Tevfik’tir.

Türkçülük

Türkçülüğün Türk ulusçuluğuna dönüşmesi İT ile olmuştur. Fakat İT imparatorluğun tasfiyesini savunamayacağından, bu konuda son derece ihtiyatlı davranmış ve bu amacını uzun zaman gizli tutmuştur. Türkçülüğün İT içerisinde gelişmesinin en önemli dayanağı Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı siyaset adlı kitapçığıdır. Aslen Kazan’lı bir sanayicinin oğlu olan Yusuf Akçura harb okulunda öğrenciyken İT’ciler le tanışmış ve Trablusbarg’a sürülmüştür. Oradan Paris’e kaçarak siyasal bilgiler eğitimi almıştır. Mezun olduktan sonra Rusya’ya dönerek yazdığı kitapçığı Kahire’de Türk adlı gazeteyi çıkaran Ali Kemal’e gönderdi. Türkçülüğün siyasal bir zemin bulmasında Yusuf Akçura ve Hüseyinzade Ali ve Ahmet Ağaoğlu gibi Rusya kökenli Türklerin önemli bir payı olmuştur. İttihad-ı Osmanî ilk beş kurucusundan biri olan Hüseyinzade Ali Tiflis’te çıkardığı Hayat dergisinde, daha sonra ziya Gökalp’in üne kavuşacağı ve Ali Suavi’de kendini gösteren, Türkleşmek, İslamlaşmak ve çağdaşlaşmak düşüncesini savunmuştur. Bu Türk-İslam sentezinin ilk nüveleridir. 1912-1913 balkan savaşları yenilgisi ve bu toprakların kaybedilmesinden sonra Türk İslam sentezi İT önderlerinin kasanda politik bir yöneliş halini almıştır. Gayrı Türk ve gayrı Müslim unsurların Osmanlı imparatorluğundan ayrılmaları kalan topraklar içine yaşayan halkları İslamlaştırma ve Türkleştirme çalışmaları başlamıştır.

Sosyalizm

Eylül 1910’da Osmanlı Sosyalist Fırkası Kuruldu, Hüseyin Hilmi Bey İştirak dergisini çıkarmaya başladı. Derginin amacı Türk toplumunun iktisadi ve toplumsal bakımından az gelişmişliği ile ilgili yayınlar yapmak ve örgütlenmekti. Sanayi ve işçi sınıfı fazla gelişkin olmadığı için zayıf bir hareket olarak kaldı. Selanik’te İstanbul’a nazaran işçi sayısı daha az olduğu halde, toplumsal ve kültürel açıdan daha gelişmiş olduğu için daha fazla hareketliydi. Sosyalist harekette daha canlıydı. Bu hareketin İstanbul’da zayıf olmasının bir nedeni de Prens Sabahattin’in Hürriyet Ve İtilaf partisi ile işbirliği yapmasıdır.

I. Dünya savaşının etkileri

19.yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da bir cepheleşme başlamıştı. Almanya’da yaşanan tepeden inme devrim, sanayileşmenin önünü açmış ve yeni pazar arayışlarına girilmişti. Pazarların büyük bir kısmı Britanya imparatorluğu ve Fransa’nın elindeydi. Yeni ve tekelci alman burjuvazisi bu pazarlara gözünü dikmiş durumdaydı. Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya ile bir blok oluşturdu. Öbür yanda ise İngiltere, Fransa ve Rusya İmpatorluğu konuşlanmıştı. 28 Haziran 1914’te Saraybosna’yı ziyaret eden Avusturya veliahdının ve eşinin Sırp ulusalcılar tarafından öldürülmesi Avusturya’ya Sırp ulusal uyanışını bastırmak için gereken kozu verdi. Avusturya Sırp’lara verdiği ağır ültimatom reddedilince, Savaş ilan etti. Sırp’ların Rusya’dan yardım istemesi, Ruslarında Avusturya’ya savaş ilan etmesine neden oldu. Savaş ilanı hem Avusturya’ya hem de Almanya’ya karşı ilan edilmişti. Almanya 1 Ağustos’ta Rusya’ya,3 Ağustos’ta da Fransa’ya savaş ilan etti.5 Ağustos’ta da İngiltere Almanya2ya savaş ilan etti. Böylece I.dünya savaşı başlamış oldu. Sırbistan’la savaş başlayınca Avusturyalılar Osmanlı’larla ittifak görüşmelerine başladılar. Almanya Osmanlı’larla ittifakın yarar getirmeyeceği inancındaydı. yinede alman imparatorunun isteğiyle görüşmeler başladı. İttifak görüşmeleri, Meclisi Mebusan Meclisi başkanı Halil, Sait Halim Paşa, Enver ve Talat tarafından gizlice yürütüldü ve 2 Ağustosta imzalandı. Böylece Osmanlı devleti fiilen ittifaka katılmış oluyordu. Osmanlı hükümetinin bu denli savaşa katılma arzusu, balkanlarda kaybettikleri toprakları geri almak arzusuydu. Edirne’nin elden çıktıktan sonra yine geri alınması bu arzuyu besleyen unsurlardan biriydi.

Alman amiral Souchon komutasındaki Goeben ve Breslau adlı son derece gelişmiş savaş gemileri, Akdeniz’de İngilizlerin sıkıştırması sonucu Çanakkale boğazına gitme emri almışlardı. Enver hükümete danışmadan bunları içeri alınmasını emretti. Hükümet tarafsızlığını korumak için bunların silahsızlanmasını ya da ülkeden ayrılmasını istedi. Almanya istekleri reddedince hükümet gemileri satın alacağını duyurdu. Böylece adları Yavuz ve Midilli oldu. Karadeniz’e açılan gemiler Rus limanlarını topa tutunca da fiilen savaşa girmiş oluyordu. Rus cephesinin açılmasıyla birlikte doğu sınırlarını güvence altına almak isteyen İT hükümeti, doğudaki Müslüman olmayan unsurlardan kurtulmaya karar verir. I. ve II. Balkan savaşından sonra Osmanlı topraklarındaki azınlıkların milliyetçi uyanışlarla bir bir ayrılması, Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen göçmenlerin, Ermenilerin etrafına yerleştirilmelerinden duyulan rahatsızlık ve yaşanan çatışmalar, Ermenilerinde bağımsızlık taleplerini yükseltmeleri bölgenin huzursuzlaşmasına ve karışmasına neden olmuştur. Almanya’nın da onayıyla doğu cephesini sağlamlaştırmak için Tüm Ermenileri sürgüne gönderme kararı gizlice alınmıştır. Bu kararın mimarı Talat olacaktır.

Osmanlıda başlayan batılılaşma hareketleri, Fransız ihtilalinin etkileri, Balkanlarda başlayan çözülme, yarım kalan burjuva devrimi, I. Dünya savaşını etkileri, Osmanlı aydınlarının ülkeyi yeniden inşa etme istekleri bunu ancak Türk ve Müslüman unsurlarla yapabilecekleri kanısını uyandırmıştır. İmparatorluk içerisindeki azınlıkların tasfiyesi, ticaretin ve toprakların Türk ve Müslüman unsurlara geçmesini sağlayacaktır. Bu sonuç yavaş yavaş Osmanlıda milliyetçiliğin yeşermesine neden olacaktır.

IIIII - IV  (yazının devamı)

 

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

4 Yorum Var “Osmanlıdan Günümüze Milliyetçilik! -1-”

  1. göksel hosgeldin diyeyim öncelikle…
    milliyetcilik üzerine bu kapsamli bilgilendirici yazi icnde tesekkürler….

    #1469
  2. hosgeldim demisim, hosgeldin olacak, pardon…

    #1471
  3. Ramazan Kallancı

    Selamlar Göksel Bey

    Kopyala-yapıştır yaptınız herhalde ki; Enver Paşa’nın hayatının 1. yarısı yazıldıktan sonra Talat Paşa’ya sonra Cemal Paşa’ya geçmişsiniz ve Enver Paşa’nın hayatının kalanını Cemal Paşa’nın altına eklemişsiniz.Yani bir karışıklık olmuş.

    Saygılar

    #1472
  4. Göksel

    Merhaba arkadaşlar,

    Öncelikle sıcak karşılamanız için teşekkür ederim.

    Ramazan bey dikkatiniz için ayrıca teşekkür ederim.Biyografileri farklı zamanlarda,farklı sayfalara yazdığım için birleştirirken kopyala yapıştır yaptım.Bu yüzden sorun olmuş. Yazımda da belirttiğim gibi Biyografiler ile ilgili bilgiler için, Şevket Süreyya Aydemir’den yararlandım.Yazının sonunda yararlandığım kaynakları ayrıca belirteceğim.

    Selamlar

    #1474

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle