Turk resminin onculeri

Malakan Curri (*)

Hülya Avşar Soruyor

Üç ayrı coğrafyadan üç ayrı kadın: Marilyn Monroe, Leyla Zana ve Hülya Avşar. Kadınlardan ikisi gösteri, müzik, televizyon ve sinema dünyasına aitken, diğer kadın ise politik mücadele alanında yer almaktadır. Bu ayrımın yanı sıra bu üç kadın fiziksel olarak iki sarışın (biri yapay sarı) bir esmer olarak da ayırabilir. Hülya Avşar ile Leyla Zana’nın ortak yanı Kürt kökenli olmaları iken; Marilyn Monroe ile Hülya Avşar’ı birbirine yaklaştıran ise gösteri, müzik, televizyon ve sinema dünyasında yaşadıkları paralel yaşamlardır. Ayrıca bu üç kadını buluşturan en önemli bir nokta da hırslı olmalarıdır.

Bu yazının birinci amacı kapitalist piyasa ve ona bağlı olan toplumda “kariyer” yapmak isteyen kadınların geçtikleri evreleri ve karşılaştıkları zorlukları ele almak, ikincisi ise Hülya Avşar’ın görsel dünyadan düşünsel ve politik dünyaya geçme isteğini ve çabasını analiz etmeye çalışmaktır.

Norma Jeane, (sonradan Marilyn Monroe) henüz onaltı yaşındayken komşusunun yirmibir yaşındaki oğlu ile tanışıp bir süre flört ettikten sonra onunla evlenmiştir. Dört yıl süren evliliğin ardından boşanmış ve bir mankenlik ajansına girerek modellik yapmaya karar vermiştir. Yine bu dönemde oyunculuk ve şarkıcılık kurslarına katılmış ve saçını kestirip, platin sarısına boyatmıştır. Monroe, kariyeri boyunca amiyane tabir ile “amaç için her yol mubahtır” anlayışını yaşamında düstur edinmiş, fikir ve düşüncenin tersine, güzelliği ve şöhreti hep amaç edinmiştir. ABD’deki kapitalist temaşa, Monroe’yu piyasanın ihtiyacı olan “Aptal sarışın” modeliyle başarılı bir biçimde popüler kültürün bir parçası haline getirmiştir. Monroe erkelerin hâkim olduğu dünyada şöhret basamaklarını “doğru erkekler” ile kuracağı ilişkiler sayesinde çıkabileceğini düşünmüş ve bunu öylesine abartmıştır ki; hakkında aşk söylentilerinin çıktığı, ABD eski başkanı J.F. Kennedy’nin doğum gününde onun için şarkı söylemeye kadar vardırmıştı. Monroe’nun yaşamı gizemler, iniş çıkışlar hastalıklar, boş vermişlikler ve evlilik saplantıları ile geçmiş, sonlarına doğru depresyona dönüşmüş ve hala nedeni çözülemeyen bir biçimde yaşamı sonlanmıştır.

Ondört yaşında, evlenen Leyla Zana, 12 Eylül askeri darbesi sonrasında tutuklanan ve cezaevine giren kocası ile görüşebilmek için (tutuklu ve hükümlüler ile Kürtçe konuşmak yasaktı) yıllar içinde Türkçe okuma yazmayı da öğrenmiş bir kadın figürdür. Kürt politik hayatının içinde birçok Kürt kadını gibi kendini politik olarak geliştiren Zana, 1991 seçimleri sonrasında Diyarbakır milletvekili olarak meclise girdi. Milletvekilliği için yapılan yemin töreninde, başında Kürt renklerini (sarı, kırmızı, yeşil) simgeleyen bir bantla, Türkçe başladığı yemini Kürtçe devam ederek (Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum) tamamladı. Bu tavrı mecliste olumsuz bir tepkiye neden oldu. Çünkü mecliste Türkçeden başka dil kullanılması yasaktı! Mensubu bulunduğu parti anayasa mahkemesince kapatıldı. Orhan Doğan, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’la beraber Leyla Zana’nın da milletvekilliği dokunulmazlığı kaldırıldı. Dokunulmazlıkları kaldırılmış olan diğer beş milletvekiliyle birlikte gözaltına alındı. Daha sonra Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yasadışı örgüt üyeliği suçundan mahkûm edilerek onbeş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishaneden yazdığı mektuplar kitap haline getirildi. Zana şimdi “özgür” fakat üyesi dahi olmadığı DTP’nin kapatılması sonucu toplam otuzyedi kişi ile beraber beş yıl siyasi yasaklı statüsüne anayasa mahkemesince yeniden “mahkûm” edildi.

Hülya Avşar, bir gazetenin düzenlediği güzellik yarışmasında birinci seçildi, fakat evlenip ayrıldığı ortaya çıkınca tacı geri alındı. Avşar kızı talihsiz bir olayla karşılaşsa da yine de şans yüzüne bir kez gülmüştü. Çünkü temaşa piyasasının aranan yüzüydü. Bu boşluğu doldurmak için Avşar kızına şöhret basamaklarını adım adım çıkmak kalmıştı. Hülya Avşar müzik ve sinema piyasasındaki kariyerine, onlarca film, müzikal, reklam filmleri, tek kişilik oyunlar, “Hülya Avşar Show” ve kendi adına çıkardığı “Hülya” adlı dergiyi yayınlayarak devam etti. “Hem çocuk yaparım hem kariyer” anlayışını ispatlarcasına her ikisini de başarmış ama daha sonrasında çocuğunun babasından ayrılmak zorunda kalmıştır.

Eşinden ayrıldıktan sonra “suskun” kalan Avşar, suskunluğunu “Kürt açılımı”nın tartışmaya açıldığı ilk günlerde bir gazeteye verdiği röportajı ile bozdu. Yapılan bu röportaja Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı “Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle soruşturma açtı. Bu soruşturma takipsizlikle sonuçlanırken, Hülya Avşar’ın yarı felsefi yarı sosyolojik ifadesi gündeme şu sözler ile düştü: “Türk tarafım şaşkın Kürt tarafım gururlu”

Olaylar kendiliğinden mi Avşar’ı bu hale getirdi? Yoksa Avşar’ın kişisel olgunluğa erişmesi, kendisini tanıma ve aşmasının bir göstergesi mi? Bunu bilmek kolay değil. Fakat Hülya Avşar’ı sanki son yaşadığı olay tetiklemiş ve “radikal bir karara” sürüklenmiş gibi. Çünkü artık Avşar kızı “Show dünyası”ndan kopmak, politik ve entelektüel bir zemine geçmek istiyor gibi görünüyor. Bunun için bir televizyon kanalı ile yeni bir program formatında anlaştı. Bu format “siyasi magazin” ya da magazinin siyasallaşması olarak kurgulanmış gibiydi. Belli ki Avşar, çağırdığı konuklar ile yaşayacağı bir etkileşim sürecinde kendini siyasal olarak pişirecekti. Fakat Avşar kızı iki yanlışa sürüklendi. Birincisi ilk programına iki aykırı konuğu çağırarak hayatının en büyük hatasını yaptı. Programı konuklardan biri terk etti ve Avşar’ı ağır suçlamalar ile yüzüstü bıraktı. İkincisi ise politik bir tecrübesi ve birikimi olmayan Avşar kızı ne konukları hakkında yeterince bir bilgiye ne de gerekli hazırlıklara, (Örneğin, elinde ne kâğıt ne kalem ne de önünde bir bilgisayar vardı) sahip gözükmüyordu. Sonuç olarak politik alanda yapmaya çalıştığı program yarıda kesildi, devamı gelmedi. Oysa daha az “sorunlu” konuklar ile programa başlayabilirdi, maalesef böyle de olmadı. Burada da bir kurgu ve plan sorunu karşımıza çıktı. Bu yaşanan başarısızlıktan günler sonra aynı kanalda “Hülya Avşar Soruyor” formatında bir program ile tekrar yayın çalışmalarına geri döndü. Fakat program bu hali ile belli ki Avşar’ı tatmin etmemektedir. Dolayısıyla Avşar yaşadığı bu paradoksa bir çözüm geliştirme zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

Yazının başında vurgulanan üç kadın örneği ve onları buluşturan “hırs” faktörü, aslında tüm insanlarda olan, hatta bir parça olması gereken bir olgudur. Burada sorgulanması gereken hırs değildir. İnsanların amacına ulaşmak için seçtiği araçlardır. Monroe amaç için her şeyi araçsallaşırken (hatta kendini bile), Leyla Zana ise bütün benliğini ve bedenini de ortaya koymak pahasına politik enstrümanları seçmiştir. Hülya Avşar’da ise durum henüz tartışmalıdır. Amacı bir siyasetçi ya da belediye başkanı mı olmak? Yoksa politik ve entelektüel bir dünyaya adım mı atmaktır? Bu sorulara henüz cevap bulamamış görünüyor. Hangi amaca ulaşırsa ulaşsın mutlaka bir bedel ödeyecektir.

Böylesi bir arayış hali yaşayan Hülya Avşar reklam piyasasının mutfağından meşhur bir kişiyi programına konuk etti. Avşar kızı, program akışı içinde konuyu döndürdü dolaştırdı kendisine getirdi ve Ali Taran’a sordu: “Hülya Avşar Show mu daha iyi yoksa bu program mı?” Görsel alanda isim yapmış olan Ali Taran, Avşar kızının bu sorusuna mealen şöyle yorum yaptı: “Sen görsel ve Show alanına aitsin ve kendini bu alandan politik ve entelektüel alana taşımak istiyorsun bu durum radikal ve keskin bir dönüştür. Sen seyircinle beraber program yapmalısın, böylesi ‘Hülya Avşar Soruyor’ türü iddialı ve iki kişilik bir program sana göre değil”

Ali Taran tarafından yapılan bu tespitler doğru olmakla birlikte çıkarılan sonuçlar tartışmaya ihtiyaç duymaktadır. Çünkü çıkarılan sonuç, Hülya Avşar’ın hırsını, kendini aşma kapasitesini, değişme isteğini ve başarılarını göz ardı etmektedir. “Seni kitleler böyle sevdi sen böyle kal” demek değişime direnmek demektir. Çünkü ne kitleler aynı kitle ne de Avşar aynı Hülya’dır. Her şey bir değişim içinden geçmiştir. Avşar kızının konuğu bu olguyu pas geçmiştir. Kendisini o ya da bu sebepten değiştirmek isteyen insana söylenecek en iyi şey “doğru araçları ve insanları” bulmasını söylemek olmalıyken, konuk bunu yapmamış, tam tersi Avşar kızının yükselen değişim isteğine olumsuz tepki vermiştir.

Hülya Avşar eğer değişim istiyorsa, işe önce hangi yönde değişeceğine karar vererek başlamalıdır. Avşar kızı içinden geçtiği burjuva ilişkilerin bir devamı ve parçası olarak mı değişecek? Yoksa bunları yadsıyacak ve Leyla Zana ve ona benzeyen Kürt ve Türk kadınları gibi bedel mi ödeyecek?

Yaşadıkları ve bastırılmış Kürt kimliği belli ki, Avşar kızına baskı yapmakta, bu baskı karşısında kendine çıkış arayan Hülya Avşar, televizyon programlarına çağırdığı konuklar ile belli bir yol almaya çalışmaktadır. Eğer değişimi ciddi düşünüyorsa bunun yol ve yöntemlerini zaman kaybetmeden aramalı ve yaşamını ona göre uyarlamalıdır.

(*) Kürtçe Sarışın anlamına gelmektedir.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum Var “Malakan Curri (*)”

  1. Güzel bir yazı olmuş hocam… Hülya Avşar dönüşsün ben de isterdim ama Ali Taran haklı hakkaten… Yeteneksizsiniz Türkiye’de kendilerini izledim başta müzik olmak üzere her konuda yanlış saptamalrda bulunuyor ve ısrar ediyor yanlışında… Biraz insan kendini bilmeli… Kendini bilse umut var da… İşte bilmiyor… Leyla Zana bakmış yasak Kürtçe, Türkçe öğrenmiş… Hülya Avşar öğrenmiyor henüz bir şey… Umarız öğrenir de umutsuzluğumdan utanırım…

    #2043
  2. gunes

    :) Aferin Hülya avşara..Yıllardır en zekileri bile kendisi hakkında konuşturup reklamını yaptırtmayı başarabiliyr. bu yazıda marlyn efsanesi ile bir tutulup leyla zana ile değillemesi alınmış. Sonucta yine konuşulmuş yine konuşturmnuş. benim anlamadığım bu hırstan örülü modern medusa kendisine bakan herkesi nasıl da kendi reklamını yaptırtabilecei birine bu derece hızla dönüştürebiliyor. bakınız son kurban benim zerrece dikkate alınmaması gereken birinin “zerrece dikkate alınmaması gerektiğini” yazarak parmaklarımı yoruyorum, zamanımdan çalmasına izin veriyorum..ahh hulya ahh neden böyle?

    #2046
  3. hulya avşar bence show yapsıın gundem yaratsın başkada bısey yapamaz

    #2056

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle