O taraftan bu tarafa…

Kafamızın içinde duran o kıvrımlı kütle mutlaka bir şeyler üretiyor. Saçma ya da değil, doğru ya da yanlış, aptalca ya da zekice ama mutlaka düşünüyor. Kiminin aklı bazı düşüncelerle sabitleniyor ve asla o düşüncelerden ödün vermiyor, kimi ise sürekli okuyarak, bakarak, görerek ve can kulağıyla dinleyerek değişiyor, gelişiyor bugün başka biri yarın başka biri oluyor. Ve her zaman sabit akıllarla değişen akıllar arasında harp yaşanıyor.
Sabit akıllar insanları da tıpkı eşyalar gibi algılamaya meylediyorlar. Nasıl ki eşyalar hiç değişmeden bıraktığımız yerde duruyor ve hep aynı görünüyorlarsa (ki bu noktada bile yanılıyorlar çünkü hiç bir şey, canlı ya da cansız hiçbir şey, asla aynı kalmaz, kalamaz.) insanların da düşüncelerinin, sözlerinin, tavır ve davranışlarının aynı kalacağına dahası kalması gerektiğine aksinin tutarsızlık olarak nitelendirildiğine hükmediyor ve karşıdakini acımasızca yargılıyorlar.
Aynı fikirde olmadığın bir politikacının, hatta çok ama çok karşı olduğun bir politikacı diyelim, bir konuşmasını ya da bir tavrını onayladığın vakit kıyametleri koparıyorlar. Çünkü sabit akıllarda objektif olmak gibi bir tutum söz konusu değil. Senin bu tavrın önyargısız olarak alkışlanması gereken bir tavırken onlar bunu tutarsızlık, dengesizlik ya da daha fenası bir çıkarın söz konusu olması nedeniyle taraf değiştirme olarak pek bayağı, pek seviyesiz bir biçimde yorumlayabiliyorlar.
Aynı tutum okudukların için de geçerli. Eğer senin fikirlerinle uyuşan bir gazeteyi ya da yazarı değil de tam aksini okuyorsan yine aynı şekilde yargılanıyor hemen asılıyorsun. Şunu kimse düşünmüyor: insan meraklı bir varlıktır ve en çok da kendisinden farklı olanı merak eder. Ve senden farklı olanı dinlemek, anlamaya çalışmak illa taraf değiştirdiğin anlamına gelmez. Herkes bir tarafa meyillidir elbette. Ama o meyil içinde tarafsız, yargılamayan bir yan da bırakmak gerekir. Çünkü doğru olan ancak bu biçimde bulunabilir. Sadece doğru olan değil güzel ve iyi olan da.
Şimdi oturup düşünmek lazım; kaç kişi sırf belli bir tarafta olduğunu göstermek için bazı şeylere karşı çıkıyor ve yine kaç kişi bir tarafta dururken karşısında durana önyargısız, saf bir gözle bakmayı becerebiliyor. Ve yine düşünmek lazım; bunlardan hangisi çoğalırsa daha rahat, daha mutlu, daha özgür ve daha güvende hissedeceğiz kendimizi?
Fotoğraf: Engin Güneysu

Düşüncenin tarafında olduğumuz zaman peşinde olduğumuz o ortam sağlanacaktır. Tahammül ya da tolere edebilme(saygı duymak anlamındaki tolerans kastım) sanırım ortamın sağlanması için gereken ön koşullar. Yakın hissettiğimiz tarafın tüm düşünce ve eylemlerini sorgusuz sualsiz kabul etmek ve dahası benimsemek takım taraftarı olmaktan çıkıp holiganlığa soyunmaktan başka bir şey değil. Bir sokak ortasında yalnızca diğer takımı desteklediği için birine saldırmak ne kadar mantıklıdır?
aysegül hosgeldin, burada da sesini duyacak olmamiz cok sevindirici….
AYŞE UMUT: Sanırım içimizdeki barışçıl yan ortaya çıktığında dönüşeceğiz o hoşgörülü adama ya da kadına. İşte o zaman birbirimizi anlamanın peşinde olacağız, yargılayıp mahkum etmenin değil.
KAÇAKKOVA: Çok teşekkür ederim