<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>kültür endüstrisi yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html</link>
	<description>&#34;Düşünce, ayağa kalk !&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Feb 2010 20:39:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Serbest Yazarlar &#187; Gündem tarafından</title>
		<link>http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html/comment-page-1#comment-375</link>
		<dc:creator>Serbest Yazarlar &#187; Gündem</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 20:46:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serbestyazarlar.com/?p=2790#comment-375</guid>
		<description>[...] çalışsam mı acaba diye düşünürken bu Recep İvedik cereyanına kapıliverdim. Şu sıralar kültür endüstrisi mevzusuyla meşgul olduğumdan belki, daha cazip bir konu olarak göründü gözüme. Zihnimde kitle [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] çalışsam mı acaba diye düşünürken bu Recep İvedik cereyanına kapıliverdim. Şu sıralar kültür endüstrisi mevzusuyla meşgul olduğumdan belki, daha cazip bir konu olarak göründü gözüme. Zihnimde kitle [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html/comment-page-1#comment-374</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:42:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serbestyazarlar.com/?p=2790#comment-374</guid>
		<description>usta tesekkürler bu zihin acici degerledirme icin.....son ekledigim postda devam ediyorum bir bakima...söylediklerinin geneline aynen katilirim, ama kimi ayrimlar koymak isteyecegim noktalarda var....mesela &quot;Herkesin tavır takınacak bir suratı vardır&quot; noktasina inanmak konusunda hakveririm, ama bunun receplerin hükmünü ortadan kaldirmadigini da söylemek isterim yine....yine  &quot;terminolojide bogulmak&quot; bir sorundur elbette, ama sokagin kendisi de terminolojiye elini sürmemistir hic....sokak yalin kat bir saflik alani degildir, orada bir dünya bicimlenmistir coktan ve o dünyaya gösterdiginiz her direnc ilk olarak °terminolojide bogulmak°la itham edilir.....ben o sokakta yasiyorum sonucta, ama mahalle baskisinin &quot;etik disi&quot; oldugunu söyledigimde sokagin etigi bilip bilimiyor olmamasinin sorunu bende degildir.....ama sokagin kösesinde oturup iciyorum diye olur olmaz yolum kesilecekse, yapilacak ilk is terbiyeyi bozmak olacaktir kesinlikle.....bu noktada sokaktan temasini kesmek bir sorunsa sokagin kendisi baska bir sorundur.....cevapsa elbette evde kalmak degildir.....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>usta tesekkürler bu zihin acici degerledirme icin&#8230;..son ekledigim postda devam ediyorum bir bakima&#8230;söylediklerinin geneline aynen katilirim, ama kimi ayrimlar koymak isteyecegim noktalarda var&#8230;.mesela &#8220;Herkesin tavır takınacak bir suratı vardır&#8221; noktasina inanmak konusunda hakveririm, ama bunun receplerin hükmünü ortadan kaldirmadigini da söylemek isterim yine&#8230;.yine  &#8220;terminolojide bogulmak&#8221; bir sorundur elbette, ama sokagin kendisi de terminolojiye elini sürmemistir hic&#8230;.sokak yalin kat bir saflik alani degildir, orada bir dünya bicimlenmistir coktan ve o dünyaya gösterdiginiz her direnc ilk olarak °terminolojide bogulmak°la itham edilir&#8230;..ben o sokakta yasiyorum sonucta, ama mahalle baskisinin &#8220;etik disi&#8221; oldugunu söyledigimde sokagin etigi bilip bilimiyor olmamasinin sorunu bende degildir&#8230;..ama sokagin kösesinde oturup iciyorum diye olur olmaz yolum kesilecekse, yapilacak ilk is terbiyeyi bozmak olacaktir kesinlikle&#8230;..bu noktada sokaktan temasini kesmek bir sorunsa sokagin kendisi baska bir sorundur&#8230;..cevapsa elbette evde kalmak degildir&#8230;..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cüneyt uzunlar tarafından</title>
		<link>http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html/comment-page-1#comment-373</link>
		<dc:creator>cüneyt uzunlar</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 17:36:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serbestyazarlar.com/?p=2790#comment-373</guid>
		<description>Güzel...

Hemen gıdıklayan mevuzya dalayım...

Seçkinciliğin dikta sonrasında ve tehdidinde belirdiğine inanıyorum... Aynı şekilde halkçılık, halk sevgisi kisvesindeki iki yüzlü popülizmin de... 

Reklamcılık ve pazarlamacılığın enstrumanlarından en önemlisi tekrar&#039;dır... Tekrar ile bir mal zihinlere tutunur... Ama daha fazlası da olur zihinler mal&#039;a tutunur... Çünkü -dille kuşatılmış- zihin değişen değil sabit imajları sözcükler, sesler vs. aracılığıyla alımlarken aynı zamanda bir &#039;güvenlik&#039; ihtiyacını da karşılar... Sabah uyandığında güneşin doğması gibi radyoyu açtığında çocukluğundan beri kendisyle yaşayan markanın takdimi güvenlik hissi verir... Çünkü aynı gökyüzü gibi o marka da bir çok anımızın, hâlimizin parçasıdır yahut çerçevesidir... Bunun başka bir okunuşu da alışkanlık pek tabi...

Popülizm alışkanlıklardan yani tekrarlardan/sabitliklerden güç alır... Popüler sanat ise dediğin gibi daha karmaşıktır, hem sabitlik hissi verir hem de yenilik... Popüler olan popülistleştiğinde günü kurtaran siyasetçinin aracı olur ya da zenaatçının... Popülizmi hiçbir şekilde onaylamayacağımı tekrardan söylemeye gerek var mı bilmem?..

Dünyayı genişletme siyaseti adı altında dünyayı daraltma siyaseti izlendiği konusunda da zaten hemfikiriz sanırım... 

Yeniden seçkinciliğe dönersek; seçkinciliğin/seçkin çevrelerin 12 Eylül ile sıkı bir bağıntısı olduğunu düşünüyorum... Darbe ile sanatsal, kültürel etkinliklere de darbe indi. Sözcükler bile yasaklandı. Hatta yasaklanan sözcülerden biri &#039;Evren&#039; sözcüğü idi... Geçelim... Sanat kültür yeraltında akmaya başladı... Yılmaz Güney filmleri perdeler çekilip kısık sesle dinleniyordu... Solcular Livaneli&#039;yi mitleştirmiş demli çayların ve acı sohbetlerin yanında dinliyordu... Varoş liselerinde önlenemez biçimde tiyatrolar örgütleniyordu... Bir sürü devrimci kültür sanat dergisi el altından dolaşıma giriyordu... Almanya&#039;dan sadece porno değil işçi hareketinin beleselleri de gizlice getiriliyordu yurda (Almanya işçi sınıfımızın bilinçlendiği yerdi aynı zamanda)...  

Egemenler çıkış aradılar... Çünkü önünü alamadıkları bir kültür sanat hareketi yeraltı nehirlerinde akıyordu... Bu şu demekti... Fiziken kırılan devrimci hareketin ruhu yok edilemiyordu... İnsanlar asılsalar, tenhada öldürülseler, işkence görseler de şarkılarını söylemeye devam ediyorlardı... 

İşte bu noktada belki açık seçik bir anlaşma olmadı ama sanat kültür dünyası entelektüel ayrıntıcılık, -hukuk ve dindeki gibi- yabancı ve karmaşık bir terminoljiyle düşünen ve düşüncelerini yalınlaştırmaya (basitleştirmeye demiyorum) gerek bile duymayan bir taifeye ihale edildi... Bu seçkinler taifesi yayınevleri, siyasetsizleştirilmiş sanat kültür dergileri, TRT-2 programları, eleştiri kurumu ve meyhane hiyerarşisi içinde yetmişlerin devrimci olma çabasındaki sanatsal girişimlerini küçümseyerek, aşağıalyarak, horlayarak kendilerine basamak yaptılar... İnsani duyarlıklar, toplumsal kaygular, siyasi çözümlemeler itibar kaybetmeye yerini salt uzmanlık alanlarına, salt bireyin varoluş sorunlarına, ne dediği belirsiz/muğlak metin,filim, gösteri ve plastik işlere bıraktı. 

Doğrusu bunları ucundan bulaşmışlıktan da tanıyorum. Konuşulamayacak kadar, ne oldum delisi,  kibirli ve ben bilirimci tipler. Karşı karşıya geldiğimizde hiç iyi şeyler yaşamadım kendileriyle. Ve tabi ki pervasızca terbiyemi bozdum... Geçelim... Darbe sonrası bunlar yeni bir sanat kültür iklimi yarattılar... Onların sayesinde bir ruh mühendisliği ve işçiliği sayılabilecek alandan binlerce insan geri çekildi... Neden?... Çünkü binlerce insanı, cahil, yeteneksiz, sünepe olduğuna inandırdılar sofistike salvolarla... 

Oysa inatla diyorum ki... Herkesin diyecek bir şeyi vardır... Herkesin tavır takınacak bir suratı vardır... Islık çalacak dudakları vardır herkesin... Eğer buna inanırsak İvedikler ve Recep&#039;ler hüküm süremezler... Kendi gücünü bilen/yayan/yaşayan onlara kendini yansıtarak güç bulmaz/aramaz...  

Mıy mıy, mıymıntı... Terminolojisi içinde boğulan... Sokakla teması kesmiş... Kendine kapanmış... Kendini merkeze koyup herkesin izleyeceği esasoğlan/esas kadın&#039;lık rolüne sığınmış ve hepsinden önemlisi aşağıda bir hâdise olurken  inip müdahale etmeyi zul sayarak olayları pencereden seyreden tiplerin marifetlerini marifet sayamam... 

Gelin kardaş olalım, işi kolay kılalım... Bu lâfzı Tayyip Erdoğan&#039;ın Diyarbakır mitinginde söylemiş olması zerre kadar lafzın değerini azaltmıyor ayrıca... Değişmeyen tek şey değişmektir de reklam sloganı olmamış mıydı?

Ve son olarak Brecht&#039;in Sanırım Lucas&#039;la giriştiği öz ve biçim tartışmasına ilişkin bir hikayesini ekliyorum aşağıya:

&quot;Bay K. bahçıvan arkadaşını ziyarete gitmiş. Arkadaşı bir defneye küre biçimi vermekle meşgulmüş. Bay K. sessizce izlemiş. Bahçıvan bir türlü küre biçimine ulaşamıyormuş. Ağacı budayıp duruyormuş sürekli. Saatler geçmiş. Bahçıvan sonunda başarmış. Minicik de kalsa defneyi küreye benzetmiş. Dönüp Bay K.&#039;ya, &quot;İşte küre!&quot; demiş. Bay K. ise &quot;Küreyi görüyorum fakat defne nerde?&quot; demiş gülümseyerek.&quot;

Kim çevirmiş, hangi yayın evi unuttum. Yıllardır hafızamda bu hikaye.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel&#8230;</p>
<p>Hemen gıdıklayan mevuzya dalayım&#8230;</p>
<p>Seçkinciliğin dikta sonrasında ve tehdidinde belirdiğine inanıyorum&#8230; Aynı şekilde halkçılık, halk sevgisi kisvesindeki iki yüzlü popülizmin de&#8230; </p>
<p>Reklamcılık ve pazarlamacılığın enstrumanlarından en önemlisi tekrar&#8217;dır&#8230; Tekrar ile bir mal zihinlere tutunur&#8230; Ama daha fazlası da olur zihinler mal&#8217;a tutunur&#8230; Çünkü -dille kuşatılmış- zihin değişen değil sabit imajları sözcükler, sesler vs. aracılığıyla alımlarken aynı zamanda bir &#8216;güvenlik&#8217; ihtiyacını da karşılar&#8230; Sabah uyandığında güneşin doğması gibi radyoyu açtığında çocukluğundan beri kendisyle yaşayan markanın takdimi güvenlik hissi verir&#8230; Çünkü aynı gökyüzü gibi o marka da bir çok anımızın, hâlimizin parçasıdır yahut çerçevesidir&#8230; Bunun başka bir okunuşu da alışkanlık pek tabi&#8230;</p>
<p>Popülizm alışkanlıklardan yani tekrarlardan/sabitliklerden güç alır&#8230; Popüler sanat ise dediğin gibi daha karmaşıktır, hem sabitlik hissi verir hem de yenilik&#8230; Popüler olan popülistleştiğinde günü kurtaran siyasetçinin aracı olur ya da zenaatçının&#8230; Popülizmi hiçbir şekilde onaylamayacağımı tekrardan söylemeye gerek var mı bilmem?..</p>
<p>Dünyayı genişletme siyaseti adı altında dünyayı daraltma siyaseti izlendiği konusunda da zaten hemfikiriz sanırım&#8230; </p>
<p>Yeniden seçkinciliğe dönersek; seçkinciliğin/seçkin çevrelerin 12 Eylül ile sıkı bir bağıntısı olduğunu düşünüyorum&#8230; Darbe ile sanatsal, kültürel etkinliklere de darbe indi. Sözcükler bile yasaklandı. Hatta yasaklanan sözcülerden biri &#8216;Evren&#8217; sözcüğü idi&#8230; Geçelim&#8230; Sanat kültür yeraltında akmaya başladı&#8230; Yılmaz Güney filmleri perdeler çekilip kısık sesle dinleniyordu&#8230; Solcular Livaneli&#8217;yi mitleştirmiş demli çayların ve acı sohbetlerin yanında dinliyordu&#8230; Varoş liselerinde önlenemez biçimde tiyatrolar örgütleniyordu&#8230; Bir sürü devrimci kültür sanat dergisi el altından dolaşıma giriyordu&#8230; Almanya&#8217;dan sadece porno değil işçi hareketinin beleselleri de gizlice getiriliyordu yurda (Almanya işçi sınıfımızın bilinçlendiği yerdi aynı zamanda)&#8230;  </p>
<p>Egemenler çıkış aradılar&#8230; Çünkü önünü alamadıkları bir kültür sanat hareketi yeraltı nehirlerinde akıyordu&#8230; Bu şu demekti&#8230; Fiziken kırılan devrimci hareketin ruhu yok edilemiyordu&#8230; İnsanlar asılsalar, tenhada öldürülseler, işkence görseler de şarkılarını söylemeye devam ediyorlardı&#8230; </p>
<p>İşte bu noktada belki açık seçik bir anlaşma olmadı ama sanat kültür dünyası entelektüel ayrıntıcılık, -hukuk ve dindeki gibi- yabancı ve karmaşık bir terminoljiyle düşünen ve düşüncelerini yalınlaştırmaya (basitleştirmeye demiyorum) gerek bile duymayan bir taifeye ihale edildi&#8230; Bu seçkinler taifesi yayınevleri, siyasetsizleştirilmiş sanat kültür dergileri, TRT-2 programları, eleştiri kurumu ve meyhane hiyerarşisi içinde yetmişlerin devrimci olma çabasındaki sanatsal girişimlerini küçümseyerek, aşağıalyarak, horlayarak kendilerine basamak yaptılar&#8230; İnsani duyarlıklar, toplumsal kaygular, siyasi çözümlemeler itibar kaybetmeye yerini salt uzmanlık alanlarına, salt bireyin varoluş sorunlarına, ne dediği belirsiz/muğlak metin,filim, gösteri ve plastik işlere bıraktı. </p>
<p>Doğrusu bunları ucundan bulaşmışlıktan da tanıyorum. Konuşulamayacak kadar, ne oldum delisi,  kibirli ve ben bilirimci tipler. Karşı karşıya geldiğimizde hiç iyi şeyler yaşamadım kendileriyle. Ve tabi ki pervasızca terbiyemi bozdum&#8230; Geçelim&#8230; Darbe sonrası bunlar yeni bir sanat kültür iklimi yarattılar&#8230; Onların sayesinde bir ruh mühendisliği ve işçiliği sayılabilecek alandan binlerce insan geri çekildi&#8230; Neden?&#8230; Çünkü binlerce insanı, cahil, yeteneksiz, sünepe olduğuna inandırdılar sofistike salvolarla&#8230; </p>
<p>Oysa inatla diyorum ki&#8230; Herkesin diyecek bir şeyi vardır&#8230; Herkesin tavır takınacak bir suratı vardır&#8230; Islık çalacak dudakları vardır herkesin&#8230; Eğer buna inanırsak İvedikler ve Recep&#8217;ler hüküm süremezler&#8230; Kendi gücünü bilen/yayan/yaşayan onlara kendini yansıtarak güç bulmaz/aramaz&#8230;  </p>
<p>Mıy mıy, mıymıntı&#8230; Terminolojisi içinde boğulan&#8230; Sokakla teması kesmiş&#8230; Kendine kapanmış&#8230; Kendini merkeze koyup herkesin izleyeceği esasoğlan/esas kadın&#8217;lık rolüne sığınmış ve hepsinden önemlisi aşağıda bir hâdise olurken  inip müdahale etmeyi zul sayarak olayları pencereden seyreden tiplerin marifetlerini marifet sayamam&#8230; </p>
<p>Gelin kardaş olalım, işi kolay kılalım&#8230; Bu lâfzı Tayyip Erdoğan&#8217;ın Diyarbakır mitinginde söylemiş olması zerre kadar lafzın değerini azaltmıyor ayrıca&#8230; Değişmeyen tek şey değişmektir de reklam sloganı olmamış mıydı?</p>
<p>Ve son olarak Brecht&#8217;in Sanırım Lucas&#8217;la giriştiği öz ve biçim tartışmasına ilişkin bir hikayesini ekliyorum aşağıya:</p>
<p>&#8220;Bay K. bahçıvan arkadaşını ziyarete gitmiş. Arkadaşı bir defneye küre biçimi vermekle meşgulmüş. Bay K. sessizce izlemiş. Bahçıvan bir türlü küre biçimine ulaşamıyormuş. Ağacı budayıp duruyormuş sürekli. Saatler geçmiş. Bahçıvan sonunda başarmış. Minicik de kalsa defneyi küreye benzetmiş. Dönüp Bay K.&#8217;ya, &#8220;İşte küre!&#8221; demiş. Bay K. ise &#8220;Küreyi görüyorum fakat defne nerde?&#8221; demiş gülümseyerek.&#8221;</p>
<p>Kim çevirmiş, hangi yayın evi unuttum. Yıllardır hafızamda bu hikaye.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html/comment-page-1#comment-372</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 08:55:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serbestyazarlar.com/?p=2790#comment-372</guid>
		<description>cüneyt usta, isaret ettigin noktalara katiliyorum aynen....
teknik bir sinirdir aslinda, bicim yine öyle....teknigin ve bicimin olanaklarinin siniri, bu tartismalari hayli zorluyor dogal olarak....ne söylediginizin önemi nasil söylediginizden ayrilamiyor sonucta....adorno&#039;nun mesela sinemayi reddedislerinde sanki böyle bir boyut var....teknigi ve bicimsel yapisiyla sinema düsünmeye imkan birakmaz diyor bir cok kez.....bu noktada teknigin ve bicimin sinirlarina yönelmek gerektigi durumlar olacaktir....
tam da burada saniyorum pembe dizinin mantigini iptal edecek bir pembe dizi yazma girisimi anlam kazanir....ama buradaki paradoks da acik olsa gerek, belirli bir icerikle belirli bir bicimi asmak ne demektir.....
yine de senin burada isaret ettigin türden ayristirmalari dikkate almadan da isin icinden cikilamiyor acikcasi.....tematik ve bicimsel popüler kültür ayristirman kültür endüstrisinin disarada birakmak durumunda kalanlara isaret etmesiyle özellikle önemli.....gerci bugün ne ölcüde disarda kaldiklari da tartisilir, frankfurt okulu iletisim teknolojilerin, televizyonun, sinemanin bugünkü halini düsünemezlerdi herhalde, hele internet gibi bir seyin varligini bilselerdi ne derlerdi merak ediyorum acikcasi.....
ben yaptigin ayristirmalara söyle bir ek yapacagim yalnizca: kitle kültürü, halk kültürü, diger kültürel edimler ve kültür endüstrisi uzun zamandir popüler kültür alaninda karsilasiyorlar, birbiri icine geciyor, birbirne dolaniyor, birbirne dönüsüyor, birbirinden besleniyorlar....tam da bundan dolayi popüler kültür alanini &quot;tahakküm ve direnis&quot;in, &quot;riza gösterme ve reddedis&quot;in, &quot;ideoloji ve karsi-ideolojiler&quot;in, &quot;özdeslesmelerin ve özdessizlikler&quot;in alani olarak düsünülmesi gerektir ve önemlidir....
su recep ivedik tartismalari, aslinda geri planda bu tartismalarin yeniden acilmasinin önemini gösteriyor....ben aslinda siyasette recep tayyibin, sinemada recep ivedik&#039;in ayni mamül oldugunu düsünüyorum...popülerle popülistlik sinirlarinin sürekli ihlalini gerceklestiriyorlar, ama sadece bu degil yukarda bellirtmeye calistigim ayrimlar dolayisiyla da, her ikisinin de &quot;halkciligi&quot; ve &quot;elitizm-karsitliklari&quot; konusunda dikkatli olmak durumundayiz....tabii  her iki isimle gündeme gelen sosyolojik ve siyasal meseleri de anlamak durumundayiz.....insanlar ivedik&quot;e neden gülüyorlar ve tayyibi neden destekliyorlar?.....bu ikisine verecegimiz cevap gülmenin ve destegin ardindaki tepkilerin hakliliklarina yaslanarak bulunamaz.....bir cevap bulunur elbette, ama bulunan sey dogru olmaz.....eger ivedik&quot;e onbinlerce insanin gülmesi, elitizmden halkin aldigi bir intikamsa, sosyolojnin ve dahi siyasetin ruhuna el fatiha demek durumundayiz.....cünkü teknik bir degisle her ikisinin de nesnesi/konusu ölmüstür coktan.....
adorno&#039;nun, marcuse&#039;un karamsarligi bu durumda tamamen kadar hakli görünüyor.....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>cüneyt usta, isaret ettigin noktalara katiliyorum aynen&#8230;.<br />
teknik bir sinirdir aslinda, bicim yine öyle&#8230;.teknigin ve bicimin olanaklarinin siniri, bu tartismalari hayli zorluyor dogal olarak&#8230;.ne söylediginizin önemi nasil söylediginizden ayrilamiyor sonucta&#8230;.adorno&#8217;nun mesela sinemayi reddedislerinde sanki böyle bir boyut var&#8230;.teknigi ve bicimsel yapisiyla sinema düsünmeye imkan birakmaz diyor bir cok kez&#8230;..bu noktada teknigin ve bicimin sinirlarina yönelmek gerektigi durumlar olacaktir&#8230;.<br />
tam da burada saniyorum pembe dizinin mantigini iptal edecek bir pembe dizi yazma girisimi anlam kazanir&#8230;.ama buradaki paradoks da acik olsa gerek, belirli bir icerikle belirli bir bicimi asmak ne demektir&#8230;..<br />
yine de senin burada isaret ettigin türden ayristirmalari dikkate almadan da isin icinden cikilamiyor acikcasi&#8230;..tematik ve bicimsel popüler kültür ayristirman kültür endüstrisinin disarada birakmak durumunda kalanlara isaret etmesiyle özellikle önemli&#8230;..gerci bugün ne ölcüde disarda kaldiklari da tartisilir, frankfurt okulu iletisim teknolojilerin, televizyonun, sinemanin bugünkü halini düsünemezlerdi herhalde, hele internet gibi bir seyin varligini bilselerdi ne derlerdi merak ediyorum acikcasi&#8230;..<br />
ben yaptigin ayristirmalara söyle bir ek yapacagim yalnizca: kitle kültürü, halk kültürü, diger kültürel edimler ve kültür endüstrisi uzun zamandir popüler kültür alaninda karsilasiyorlar, birbiri icine geciyor, birbirne dolaniyor, birbirne dönüsüyor, birbirinden besleniyorlar&#8230;.tam da bundan dolayi popüler kültür alanini &#8220;tahakküm ve direnis&#8221;in, &#8220;riza gösterme ve reddedis&#8221;in, &#8220;ideoloji ve karsi-ideolojiler&#8221;in, &#8220;özdeslesmelerin ve özdessizlikler&#8221;in alani olarak düsünülmesi gerektir ve önemlidir&#8230;.<br />
su recep ivedik tartismalari, aslinda geri planda bu tartismalarin yeniden acilmasinin önemini gösteriyor&#8230;.ben aslinda siyasette recep tayyibin, sinemada recep ivedik&#8217;in ayni mamül oldugunu düsünüyorum&#8230;popülerle popülistlik sinirlarinin sürekli ihlalini gerceklestiriyorlar, ama sadece bu degil yukarda bellirtmeye calistigim ayrimlar dolayisiyla da, her ikisinin de &#8220;halkciligi&#8221; ve &#8220;elitizm-karsitliklari&#8221; konusunda dikkatli olmak durumundayiz&#8230;.tabii  her iki isimle gündeme gelen sosyolojik ve siyasal meseleri de anlamak durumundayiz&#8230;..insanlar ivedik&#8221;e neden gülüyorlar ve tayyibi neden destekliyorlar?&#8230;..bu ikisine verecegimiz cevap gülmenin ve destegin ardindaki tepkilerin hakliliklarina yaslanarak bulunamaz&#8230;..bir cevap bulunur elbette, ama bulunan sey dogru olmaz&#8230;..eger ivedik&#8221;e onbinlerce insanin gülmesi, elitizmden halkin aldigi bir intikamsa, sosyolojnin ve dahi siyasetin ruhuna el fatiha demek durumundayiz&#8230;..cünkü teknik bir degisle her ikisinin de nesnesi/konusu ölmüstür coktan&#8230;..<br />
adorno&#8217;nun, marcuse&#8217;un karamsarligi bu durumda tamamen kadar hakli görünüyor&#8230;..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cüneyt uzunlar tarafından</title>
		<link>http://www.serbestyazarlar.com/kultur-endustrisi.html/comment-page-1#comment-370</link>
		<dc:creator>cüneyt uzunlar</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 21:11:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serbestyazarlar.com/?p=2790#comment-370</guid>
		<description>Popüler kültürperest olarak popüler kültürün iki ana yapıda incelenmesine ihtiyaç duyuyorum. 

Tematik popüler kültür ile Biçemsel popüler kültür.

Kültür Endüstrisi her şeyden önce kitleleştirilmiş ücretlilerin ne tür temalarla ve ne biçimde uğraşacağını belirler. Böylece kalabalıkların dikkati sınırlanır. Ardından nesnenin ruhsallaştırılması, ruhun nesneleştirilmesi gelir. 

Biçemsel popüler kültür ise endüstrinin denetiminde değildir.  O kolay anlaşılabilidiği ve &#039;eğlendirebildiği&#039; için kitlesel iletişim araçlarının içinde de dışında da akabilir. Endüstri bu türü eğer engelleyemezse ancak evcilleştirebilir. 

Bu tür, geleneksel sanatlarla, mitolojiyle ve özellikle bunların dilsel/biçemsel özellikleriyle bağlantı kurararak yaygınlaşır. Yüksek Sanat seçkinlerin sanatına dönüşürken biçemsel popüler kültür yeni bir halk kültürü olarak belirme şansı yakalar. İnadını ve isyanını koruyabildiği ve yaratma teknikleirni yaygınlaştırdığı ölüçüde de kalıcılaşır hatta mitleşir.

Biçemsel popüler kültür geleneksel sanatları isyankar, çatışmacı, eleştirel temalarla zenginleştirir. 

Charlie Chaplin, Brecht, Mayakovski, Neruda, Nâzım Hikmet, Anton Çehov, Gogol, Jack London, Yaşar Kemal, Ahmet Arif; Joan Baez, John Lenon, (bir dönemiyle) Timur Selçuk, Cem Karaca, Moğollar, Kardeş Türküler, Erkan Oğur ve adını sayamadığım niceleri biçemsel popüler kültürün içinde anlaşılabilir...  

Biçemsel popüler kültür, endüstriye karşı kullanılacak belki en keskin kültürel silah...

Mesela öyle bir pembe dizi yazmak isterim ki pembe dizi mantığı yerle bir olsun...

Olabilir mi?.. Bence olabilir... Anlaşılırlıktan taviz vermediğimiz ve sanatla retorik ayrımını iyi yaptığımız sürece...

Ne dersin dostum?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler kültürperest olarak popüler kültürün iki ana yapıda incelenmesine ihtiyaç duyuyorum. </p>
<p>Tematik popüler kültür ile Biçemsel popüler kültür.</p>
<p>Kültür Endüstrisi her şeyden önce kitleleştirilmiş ücretlilerin ne tür temalarla ve ne biçimde uğraşacağını belirler. Böylece kalabalıkların dikkati sınırlanır. Ardından nesnenin ruhsallaştırılması, ruhun nesneleştirilmesi gelir. </p>
<p>Biçemsel popüler kültür ise endüstrinin denetiminde değildir.  O kolay anlaşılabilidiği ve &#8216;eğlendirebildiği&#8217; için kitlesel iletişim araçlarının içinde de dışında da akabilir. Endüstri bu türü eğer engelleyemezse ancak evcilleştirebilir. </p>
<p>Bu tür, geleneksel sanatlarla, mitolojiyle ve özellikle bunların dilsel/biçemsel özellikleriyle bağlantı kurararak yaygınlaşır. Yüksek Sanat seçkinlerin sanatına dönüşürken biçemsel popüler kültür yeni bir halk kültürü olarak belirme şansı yakalar. İnadını ve isyanını koruyabildiği ve yaratma teknikleirni yaygınlaştırdığı ölüçüde de kalıcılaşır hatta mitleşir.</p>
<p>Biçemsel popüler kültür geleneksel sanatları isyankar, çatışmacı, eleştirel temalarla zenginleştirir. </p>
<p>Charlie Chaplin, Brecht, Mayakovski, Neruda, Nâzım Hikmet, Anton Çehov, Gogol, Jack London, Yaşar Kemal, Ahmet Arif; Joan Baez, John Lenon, (bir dönemiyle) Timur Selçuk, Cem Karaca, Moğollar, Kardeş Türküler, Erkan Oğur ve adını sayamadığım niceleri biçemsel popüler kültürün içinde anlaşılabilir&#8230;  </p>
<p>Biçemsel popüler kültür, endüstriye karşı kullanılacak belki en keskin kültürel silah&#8230;</p>
<p>Mesela öyle bir pembe dizi yazmak isterim ki pembe dizi mantığı yerle bir olsun&#8230;</p>
<p>Olabilir mi?.. Bence olabilir&#8230; Anlaşılırlıktan taviz vermediğimiz ve sanatla retorik ayrımını iyi yaptığımız sürece&#8230;</p>
<p>Ne dersin dostum?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
