Osmanlıdan günümüze milliyetçiliğin evrimi -3-
Devletin kuruluşu (Cumhuriyet’in ilanına Doğru)
16 Mart 1920’de İngilizlerin Meclisi Mebusan’ı basarak Rauf Bey başta olmak üzere bazı mebusları tutuklamasından sonra, 18 Martta toplanan Mebuslar yasama dokunulmazlığının kalmadığı gerekçesi ile meclisi tatil edip Ankara’da toplanma kararı aldılar. Ankara’ya gelmek istemeyenler hariç, doksan iki mebus Ankara’ya geldi. 19 Mart 1920′de Mustafa Kemal vilayetlere, müstakil livalara ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir tebliğ ile her livadan Meclis’e beş temsilci seçilmesini istedi. Seçim liva merkezi ve kazalardaki ikinci seçmenler, vilayet idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yönetim kurulu üyelerinden oluşan bir heyet tarafından yapılacaktı. Vakit darlığından ötürü birinci seçmenlere müracaat edilmedi. Uygulamada, tüm livalarda Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin önerdiği veya kabul ettiği adaylar seçildi. İstanbul Meclisi üyeleriyle birlikte 66 seçim bölgesinden toplam 337 temsilci Meclis’e katıldı. 23 Nisan 1920’de açılan yeni meclise Büyük Millet Meclisi adı verildi.
M. Kemal’in önerisi ile alınan ilk karar şöyledir;
1. Hükümet kurmak gereklidir.
2. Geçici kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak veya padişah yerine onu temsil eden bir başkasını tanımak mümkün değildir.
3. Mecliste toplanmış ulusal iradeyi, gerçek olarak vatanın geleceğine el koymuş olarak tanımak temel ilkedir. BMM üzerinde bir kuvvet yoktur.
4. BMM yasama, yürütme yetkilerini kendinden toplamıştır.
5. Meclisten seçilecek bir heyet, meclise vekil olarak hükümet işlerini görür, meclis başkanı bu heyetinde başkanıdır.
6. Padişah ve Halife baskıdan kurtulduktan sonra meclisin düzenleyeceği kanun esaslarına göre durumunu alır.
Meclisin ilk başkanı olarak M. Kemal Seçilir. Kurulan ilk hükümetin de başkanı olur. Düzenli ordunun kurulmasına karar verilir. 2 Ekim 1920 Delibaş Mehmet isyanı patlak verir, isyancılar Konya’yı ele geçirir. Düzenli ordu isyanı ezer. Bu düzenli ordunun ilk başarısıdır. 24 Eylül 1920’te Kazım Karabekir paşa İşgal altında olan Doğu kasabalarını geri alır. 3 Aralık 1920’de imzalanan Gümrü antlaşmasıyla, Oltu, Sarıkamış ve Kars Geri alınır. Düzenli ordunun kurulmasıyla, daha önce çete savaşları veren Demirci Efe ve Çerkez Ethem, düzenli orduya katılmak istemez.11 Aralıkta Demirci Efe, 5 Ocakta Çerkez Ethem tasfiye edilir. 6-10 Ocak tarihlerinde İnönü’de, Türk ve yunan kuvvetleri arasında çıkan çatışmada, Yunan kuvvetleri çekilmek zorunda kalmış, buda BMM hükümetinin ilk zaferi olmuştur. 23 Şubat 1920’de BMM’nin temsilcisinin de bulunacağı bir konferansın Londra’da toplanmasına karar verildi. Ankara hükümetini Hariciye vekili Bekir Sami Bey temsil ediyordu. İstanbul hükümetinden ise Tevfik Paşa yer alıyordu. Tevfik paşa söz ona geldiğinde konuşmamış, esas söz hakkının Millet meclisi temsilcisinin olduğunu söylemiştir. Böylece BMM Avrupa nezrinde de meşruiyet kazanmış oluyordu. BMM Sovyetler Birliği ile de ilişkilerini geliştirmeye başlamıştı. Lenin’le Mustafa Kemal yapılacak iş birliği konusunda mektuplaşmaya başlardılar. 11 Mayıs 1920’de Bekir Sami Bey bir heyetle Moskova’ya gitti. Sovyetler “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde “Misak-ı milli”yi tanıdıklarını açıkladılar. 16 Mart 1920’de imzalanan Moskova Dostluk antlaşması ile Sovyet Türkiye sınırı belirleniyor, Batum’un Sovyetlerde kalıyordu. Buna göre Sovyetlerin Para ve silah yardımı yapması kararlaştırılıyordu. 13 Ekim’de, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’la yapılan Kars antlaşması ile sınırlar bir kez daha onaylanıyordu. Sovyetlerle iyi ilişkiler sosyalist fikirlerin gelişmesine de neden oldu. İçlerinde Çerkez Ethem’in de bulunduğu Yeşil Ordu kuruldu. 14 Temmuz’da 1920’de gizli olarak Komünist Fırkası kuruldu. Daha sonra bu örgüt yasal olarak Halk İştirakiyun Fırkası’na dönüştürüldü. Bütün bu çalışmalardan rahatsız olan M. Kemal İçinde Celal Bayar’ın da bulunduğu “resmi” Komünist Fırkası’nı kurdurdu. Çerkez Ethem tasfiye edildikten sonra bu örgütlerin hepsi kapatıldı. Aralık ayında Bakü’den dönen Mustafa Suphi ve arkadaşları, Trabzon’da Yahya Kaptan tarafından katledildiler. Bu olay hala aydınlatılmayı beklemektedir. 31 Mart – 1 Nisan 1921’de harekete geçen Yunan ordusu İnönü’de tekrar yenildi. Bu tarihe II. İnönü zaferi olarak geçecektir.
İlk Anayasa
Kısaca değinmekte fayda var. Kurulacak yeni devlete geçiş anayasasıdır. Belki de bu güne kadar olanların en demokratik olanıdır.
TEŞKİLATI ESASİYE KANUNU 1921
3. Tertip Düstur, Cilt: 1, s. 196Ceridei Resmiye, 1-7 Şubat 1337 Kanun No:85
Madde 1- Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.
Madde 2- İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder.
Madde 3- Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” unvanını taşır.
Madde 4- Büyük Millet Meclisi vilayetler halkınca müntahap azadan mürekkeptir.
Madde 5- Büyük Millet Meclisinin intihabı iki senede bir kere icra olunur. İntihap olunan azanın azalık müddeti iki seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir. Sabık Heyet lâhik heyetin içtimaına kadar vazifeye devam eder. Yeni intihabat icrasına imkân görülmediği takdirde içtima devresinin yalnız bir sene temdidi caizdir. Büyük Millet Meclisi azasının herbiri kendini intihap eden vilayetin ayrıca vekili olmayıp umum milletin vekilidir.
Madde 6- Büyük Millet Meclisinin heyeti umumiyesi teşrinisani iptidasında davetsiz içtima eder.
Madde 7- Ahkâmı şer’iyenin tenfizi, umum kavaninin vazı, tadili, feshi ve muahede ve sulh akti ve vatan müdafaası ilânı gibi hukuku esasiye Büyük Millet Meclisine aittir. Kavanin ve nizamat tanziminde muamelatı nasa erfak ve ihtiyacatı zamana evfak ahkamı fıkhiye ve hukukiye ile adap ve muamelat esas ittihaz kılınır. Heyeti Vekilinin vazife ve mesuliyeti kanunu mahsus ile tayin edilir.
Madde 8- Büyük Millet Meclisi, hükümetinin inkısam eylediği devairi kanunu mahsus mucibince intihap kerdesi olan vekiller vasıtası ile idare eder. Meclis icrai hususat için vekillere veçhe tayin ve ledelhace bunları tebdil eyler.
Madde 9- Büyük Millet Meclisi Heyeti Umumiyesi tarafından intihap olunan reis bir intihap devresi zarfında Büyük Millet Meclisi Reisidir. Bu sıfatla Meclis namına imza vazına ve Heyeti Vekile mukarreratını tasdika salâhiyettardır. İcra Vekilleri heyeti içlerinden birini kendilerine reis intihap ederler. Ancak Büyük Millet Meclisi Reisi vekiller heyetinin de reisi tabiisidir.
İdare
Madde 10- Türkiye coğraafi vaziyet ve iktisadi münasebet noktai nazarından vilayetlere, vilayetler kazalara münkasem olup kazalar da nahiyelerden terekküp eder.
Vilâyat
Madde 11- Vilâyet mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dâhili siyaset, şer’i adlî ve askeri umur, beynelmilel iktisadî münasebat ve hükümetin umumi tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyata, şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vaz edilecek kavanin mucibince evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti içtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi vilâyet şûralarının salâhiyeti dahilindedir.
Madde 12- Vilâyet Şûraları vilâyetler halkınca müntehap azadan mürekkeptir. Vilâyet Şûralarının içtima devresi iki senedir. İçtima müddeti senede iki aydır.
Madde 13- Vilâyet Şûrası, azası meyanında icra amiri olacak bir reis ile muhtelif şuabatı idareye memur azadan teşekkül etmek üzere bir idare heyeti intihab eder, İcra salahiyeti daimi olan bu heyete aittir.
Madde 14- Vilâyette Büyük Milet Meclisinin vekili ve mümessili olmak üzere vali bulunur. Vali, Büyük Millet Meclisi hükûmeti tarafından tayin olunup vazifesi devletin umumi ve müşterek vazaifini rüyet etmektir. Vali yalnız devletin umumi vazaifile mahalli vazaif arasında tearuz vukuunda müdahale eder.
Kaza
Madde 15- Kaza yalnız idari ve inzibati cüzü olup manevi şahsiyeti haiz değildir. İdaresi Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafından mansup ve valinin emri altında bir kaymakama mevdudur.
Nahiye
Madde 16- Nahiye hususi hayatında muhtariyeti haiz bir manevi şahsiyettir.
Madde 17- Nahiyenin bir şûrası, bir idare heyeti ve bir de müdürü vardır.
Madde 18- Nahiye şûrası, nahiye halkınca doğrudan doğruya müntehap azadan terekküp eder.
Madde 19- İdare heyeti ve nahiye müdürü, nahiye şûrası tarafından intihap olunur.
Madde 20- Nahiye şûrası ve idare heyeti kazai, iktisadi ve mali salahiyeti haiz olup bunların derecatı kavanini mahsusa ile tayin olunur.
Madde 21- Nahiye bir veya birkaç köyden mürekkep olduğu gibi bir kasaba da bir nahiyedir.
Umumi Müfettişlik
Madde 22- Vilâyetler iktisadi ve içtimaî münasebetleri itibariyle birleştirilerek umumi müfettişlik kıtaları vücuda getirilir.
Madde 23- Umumi müfettişlik mıntakalarının umumi surette asayişinin temini ve umum devair muamelatının teftişi, umumi müfettişlik mıntakasındaki vilâyetlerin müşterek işlerinde ahengin tanzimi vazifesi Umumi müfettişlere mevdudur. Umumi müfettişler Devletin umumi vazaifile mahalli idarelere ait vazaif ve mukarreratı daimi surette murakebe ederler. Maddei Münferideİş bu kanun tarihi neşrinden itibaren meri olur. Ancak, elyevm münakit Büyük Millet Meclisi 5 Eylül 1336 tarihli nisabı müzakere kanununun birinci maddesinde gösterildiği üzere gayesinin husulüne kadar müstemirren müçtemi bulunacağı cihetle işbu Teşkilatı Esasiye Kanunundaki, dördüncü, beşinci, altıncı maddeler gayenin husulüne elyevm mevcut Büyük Millet Meclisi adedi mürettebinin sülüsanı ekseriyetle karar verildiği takdirde ancak yeni intihabdan itibaren meriyül icra olacaktır. (TBMM yayınlarından alıntılanmıştır)
Sakarya Meydan Muhaberesi: 10 Temmuzda harekete geçen yunan ordusu, Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u ele geçirir. M. Kemal ordunun Sakarya’ya çekilmesini uygun görür. BMM’de panik başlar, bir ara Kayseri’ye taşınması düşünülür. Meclis uzun tartışmalardan sonra M. Kemal’e başkumandanlık yetkisi verilir. Ayrıca üç ay süre ile meclisin yetkilerini kullanması içinde kanun çıkarılır. Bu yetki ile 7-8 Ağustos tarihinde Tekâlif-i Milliye (ulusal yükümlülükler) emirleri yayınlanır. Bu kanuna göre; her aile birer takım çamaşır verecek, birer çift çorak ve çarık verecek, besin maddelerinin yüzde kırkını, silah ve cephanenin tümünü, taşıt ve binek hayvanlarının yüzde yirmisini, bedeli sonra ödenmek kaydıyla verecektir. Bu emirlerin uygulanması için her ilde komisyonlar kurulacaktır. 23 Ağustos 1921’de iki ordu yaklaşık yüz kilometre boyundaki bir cephede çarpışmaya başladılar.
Orduların asker sayısı, silah ve teçhizatları şöyledir:
Türk tarafı; 4.104 subay, 96.326 er, 54.572 tüfek, 825 Makineli tüfek, 169 top, 32,137 hayvan, 1.284 araba, 2 uçak.
Yunan tarafı; 3.780 subay, 120.000 er, 75.900 tüfek, 2.768 makineli tüfek, 286 top, 3.800 hayvan, 840 kamyon, 18 uçak.
Savaş yirmi iki gün ve gece sürer sonunda Yunan ordusu geri çekilir. Fakat hala Eskişehir ve Afyon hattı ellerindedir. Meclis M. Kemal’e Gazi unvanı ve mareşal rütbesi verir.20 Ekim 1921’de Fransa’yla Ankara İtilafnamesi imzalanır. Buna göre, Fransa Hatay dışında işgal ettiği yerleri boşaltacak, Suriye ile bugünkü sınırlar belirlenecekti.23Ekim 1921’de İngiltere ile yapılan antlaşmada bütün esirler serbest bırakılacaktı. Başta Rauf Bey ve fethi bey olmak üzere malta sürgünleri geri dönecekti.
Büyük Taarruz: Avrupa devletleri ile yapılan görüşmeler bir türlü istendiği gibi gitmiyordu. Avrupalılar Misak-i milli’yi kabul etmiyor, Sevr antlaşmasına uygun çözümler istiyorlardı. M. Kemal orduyu hazırlamaya başlamıştı, zira Sakarya savaşından sonra barış görüşmeleri için beklenmiş ve hiçbir sonuç elde edilememişti. Sovyetlerle ve Fransızlarla silah ve teçhizat konusunda görüşmeler başlamış, halktan da malzeme tedarik edilmişti. 17 Ağustos’ta M. Kemal gizlice Ankara’dan ayrıldı. Akşehir’de ki batı cephesi karargâhına gitti. 14 ağustosta karargâhı Şuhut’a taşıttı. 26 Ağustos’ta taarruz başladı. 30 Ağustosta Yunan kuvvetleri Dumlupınar’da dağıldılar. 9 Eylül’de İzmir, 10 Eylül’de de Bursa Yunanlıların elinden alındı.
Mudanya Mütarekesi: 10 Eylül’de Türk birlikleri Çanakkale’ye geldi. Fakat bir çatışma olmadı. İngilizler boğazların güvenliğini garanti altına almak istediklerini bildirdiler. Çatışmasızlık ortamının olmasında, İngiltere’de başlayan savaş karşıtı grevlerin de etkisi vardır. İşçiler limanları kapatmış savaş malzemelerini yüklemeyi reddetmişlerdir. 22 Eylül’de İstanbul’da ki Fransız yüksek komiseri Pellé ve Franklin Bouillon İzmir’e gelip M. Kemal’le görüştüler.23 Eylül’de itilaf devletleri bir konferans önerdiler. 24 Eylül’de Sovyetler birliği itilaf devletlerine verdiği bir nota ile Türk – Yunan savaşına katılmamaları konusunda uyardı. Ekimde Mudanya’da konferans açıldı. Türk tarafını İsmet Paşa temsil ediyordu. Fakat Kimse Mondros mütarekesinin yürürlükte olduğunu söylemiyordu. Fiilen ortadan kalkmış gibiydi. Savaşa Türk ve Yunan orduları katıldığına göre görüşmenin bu iki devlet arasında olması gerekirdi. Bu yüzden romancı Kemal Tahir ve İktisatçı Prof. İdris Küçükömer kurtuluş savaşının anti-emperyalist bir savaş olmadığını sadece Türk-Yunan savaşı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Konferans dokuz gün sürmüş, buna göre; ateşkes 14-15 Ekim gecesi başlayacak, Yunanlılar Doğu Trakya’yı boşaltacaklar. Boşalttıkları yerleri itilaf güçlerine teslim edecekler, onlarda Türk kuvvetlerine teslim edeceklerdi. Otuz gün içerisinde Trakya boşaltılmış olacaktı, fakat Türk ordusunun mevcudu sekiz bini aşamayacaktı.
Türkiye Cumhuriyeti’ne Doğru (Lozan Antlaşması):
İtilaf devletleri Lozan’da toplanacak barış Görüşmeleri için hem Ankara hem de İstanbul hükümetine çağrı göndermişlerdi. Sadrazam Tevfik paşa işbirliği için Ankara hükümetine telgraf göndermesi BMM’yi çileden çıkarır. M. Kemal bu çifte davetiyenin tepkisinden de yararlanarak, cumhuriyet’ten hiç söz etmeden hilafetin saltanatsız olup olamayacağı konusunu tartışmaya açar. M. Kemal “egemenliğin ancak güçle var olabileceğini, Osmanlılarında böyle olduklarını, fakat artık güçlerinin bulunmadığını, artık ulusun egemen olması gerektiğini” konuşmasında anlatır. Meclisin uygun görmesi halinde bunu böyle olması gerektiğini ekler. 1 Kasım 1922 günü altı yüzyıllık Osmanlı saltanatı sona erdirilir. Meclis kararında Sultan vahdettin ile ilgili bir karar yoktu. 10 Kasımda vahdettin halife olarak Cuma selamlığına çıkar. Fakat can güvenliği olmadığı gerekçesiyle 17 Kasım’da ailesiyle birlikte Malaya zırhlısına binerek İngiltere’ye sığınır. Ertesi gün BMM bir karar alarak Vahdettin’in halife olmadığına karar veriri, yerine veliaht Abdülmecit Efendi halife seçilir. 20 Kasım 1922 günü İsviçre’nin Lozan kentinde barış konferansı toplanır. BMM’yi İsmet Paşa’nın temsil etmesi kararlaştırıldı.
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşmasının önemli maddeleri:
Sınırlar ile ilgili hükümler
Suriye sınırı: 20 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan Ankara Anlaşması’nın koşulları kabul edildi.
Irak Sınırı: Bu sorun çözüme kavuşturulamadı. Sorun içerisinde olan Musul konusu da dahil olmak üzere, bu sorunun Türkiye ile İngiltere arasında dokuz ay içinde yapılacak görüşmelerle dostça çözüme kavuşturulması kararlaştırıldı.
Yunanistan Sınırı: Karaağaç savaş tazminatı olarak TBMM’ye bırakıldı. Doğu Trakya TBMM’ye bırakılırken, Batı Trakya Yunanistan’a bırakılmış, böylece Batı Trakya Türkleri sorunu doğmuştur.
Adalar: İmroz, Bozcaada ve Tavşan Adaları dışındaki Ege Adaları Balkan Savaşları sırasında yitirildiği için bize geri verilmemiş, Yunanistan’a bırakılmıştır. Anadolu kıyılarına yakın olan (Midilli, Sakız, Sisam, Nikerya) adalarda Yunanistan silah ve asker bulunduramayacaktır. Meis ve Oniki Ada (Rodos dâhil) İtalya’ya devredilmiş, Kıbrıs’ta İngiltere’ye bırakılmıştır.
Bulgaristan Sınırı: 1913 İstanbul Antlaşması ile Birinci Dünya Savaşı sonunda Bulgaristan’ın imzaladığı Nöyyi Antlaşması esas alınarak, Meriç Irmağı iki devlet arasında sınır olarak kabul edilmiştir.
Doğu Sınırı: Doğu sınırı için Moskova ve Kars Antlaşmaları esas alınmıştır.
Kapitülasyonlar:
Yüzlerce yıl süren bütün kapitülasyonlar, Düyun-u Umumiye İdaresi de dahil olmak üzere, her türlü sonuçları ile birlikte toptan kaldırılmışlardır. Türkiye’deki yabancı ticaret kuruluşları da belli ve kısa bir geçiş döneminden sonra, hiçbir ön koşul göstermeden Türk yasalarına uyacaklardır.
Azınlıklar:
Türkiye’de yaşayan herkesin Türk uyruklu olduğu kabul edildi. Hıristiyan ve Musevi azınlıklar din ve ibadetlerinde serbest olacaktı. Doğu Trakya ve Anadolu’da yaşayan Rumlarla Yunanistan’daki Türkler karşılıklı yer değiştireceklerdi. Batı Trakya’da kalan Türkler ile İstanbul’un yerlisi Rumlar bu değişimin dışında tutulacaktı.
Yabancı Okullar:
İtilaf devletleri Lozan’dan sonra yabancı okulların yönetiminin kendilerine bırakılmasını istemiş ancak Türkiye bu konunun kendisinin bir iç sorunu olduğunu ileri sürerek herhangi bir görüşme ya da anlaşmayı kabul etmemiştir.
Savaş Tazminatları:
Türkiye hiçbir devlete savaş tazminatı ödememiş, Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla bizden istenilen tazminattan büyük bir başarı ile kurtulmak sağlanmıştır. Yunanistan, Türkiye’ye Kurtuluş Savaşı’nda verdiği zararlardan dolayı tazminat vermesi gerektiğini kabul etmiş ancak Yunan ekonomisinin çökmüş bir vaziyette olması sebebiyle, Türkiye bu savaş tazminatından Karaağaç ve yöresini alarak vazgeçmiştir.
Devlet Borçları:
Sorunu İlk olarak Abdülmecit zamanında Kırım Savaşı sırasında İngiltere’den 1854 yılında alınan ve Birinci Dünya Savaşı’nda alınmaya devam edilen dış borçlar büyük bir toplama erişmişti. Bu borçlar Lozan’da, Osmanlı Devleti’nin parçalanması ile oluşan yeni devletlere gelirleri oranında bölüştürülmüştür. Türkiye’ye düşen borçlar ise düzenli taksitlere ayrılmış, borçların ödenmesi üzerinde yabancı gözetim ve denetimine son verilmiştir.
İstanbul’un Boşaltılması:
Lozan Antlaşması TBMM tarafından onaylandıktan iki ay sonra itilaf devletleri İstanbul’u boşaltacaktır.
Rum Patrikhanesi:
Türkiye’nin olanca çabasına rağmen patrikhane’nin İstanbul’dan taşınması kabul edilmemiştir.
Oniki Ada: Tüm çabalara rağmen Türkiye’ye geri verilmemiştir.
Boğazlar Sorunu:
Boğazlar, uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek, bu komisyonun başkanı Türk olacaktı. Türkiye boğazların her iki yanında asker bulunduramayacak, askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazdan serbestçe geçebileceklerdi. Eğer Türkiye savaşta tarafsız ise geçiş yine serbest olacaktı. Ticaret gemileri serbestçe geçebilecek ancak savaş gemilerinin geçişi Türkiye tarafından sınırlandırılabilecekti. Türkiye bir savaşa girmiş ise, düşmana yardım etmeme koşulu ile tarafsız gemiler yine boğazdan geçebileceklerdi. Türkiye, düşman gemi ve uçaklarına dilediği gibi davranabilecekti.
Böylece I. Dünya savaşı ve sonrasındaki Anadolu’nun işgali sona eriyor, Osmanlı imparatorluğu tarihe gömülüyor, yerine bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasının önü alçılıyordu. Kurulacak yeni devletin yönelimi İzmir’de toplanan bir iktisat kongresinde tüm dünyaya duyuruluyordu ( İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat – 4 Mart 1923) Bu kongrede devlet bir “kapitalist devlet” olarak ilan ediliyor, yabancı sermeye ülkeye davet ediliyor, özel mülkiyetin ve yatırımların teşvik edilmesi kararlaştırılıyordu. Alınan bu kararlara Misak-ı iktisadi denir.
Özetle bu kararlar şunlardır.
1. Hammaddesi yurt içinde olan endüstri kollarının kurulması.
2. Özel girişimcilerin desteklenmesi.
3. Yatırımcılara kredi sağlayacak bankaların kurulması.
4. Günlük tüketim mallarına öncelik verilmesi.
5. Önemli kuruluşların ulusallaştırılması.
6- Sanayiyi özendirici yasaların çıkarılması, özellikle gümrük tarifelerinin ulusal sanayinin kalkınma gereksinimlerine göre değiştirilmesi.
7. Yerli malların karada ve denizde ucuz tarife ile taşınması.
Kongrede alınan bu kararlardan sonra tıkanan Lozan görüşmeleri tekrar başlamış ve sonuçlandırılmıştır. Geriye Kurulan yeni devletin şeklini belirlemek ve ilan etmek kalmıştır.1908’de başlayıp yarım kalan burjuva devrimi 1920-1923’te tamamlanmış, daha sonrada tepeden yapılan sosyal devrimlerle pekiştirilmiştir. Ulusal devrimler karakteri itibarı ile burjuva demokratiktir, daha ileri bir aşamaya götürülmediği takdirde hâkim ulus, diğer ulusları baskı altına alarak asimile etmeye çalışır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte bunların nasıl yaşandığını göreceğiz.
