Osmanlıdan Günümüze Milliyetçilik! -2-
I. Dünya savaşı ve Etkileri
I. Dünya savaşı:
Osmanlı hükümeti Alman’ların da isteğiyle; Kafkasya Cephesi (1914-1918), Rusya’ya karşı. Sina ve Filistin Cephesi (1914-1918), İngiltere’ye karşı. Irak Cephesi (1914-1918), İngiltere’ye karşı. Çanakkale Cephesi (1915), İngiltere, Fransa ve Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) güçlerine karşı. Bunun yanı sıra bir Osmanlı kolordusu 1916-17′de Galiçya Cephesi’nde Rusya’ya karşı Avusturya-Macaristan safında savaşmıştır.
Kafkas Cephesi
Yavuz ve Midilli savaş gemilerinin Rus limanlarına saldırmasından sonra, 1 Kasım 1914’de Rus ordusu Osmanlı topraklarına girdi. 2 Kasımda savaş ilan etti bunu 5 Kasımda İngiltere’nin savaş ilanı izledi. Osmanlı hükümeti buna 14 Kasımda iki ülkeye de savaş ilan ederek karşılık verdi. Enver Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 21 Aralıkta Köprüköy-Eleşkirt kapısında karşı saldırıya geçti. Sarıkamış yakınlarındaki Allahu Ekber dağlarında 1915 yılının Ocak ayında ağır bir yenilgiye uğradı. Toplam kaybın 60 ila 90 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. 13 Ocak 1916’da harekete geçen Rus ordusu 16 Şubat’ta Erzurum’u, 3 Mart’ta da Bitlis ve Muş’u, 18 Nisan’da Trabzon’u, 24 Temmuz’da Erzincan’ı işgal etti. Ancak ağustos ayında Bitlis ve Muş geri alınmıştır.1917 yılında Rusya’da meydana gelen devrim Rus ordusunun dağılmasına yol açmıştır. 26 Şubat 1918′de Erzincan, 27 Şubat’ta Trabzon, 12 Mart’ta Erzurum, 2 Nisan’da Van geri alınmıştır.3 Mart 1918’de imzalanan Brest Litovsk anlaşmasıyla Yeni Sovyetler Birliği hükümeti 1878 yılındaki sınırlarına çekildi. Ancak 30 Ekim’de 1918 imzalanan Mondros Mütarekesi uyarınca Türk ordusu işgal ettiği Kafkasya topraklarını bırakarak 1914 sınırına geri çekildi.
Ermeni Tehciri
1912-1913′deki iki balkan savaşından yenik çıkan Osmanlı devleti, balkanlardan gelen göçmenlerin bir kısmını Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtmıştı.1915 Sarıkamış faciasından sonra akın akın Anadolu’ya gelen Kafkasyalı Müslüman göçmenle eklenince Anadolu’da ki azınlıklar arasında huzursuzluklar meydana gelmeye başlamıştı. Özellikle Ermeni’ler arasında toprak kavgaları başlamış yer yer silahlı çatışmaya dönmüştür. Kafkasya’yı kaybedeceğini anlayan İT hükümeti, Anadolu topraklarını da kaybedebileceğini hesaplamış ve burayı gayrı-Müslim’lerden temizlemeye karar vermiştir. İT hükümetinin savaş gerekçesiyle Ermeni örgütlerini kapatması ve Ermeni önderlerinin tutuklanması, Ermeni’lerin direnişlerine sahne olmuştur. Bu İT’nin Anadolu topraklarını ve ülkedeki ticaretin, dolayısıyla ekonomik düzenin Müslüman-Türk unsurlar lehine yer değiştirmesi hamlesiydi. Yani ulusal bir burjuva yaratma hamlesi.
27 Mayıs 1915’te “Savaş Zamanında Hükümet Uygulamalarına Karşı Gelenler İçin Asker Tarafından Uygulanacak Önlemler Hakkında Geçici Kanun” yayımlandı. Bu kanuna dayanılarak Anadolu’daki Ermeniler tehcir edilerek zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır. Tehcir den önce Murat Bardakçı’nın araştırmasına göre Osmanlı vilayetlerinde toplam Ermeni nüfusu 1.256.403’tür. 1918 yılından sonra yapılan sayımda 284.157’ye düşmüştür. Doğu ve G. Doğu Anadolu’da hiç Ermeni nüfus kalmamıştır. Göç ettirilen Ermeni’lerin büyük çoğunluğunun yolda öldüğü bilinmektedir. Bu Ermeniler tarafından büyük felaket olarak anılmıştır. Göç sonrası ermeni malları ve arazileri Müslüman nüfusça paylaşılmıştır. Ellerindeki arazilerin geri alınacağı korkusu D. ve G.D. Anadolu toprak sahiplerinin ve ticaret burjuvazisinin kurtuluş savaşında M. Kemal ve arkadaşlarını desteklemelerini sağlamıştır. Bu korku tazminat ve toprak taleplerinin gündeme geleceği endişesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne de sirayet etmiş yıllar yılı, Ermeni’ler en büyük düşman gibi gösterilmiştir.
Sina ve Filistin Cephesi
İngilizler, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşayı görevden uzaklaştırarak Süveyş kanalını tamamen ele geçirmişlerdi. Almanlar Süveyş kanalını tekrar ele geçirip, İngilizlerin Hindistan’la irtibatını kesmek, Osmanlılarda Mısır’ tekrar ele geçirmek için bir harekât düzenlemeye karar vermişlerdi. Bahriye Nazır’ı ve dördüncü ordu komutanı Cemal Paşa’nın, 14 Ocak 1915′te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı’na yaptığı harekât (1. Kanal Savaşı) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915′te Birüsseba-Gazze’ye geri dönüldü. 1916 yılında Mekke Emiri Şerif Hüseyin ‘in ayaklanması sonucu 4. Ordu’dan bir kısım birlikler Hicaz’a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze’ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler, 24 Ekim 1917′de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı’nı kazandılar. 9 Kasım 1917′de Kudüs düştü. General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000′e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918′de Filistin’de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.
7. Ordu komutanı olan M. Kemal Paşa İngilizleri Bisan’da durdurmuş böylece Osmanlı kuvvetlerinin Şeria nehrinin karşı kıyısına geçişini güvence altına almıştır. Bu arada Ekim başlarında Şam da düştü ve İngilizlerin eline geçti. Bu yenilgi üzerine Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı Liman Von Sanders Paşa, komutayı Mustafa Kemal’e bırakarak karargâhıyla Adana’ya çekildi. 25 Ekim’de Halep, İngiliz ve Arap kuvvetlerinin eline geçti. Mustafa Kemal Paşa, emrindeki kuvvetlerle İskenderun-Cerablus mevziinde İngiliz taarruzlarını durdurmaya çalıştığı günlerde Mondros Mütarekesi imzalanmış ve bu mütareke hükümleri gereğince 31 Ekim 1918’de cephelerde savaş son bulmuştu. M. Kemal paşanın savunduğu bu hat daha sonra Misak-ı Milli sınırları olarak kabul edilecektir.
Sina ve Filistin savaşlarının sonucunda, Osmanlı devletinin Arap topraklarındaki hâkimiyeti sona ermiştir. Arap milliyetçiliğinin gelişmesine vesile olan bu olaylar, Türk milliyetçilerinin de Arapları bu güne kadar ihanetle suçlamalarına neden olmuştur.
Irak Cephesi İngilizlerin petrol sahalarını kontrol altına almak için 15 Ekim 1914’de önce Bahreyn’i sonrada Basra’yı işgal etmelerinden sonra açılan cephedir. Osmanlı kuvvetleri işgale karşı koyamamışlardır. Bunun üzerine İran’a giren İngilizler Ahvaz’ı ele geçirdiler.20 Aralık 1914 tarihinde Basra’yı geri almak için harekete geçen Osmanlı birlikleri başarılı olamayıp Kutulamare’ye geri çekildiler. İngilizlerin Bağdat’ı almak için yaptıkları saldırı geri püskürtüldü. Kutulamare’ye geri çekilen İngiliz ordusu beş aylık bir kuşatmadan sonra, ordu komutanı general Townshend dahil teslim oldu.11 mart 1917’de tekrar saldırıya geçen İngiliz ordusu bağdara girdi ve Halil paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri Bağdat’ı boşalttı. Musul’u da ele geçirmek isteyen İngiliz birlikleri başarılı olamadı, fakat Mondros mütarekesi hükümlerine dayanarak Musul’a asker çıkardılar.
Mili mücadele yıllarında Musul’da Misak-ı milli sınırları içinde ilan edilmiş fakat Türkiye Cumhuriyet’ine dâhil edilememiştir. Musul ve Kerkük Türkiye burjuvazisinin her zaman iştahını kabartmış, hep gündeminde olmuştur.
Çanakkale Cephesi
İngiltere ve müttefiklerinin boğazları ele geçirip Rusya’ya yardım etmek için giriştikleri bir harekâttır. Rusya’nın Almanya karşısında kaldığı zor durum, İngiltere ve Fransa’yı Rusya’ya yardım etmeye zorlamıştır. Londra’da toplanan ittifak güçleri boğazlar hattından Rusya’ya hem yardım etmek, hem de Osmanlıları savaş dışına itmek için harekete geçmişlerdir. Boğazların alınması aynı zamanda Osmanlı devletinin başkentinin işgali anlamına da gelecektir. Osmanlı devletinin devamlı tehdidi altında bulunan Süveyş kanalının ve Ortadoğu’nun rahatlaması anlamına da gelecektir. Bir başka önemli sonuçsa İngiliz ve Fransız işgaline karşı direnen Müslüman ülkelerdeki direnişin zayıflaması veya durması olacaktır.
19 Şubat 1915’de İngiliz donanmasına ait Queen Elizabeth adlı zırhlı Osmanlı mevzilerini bombalayarak savaşı başlattı.18 Martta Amiral De Robeck komutasındaki 16 parçalık bir donanma boğazın en dar noktasından saldırıya başlamıştır. Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlara çarpan Ocean, Irresistible ve Fransız Bouvet adlı üç zırhlıyı batmıştır. Ayrıca İngiliz Inflexible ve Fransız savaş gemileri Suffren ve Gaulois çok ağır bir şekilde hasar almıştır. Osmanlı topçusunun çok isabetli atışları boğazdan geçmenin mümkün olamayacağını göstermiş, bunun üzerine Gelibolu yarım adasına çıkarak Osmanlı topçusunu etsiz hale getirmek istemişlerdir. Gelibolu’ya iki koldan çıkarma yapılmıştır. Settülbahir’e, İngilizlerin bir tümeni ve Fransızların bir kolordusu, Arıburnu’na ise Anzak kolordusu çıkarma yapmıştır. General Hamilton’un emrine verilen kuvvetler; Anzak Kolordusu 25.700, Britanya 29. Tümeni 17.000, Fransa 1. Tümeni 16.700, Britanya Kraliyet Deniz Tümeni 10.800, Anzak Tugayı 4.800. Toplam ittifak gücü 75.00 olmuştur. Bölgeyi savunma görevi de 5. ordu komutanlığına atanmış olan Alman mareşali Liman Von Sanders’e verilmiştir. Çanakkale’yi savunmakla görevli 3. kolordu ‘da emrine verilmiştir. Osmanlı kuvvetlerinin dökümü ise şöyledir; 5. Ordu, üç tümenli 3. Kolordu ve iki tümenli 15. Kolordulardan oluşmaktadır. Ayrıca ordu karargâhına bağlı 19. Tümen, 1. Süvari Tugayı, bir piyade alayı ve dört Jandarma taburu bulunmaktadır. Toplam savaşçı sayısı 84 bindir. Çok şiddetli çarpışmalardan sonra İttifak güçleri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu savaştan akılda kalacak en önemli olaylardan biri de Anafartalar savunmasıdır. M. Kemal’in tanınmasını sağlamıştır.
Çanakkale savunması Ruslara yardım etmek isteyen ittifak güçlerini durdurmuş, böylece çözülmelerini sağlamıştır. İki yıl sonra Rusya’da tarihin ilk muzaffer sosyalist devrimi olmuş savaşın kaderi değişmiştir. Türkiye’ye açısından bakarsak, laik-ulusalcı kesim Çanakkale savunmasını ulusal devlete giden yolun açılması olarak görür. Türkiye halkının uluslaşma sürecine girmesinin başlangıcı olarak görür. Daha sonra bu diğer ulusları inkâr politikasına dönüşecektir. İslami kesim açısındansa Çanakkale savaşları İslamiyet’in ve halifeliğin savunulması olarak görülmüştür. Yaratılan efsanelerde de bunları görürüz. Milli görüşün hükümet olmasıyla birlikte, Anıtkabir’e alternatif bir yer yaratma projesine dönüşmüştür.
Mondros Mütarekesi (Bırakışması)
Almanya ve müttefiklerinin yenilgisi, Osmanlı ordularının her cephede gerilemesi ve yenilgisi üzerine 30 Ekim 1918’de Limni adasının Mondros limanında, İngiliz donanmasına bağlı Agememnon savaş gemisinde, İngiltere adına, donanma Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile Türk Hükümetinin yetkili kıldığı Donanma Bakanı Sayın Rauf Bey, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Reşat Hikmet Bey ve Genelkurmay’dan Yarbay Sadullah Bey arasında kararlaştırılıp bağıtlanmıştır. Buna göre şartlar şöyledir;
1. Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının açılması ve Karadeniz’e geçişin sağlanması; Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kalelerinin Müttefiklerce işgal edilmesi.
2. Osmanlı sularındaki tüm mayın tarlalarının, torpido kovanlarının ve öteki engellerin yerlerinin gösterilmesi ve bunların taranması ya da kaldırılması için, istemde bulunulunca, yardım edilmesi.
3. Karadeniz’deki mayınlara ilişkin eldeki tüm bilgilerin verilmesi.
4. Müttefik savaş tutsakları ve gözaltında bulundurulan ya da tutsak olan Ermenilerin tümünün İstanbul’da toplanarak, hiç bir koşula bağlı olmaksızın, Müttefiklere teslim edilmesi.
5. Sınırların denetlenmesi ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli olan askerî birlikler dışında, Osmanlı Ordusunun gecikmeksizin terhis edilmesi (Birliklerin insan gücü ve konuşu, daha sonra, Müttefiklerce, Osmanlı Hükümetine danışılarak, saptanacaktır).
6. Osmanlı karasularında ya da Osmanlı’nın işgalindeki sularda bulunan tüm savaş gemilerinin teslim edilmesi; Osmanlı karasularında kolluk ya da benzeri amaçlar için gerekli görülebilecek belirli küçük gemiler dışında, anılan gemilerin gösterilecek Osmanlı limanında ya da limanlarında gözaltına alınması.
7. Müttefiklerin, kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı bulunması.
8. Şu sırada Osmanlı işgali altında olan tüm limanların ve barınakların Müttefik gemilerince özgürce kullanılması ve düşman tarafından kullanılmasının Önlenmesi, özdeş koşullar, ticaret ve Ordunun terhisi amaçları için Osmanlı sularında bulunan Osmanlılara ait ticaret gemilerine de uygulanacaktır.
9. Tüm Osmanlı limanlarında ve tersanelerinde her türlü gemi onarımı kolaylıklarından yararlanılması.
10. Toros tünel sisteminin Müttefiklerce işgali.
11. Kuzey – batı İran’daki Osmanlı Birliklerinin gecikmeksizin savaş öncesi sınırların gerisine çekilmeleri için daha önce verilmiş bulunan buyruk yerine getirilecektir.
Kafkasya bölgesinin Osmanlı Birliklerince boşaltılması daha önce buyrulmuş bulunmaktadır; bu bölgenin geri kalan bölümünün boşaltılmasına, oradaki durum Müttefiklerce incelendikten sonra, gerek görülürse, girişilecektir.
12. Osmanlı makamlarının haberleşmeleri dışında, tüm telsiz telgraf ve kablo istasyonlarının Müttefiklerce denetim altına alınması.
13. Denizciliğe, askerliğe ve ticarete ilişkin her türlü gereçlerin yok edilmesinin önlenmesi.
14. Ülkenin gereksinimleri karşılandıktan sonra, Müttefiklere ülkedeki kaynaklarından kömür, akaryakıt ve deniz gereçleri satın alma kolaylıkları gösterilmesi. Bu nesnelerden hiçbiri ihraç edilmeyecektir.
15. Kafkasya demiryollarının şu sırada Osmanlı denetimi altında bulunan bölümlerini de kapsamak üzere, tüm demiryollarında, halkın gereksinimleri gereği gibi göz önünde tutulmak koşuluyla, Müttefik makamlarının bunları tümüyle diledikleri gibi kullanabilmeleri amacıyla, Müttefik Denetleme görevlilerinin yerleştirilmesi.
Bu hüküm Batum’un Müttefiklerce işgalini de kapsar. Osmanlı hükümeti, Bakü’nün Müttefiklerce işgaline hiçbir biçimde karşı çıkmayacaktır.
16. Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’da tüm garnizonların en yakın Müttefik komutanına teslim olmaları ve 5. Maddede Öngörülen düzenin korunması için gerekenler dışında, tüm Birliklerin Kilikya’dan çekilmesi.
17. Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı ordusundaki tüm Subaylarının en yakın İtalyan garnizonuna teslim olmaları. Bunlar teslim olma buyruğuna uymazlarsa, Osmanlı hükümeti, bu Subaylara ikmal gönderilmesini ve kendileriyle haberleşmenin kesilmesini sağlamayı yükümlenir.
18. Mısrata’yı da kapsamak üzere, Trablus ve Bingazi’de işgal edilen tüm limanların en yakın Müttefik garnizonuna teslimi.
19. Denizci, asker ve sivil tüm Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Osmanlı ülkelerinden çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de olanaklı en erken bir tarihte çıkartılması.
20. Beşinci Madde uyarınca terhis edilecek Osmanlı Ordusunun, taşıtlarıyla birlikte, araç ve gereçlerinin, silâhlarının ve cephanesinin kullanılış biçimi konusunda verilebilecek buyrukların yerine getirilmesi.
21. Müttefiklerin çıkarlarını korumak için Osmanlı hükümetinin donatım [iaşe] Bakanlığına bir Müttefik temsilcinin atanması. Bu temsilciye, işbu amacın gerektirdiği tüm bilgilerin verilmesi.
22. Osmanlıya ait tutsaklarının Müttefik Devletler buyruğunda tutulması. Askerlik çağı dışındaki kalan sivil tutsakların salıverilmesi konusu göz önünde tutulacaktır.
23. Osmanlı devleti bakımından Merkez Devletleri [Almanya, Avusturya] ile tüm ilişkilerin kesilmesi zorunluluğu.
24. Altı Ermeni ilinde [Vilâyat-i sitte] karışıklık çıkarsa, Müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkını ellerinde tutarlar.
25. Müttefiklerle Türkiye arasında düşmanca eylemler 31 Ekim 1918 Perşembe günü, yerel saatle öğleden başlamak üzere, duracaktır.
Bu anlaşma ittifak güçlerine Osmanlı ülkesini işgal etme ve sömürge haline getirme yolunu açıyordu. 1 Kasım 1918’de ittihat Ve Terakki’nin Önde gelen liderleri Talat, Enver, Cemal paşalar, doktor Nazım ve Bahattin Şakir beyler gibi kişiler bir alman gemisiyle Rusya’ya kaçtılar. 13 kasım 1918 günü yüz kadar gemiden oluşan ittifak gücü İstanbul’u işgal etti. Bu olay ittihat ve Terakki iktidarının fiilen sonu olacaktır. 18 Ocak 1919 ‘da toplanan Paris barış konferansı savaşın sona erdiğini ve ittifak güçlerinin zaferini ilan ediyordu. Osmanlı devleti için bu konferansın ön önemli sonucu Anadolu’nun işgalidir. Yunanistan Ege’de tarihi hakları olduğunu iddia ederek 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmiştir.8 Temmuz 1919’da da Bursa işgal edilmiştir. Adana, Antalya, Konya İstasyonu Kuşadası, Fethiye, Bodrum, Marmaris, Akşehir (kısmen), Afyon, Malkara, , İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. DOĞU TRAKYA DEMİRYOLLARI, , ÇANAKKALE BOĞAZI, Dörtyol, Mersin, Toros tünelleri, Adana ve Pozantı, Doğu demiryolları, Turgutlu-Aydın demiryolu, Çiftehan ve Akköprü, Afyon istasyonu Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Musul, Çanakkale Boğazı, İskenderun, Antakya, Batum, Kilis, Ankara istasyonu, Haydarpaşa istasyonu, Birecik, Samsun, Urfa, Merzifon ve Kars gibi merkezler İngilizler tarafından işgal edilmiştir.
9. Ordu müfettişliğine atanan M. Kemal Paşa,19 Mayıs 1919 Samsun’a ayak basar. Samsun limanı İngiliz kuvvetlerinin işgali altındadır. Kazım Karabekir, Ali Fuat ve Refet paşalarla görüştükten sonra, İzmir’in işgalini kınayan ve barış konferansını tanımadığını söyleyen bir telgrafla İstanbul hükümetini uyarır. Hükümetin başındaki Ferit (damat), Bundan rahatsız olarak Padişahtan M. Kemal’i geri çağırmasını ister. İstanbul hükümetinin emrini dinlemeyen M. Kemal ve arkadaşları, Müdafaa-i hukuk ve reddi ilhak cemiyetlerini bir araya getirir. M. Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet paşa, orada olmadıkları halde bütün görüşleri paylaşan ve kendilerine telgrafla haber verilen Kazım Karabekir Paşa ve Mersinli Cemal Paşa (2. ordu müfettişi) 19 Haziran 1919’da Amasya’da toplanırlar. 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da toplanan M. Kemal ve arkadaşları bir dizi kararlar almışlardır. Bu kararlar Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin yönelimini de belirleyecektir.
Erzurum Kongresi kararlar;
1-Vilayet-i Şarkiye, Müdafaa-i Hukuk-u Milliye ve Trabzon Muafaza-i hukuku-u Milliye cemiyetleri birleştirilerek Şark-i Anadolu Müdafaa-i Hukuk cemiyeti kurulmuştur.
2-Doğu Anadolu Birbirinden ve Osmanlı camiasından ayrılmayacak bir bütündür. Bütün Müslümanlar öz kardeştir, Mütarekenin günkü sınırlar içerisinde yaşayanların ezici çoğunluğu Müslüman’dır, bölünemez. Her türlü işgal ve müdahale Rumluk ve Ermenilik teşkil amacına yönelik sayılacaktır.
3-Hıristiyan unsurlara siyasal egemenliği ve toplumsal dengeyi bozacak yeni ayrıcalıklar tanınmayacak, önceki haklarına saygılı olunacaktır.
4-30 Ekim 1918’de mütareke ile belirlenen sınırlar içerisinde milliyet esaslarına uyan ve ülkemize karşı istila emeli beslemeyen herhangi bir devletin fenni, sınai, iktisadi yardımı memnunlukla karşılanacaktır.
5-Hükümet (İstanbul hükümeti) baskı sonucunda Doğu Anadolu’yu terk ve ihmal zorunda kalırsa, geçici bir yönetim kurulacaktır. Osmanlı hükümeti dağılırsa, öbür illerde, olmasa tek başına savunma ve direnme yoluna gidilecektir. Bu kongre kararlarına karşı kötü yorum ve telkinler millete ve vatana ihanet sayılacaktır.
6-Bu bir ittihatçı hareket değildir. Seçimler en kısa zamanda yapılıp Mebusan Meclisi toplanmalıdır.
Görüldüğü gibi bu kararlar yeni bir devlet kurma yolunda alınmış kararlar sayılabilir. İmparatorluktan vazgeçip Anadolu toprakları üzerinde bir ulus devlet kurma adımlarıdır. Erzurum kongresinde alınan kararların bir tutanağı yoktur. Bilgilerimiz Nutuk’tan okuduklarımız kadardır.
Sivas Kongresi;
4 Eylül 1919 günü başlayan kongrenin başkanlığına M. Kemal Paşa seçilmiştir. Kongre 11 Eylül 1919’da sona ermiştir. Kongreye katılan delegelerin bir bölümü İzmir’in işgali dolayısıyla Amerikan mandasını, bir bölümü de İngiliz mandasını istiyorlardı. Kongrede, Erzurum kongresinde alınan kararlar genişletilmiş ulus devlete giden yollar açılmıştır.
Sivas Kongresi Kararları:
1.Vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığın sağlanması konusunda Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar aynen kabul edildi.
2.Anadolu ve Rumeli’de faaliyet gösteren bütün milli cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
3.Manda ve himaye düşüncesi kesin olarak reddedildi.
4.Türkiye’ye karşı istila (işgal) emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, endüstriyel ve ekonomik yardımının alınabileceği kabul edildi.
5.Temsil Heyeti’nin yetkileri bütün vatanı temsil edecek şekilde genişletildi.
Mebusan meclisinin tekrar açılması kararlaştırılmış ve bu karar İstanbul hükümetine iletilmişti. Ferit Paşa (damat) kabinesi istifa etmiş, yerine Ali Rıza Paşa tarafından bir hükümet kurulmuştur. Seçimler iki kademeli olarak yapılmış ve uzun sürmüştür. M. Kemal ve arkadaşları mebus seçilmişlerdi. İstanbul işgal altında olduğu için toplanma yerinin İstanbul dışında olması konusunda İstanbul hükümeti ile anlaşılmış, fakat padişahın karşı çıkmasıyla vazgeçilmiştir. Mebus ta olsalar M. Kemal ve arkadaşları İstanbul’a gitmeyi sakıncalı bulup Ankara’ya gelmişlerdir. Meclis 12Ocak 1920’de açıldı. Padişah Vahdettin hasta olduğu gerekçesiyle açılışa gelmedi. Yapılan görüşmelerden sonra 28 Ocak 1920’de Misak-ı Milli kabul edildi. Milli mücadelenin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını ve geleceğini tanımlayan bir belgedir.
Maddeleri;
1-Mütareke içindeki ve dışındaki yerler bir bütündür. Arap ülkelerinde, Kars, Ardahan, Batum bölgelerinde, Batı Trakya’da halk oylamasına başvurulabilinir.
2-İstanbul ve Marmara denizinin güvenliğini sağlamak şartıyla, boğazların dünya ticaretine açık olması için, bütün ilgililerce kararlaştırılacak esaslar kabul edilebilir.
3-İtilafın müttefik ülkelerdeki azınlıklar için kabul ettiği esaslar, aynısı komşu ülkelerdeki Müslüman halka uygulanmak şartıyla kabul edilebilir.
4-Ulusal ve iktisadi gelişmemiz için tam bağımsızlık gerekir. Onun için kapitülasyonlara karşıyız.Hissemize düşen Osmanlı borçlarının ödenmesi de bu esasa uygun olacaktır.
Yukarıda da görüldüğü gibi alınan bu kararlar daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu anlaşması olan Lozan’da da gündeme gelecektir.
Sevr anlaşmasına giderken
22-23 Ocak 1919’da Osmanlı’nın geleceğini belirlemek için toplanan Londra konferansında, İstanbul’un işgalinin derinleştirilmesi kararlaştırmış, ülkeye yeni bir başken aranmaya başlanmıştır. Fransızlar yeni başkent için Konya’yı önerirken, İngilizler ulaşımı bakımında Bursa’yı öneriyorlardı. Karar 4 Ocakta basına sızdı ve büyük bir panik yaşandı. İngilizlerin ültimatomuyla Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile genelkurmay başkanı Cevat Paşa istifa etti. M. Kemal paşa bu harekete karşılık Çukurova bölgesinde direniş hareketinin başlatılması için emir verdi.11 Şubat’ta Fransızlar Maraş’tan çekildiler. İşgal güçlerinin Devletin başkentinin İstanbul olacağının açıklamasından sonra, İstanbul hükümeti bir ordu tertipleyip Kuvva-i Milli’ye güçlerini ezmek için görevlendirdi. Tarihe Aznavur hareketi diye geçen bu ordu,15 Nisan 1920’de Çerkez Ethem kuvvetlerince bastırılabilmiştir. Ferit paşa tekrar hükümeti kurmasından sonra ilk iş olarak M. Kemal ve arkadaşları için Halifeye karşı ayaklandıkları gerekçesi ile öldürülmeleri konusunda bir fetva çıkarmak oldu. Divan- harp’te de gıyabında yargılanan M. Kemal ve arkadaşlarına idam cezası verildi. Böylece İstanbul Hükümetine karşı Anadolu’da isyan başlatılmıştır. Anadolu ‘da bir iç savaş yaşanırken ittifak güçleri İtalya’nın san Remo kentinde Osmanlı Devletinin barış antlaşmasını hazırlarlar. Osmanlı Hükümetinden Tevfik paşa 11 Mayısta anlaşma metnini telim aldı. Merkeze gönderdiği telgrafta bu antlaşmanın değil bağımsızlık, devlet olma kavramı ile de bağdaşmayacağını söyledi. Antlaşma metni şu şekildedir;
1-Doğu Trakya Yunanistan’a veriliyor, İzmir-Manisa-Ayvalık bölgesinin beş yılsonunda Yunanistan’a katılması öngörülüyor.
2-Doğu anadolu da bağımsız bir Ermenistan kuruluyor, sınırlarının saptanması ABD Başkanı Wilson’na bırakılıyordu.
3-Doğu ve G. Doğu bölgelerinde özerk bir Kürdistan kurulacak, isterlerse bağımsız olabileceklerdi.
4-Boğazlar ve Marmara kıyıları, Boğazlar Komisyonu adındaki tüzel kişiliği olan uluslar arası bir örgütün yönetimi altında olacaktı. Örgütün merkezi İstanbul olacak, bayrağı ve polis kuvveti bulunacaktı. İstanbul Devletin başkenti olmaya devam edecekti.
5-Antalya, Silifke, Niğde, Aksaray, Akşehir, Afyon, Balıkesir, Aydın, Muğla İtalyan nüfuzuna bırakılacaktı
6-Mardin, Urfa, Antep, Ceyhan Fransız mandasındaki Suriye’ye bırakılacak, Mersin, Adana, Maraş, Diyarbakır, Silvan, Elazığ, Arapkir, Sivas, Tokat Ayrıca Fransız nüfuzuna bırakılacaktı.
7-Saray muhafızları dâhil Osmanlı ordusu en çok 50.700 olabilecekti.
8-Kapitülasyonlar geri getirilecekti.
9-İngiliz, Fransız, İtalyan temsilcilerinden bir maliye komisyonu oluşturulacaktı. Osmanlı bütçesi bunların istediği gibi yapılacak, tüm maliye bu komisyona devredilecekti. Komisyon sürümdeki para miktarını denetleyecekti. Komisyonun kabul edilmediği borçlanmalar kabul edilmeyecek, ayrıcalıklar tanınmayacaktı.
10-Mütarekenin 7. maddesi yürürlükte kalacak, ittifak güçleri istediği noktaları işgal edebilecekti.
Sevr antlaşması yürürlüğe konulamadı. Yarattığı travma bu gün bile sürmektedir. Her türlü demokratik açılıma ve geçmişle hesaplaşmaya kalkışıldığında Sevr paronayasıyla toplum korkutulmaya çalışılır. Türkiye’de ki laik-ulusalcı kesim ile milliyetçilerin korku bayrağı haline gelmiştir.
Not: Kaynak olarak, “nutuk” ve yayın yönetmenliğini Sina Akşin’in yaptığı “Türkiye Tarihi” adlı kitaptan yararlanılmıştır.

Sayın Göksel Eren
Yazınızı ilgiyle takip ediyorum.Yazınızda kaynaklardan çokça yararlanmışsınız.Genel olarak yorumumu konu bitiminde yapacağım.Fakat “Ermeni Tehciri” başlığı altında yazdıklarınız daha çok kişisel yorum niteliğini taşıyor.Şöyle ki; tehcir sırasında yaşanan olayları kısaca; toprak paylaşımı ve Anadolu’nun elden çıkması kaygısına indirgemişsiniz.Ermeniler tarafından kurulan Taşnak ve Hınçak örgütlerinin liderlerini,bunlara destek veren gazeteci,siyasetçi,…vb. insanları kanaat önderleri olarak yorumlamışsınız. Şimdi belki diyeceksiniz ki “Senin terörist dediğin bana göre kanaat önderi olabilir.”Doğru olabilir ama çok önemli bir konu, bu kadar basit ve taraflı anlatılamaz.
Asıl Avrupa’nın bundan 100 sene önceki durumuna kısaca göz atalım ki, olayların kaynağına inelim.Kaynağı bulamazsak teröristler olur, kanaat önderi.
Fransız İhtilali’nin ilk kıvılcımları 1789 yılında Paris’te Bastil hapishanesine yapılan halk baskını ile başladı.İhtilal sonrası milliyetçilik,eşitlik,özgürlük,adalet gibi kavramlar Avrupa’nın monarşik yapısını tehdit etmeye başladı.1792 yılında Fransız devrim orduları ve Avrupa’nın diğer krallık ve imparatorlukları arasında başlayan savaşların amacı;Fransa için, devrimleri yaymak, karşısındaki rakipleri içinse, imparatorluklarını korumak.Savaş 1815 yılına kadar sürdü ve Napolyon idaresindeki Fransız ordularının mağlubiyeti ile sonuçlandı. Savaş sonunda Paris’te toplanan konferansa Avusturya başkanlık etti.Katılan ülkeler;İngiltere, Rusya,Prusya,Avusturya.Kongreye Osmanlı İmparatorluğu katılmamıştır.Konferans sonucu alınan en önemli kararlar kısaca;milliyetçilik ve demokrasi gibi kavramlara karşı mücadele edilecek,imparatorluklar yaşatılacaktı.Çünkü varlıkları buna bağlıydı.Fransa’nın savaş boyunca kazandığı topraklar aralarında paylaşıldı.
Geliyoruz 1821 yılına.Yunan isyanı başladığında en büyük desteği Fransa,İngiltere ve Rusya verdi.Bu ülkelerin donanmaları tarafında baskına uğrayan Osmanlı donanması Navarin’de 1827’de yakıldı.1829’da Yunanistan bağımsızlığına kavuştu.Yani 1815 kararlarını alan devletler kendi kurallarını çiğnediler.Bir ulus devlete kendi eleriyle can verdiler.
Daha sonraki yıllarda yapılan 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1877-1878 Savaşı (93 Harbi), Osmanlı-Rus Savaşları olarak adlandırılabilir.Bu savaşlarda Osmanlı, doğuda ve batıda toprak kayıpları yaşadı ve ekonomik olarak adeta çöktü.93 Harbi sonunda 1878 yılında Ayastefanos anlaşması ile batıda;Bosna özerklik,Sırbistan,Karadağ,Romanya bağımsızlık kazandı.Bulgar Prensliği kurulup Osmanlı’ya bağlı kalması kararlaştırıldı.Doğuda;Kars,Ardahan,Batum,Doğubeyazıt Rusya’ya verildi.Anlaşmanın en çarpıcı maddesi ise;Girit ve ERMENİSTAN’da ıslahat yapılması.
Bu anlaşmanın üzerinden çok geçmeden 1887 yılında Hınçak Komitesi Cenevre’de kuruldu.Kurucular Marksist ideolojiyi benimsemiş Rus Ermenilerdi.Parti merkezi daha sonra Londra’ya alındı. Partinin amacı Büyük Ermenistan’ı kurmaktı.Bunun için Osmanlı’nın elindeki batı Ermenistan koparılmalıydı.1890 Kumkapı ve 1895 Bab-ı Ali olaylarını tertiplemişlerdir.Daha sonra parti ikiye bölünmüştür taraftar pek bulamamıştır.
Taşnaksutyun yada Taşnak örgütü 1890 yılında Tiflis’te kuruldu.Amaçları;Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler için özerk bir yönetim oluşturmaktı.Başlıca eylemleri; Sason’da 1894’te silahlı direniş,1895 Van ayaklanması,1896 Osmanlı Bankası baskını,örgüte katılıp çeteci olan taşnakçıların Doğu Anadolu’da yaptığı kanlı eylemler,1905 Yıldız suikasti. Örgüt 1907’de kurultayında II.Abdülhamit’e karşı İTTİHAT ve TERAKKİ ile işbirliği kararı aldı.Aynı sene Paris’te toplanan Osmanlı muhalifleri Kongresi’ne İttihat ve Terakki ile beraber katıldı.1908 yılında başlayan yönetime karşı yapılan ayaklanmalara katıldılar. 1908′de II.Meşrutiyet ilan edildi.1909’da Adana’da çıkan olaylar yüzünden İttihat ve Terakki ile ilişkileri bozuldu.1914 yılında başlayan I.Dünya Savaşı örgütün ikiye bölünmesine yol açtı.Bir kısım Osmanlı’yı destekleme kararı alırken,diğerleri Rusya tarafında Osmanlı’ya karşı savaşmayı seçti.Savaş sırasında Rus ordusunda Ermeni gönüllülerden dört alay teşkil edildi.1915 yılında Taşnak örgütünün organize ettiği Van ve Muş Ermeni isyanları sonucu onbinlerce masum insan katledildi.Bu olaylar sadece Doğu Anadolu’da değil Kayseri,Yozgat, Çorum,Merzifon’da da olmuştur.Burada asıl Ermenilere ayaklanma cesareti veren olay Sarıkamış faciası olmuştur.Van ayaklanmasında Ruslar kenti işgal etmiştir.Yüzbinlerce Ermeni Rus işgali sonrası Van’a gelmiştir.Bu ayaklanmalar sonrası Ruslar 1917 Devrimi’ne kadar Erzurum,Bitlis,Muş,Trabzon,Erzincan’ı işgal etti.Bolşeviklerin iktidara gelişi sonucu Rus orduları dağılmış ve Ermeniler Batı Ermenistan Geçici Hükümeti’ni kurmuşlardır.Fakat karşı saldırıya geçen Osmanlı ordularının karşısında dağılmışlardır.
Tehcir sırasında asıl sürülen gurup Gregoryan Ermenilerdi.Gregoryanlık Ortodoks mezhebinin bir kolu idi.Tehcir sırasında saldırılar,açlık ve salgınlardan dolayı ölümler olmuştur. Sürülen guruplardan Fransa ve Amerika’ya göç edenlerin sayısı da bilinmemektedir.Asıl kaybı belirleyecek olan,sürülen yere varan Ermenilerin sayısıdır.Bunlar bulunmadığı sürece doğru rakam bulunamaz.Burada sayılardan bahsetmemdeki amaç; sayılar üzerinden siyaset yapmak değil, olayın soykırım olmadığını belirtmektir.Fakat birçok yerde Ermeniler sürülmemiş ve tehcire uğramamıştır.Bundan dolayı soykırım olarak kabul edilemez.Yaşanan olaylar çok acıdır ama savaş demek sadece kan demektir.
Kurtuluş Savaşı’na katılan ve destek veren insanlarımızı da çok küçümsemişsiniz.Toprak kaygısından dolayı Mustafa Kemal Paşa’nın desteklendiğini söylemişsiniz.Yani sizce her şey bu kadar basit.Topraklarımızı kaybetmeyelim savaşalım dediler yani.Bu yorumlarınız çok ideolojik ve tutarsız.Ermeni Tehciri konusu çok zayıf ve hatalı kaleme alınmış.Üstelik milliyetçilik konusuna girişinizde eksik.Bu konuları ilerleyen yazı dizinizde de belirteceğim.
Saygılar.
Düzeltme
Yorumumu yazarken 1815 Viyana Konferansı’nı Paris olarak yazmışım.