Kimliksiz Cinayetler
Bütün faili meçhuller, unutulur/unutturulur!

Politik çekişmeleri arasında, dünyanın düzenli olduğunu ve sağlıklı ilerlediğini, birçok iktidar tarafından duyabiliriz. Fakat iktidarların açığa çıkartamadığı ya da çıkartmadığı(!) birçok faili meçhul cinayet, bunun böyle olmadığını göstermektedir. Bunu görmezden gelenler ise sadece iktidarların holiganlarıdır. Çünkü bu kişiler, dayatılanları düşünemediğinden ve olayları sorgulamadığından, sistemin çarpık gelişmesi, onlar için sorun değildir.
Aslında her birey eşit doğup, değişik ortamlarda geliştiklerinden farklılaşır. Düşünmek ve sorgulamak tamamen, insanın aldığı eğitim, bulunduğu çevre, bireyi olduğu aile ve öz olarak kendi beyin kabuğuyla alakalıdır. Bu yüzden, bunun bilincinde olmayan ve olanı olduğu gibi görenler, gelişemezler. Böyle bireyler zaman içerisinde, bağımlı birer katı fikir tarafı olurlar. Bu bağımlı kişilikler, sistemin içerisinde kendilerine aşılananlarla birlikte zamanla şekil değiştirirler. Değişim ile bu kişilerin düşünceleri eylemlerine yansır. Böyle bir birey, düşünce metalarını dışarıdan aşılandığı gibi kabullendiğinden, en ufak bir eleştiriye tahammül edemeyip, yanlışlarının açıkça gösterildiği durumlarda bile, kendilerince yarattıkları şiddet ile canavarlaşırlar. Sonraki aşamada ise, bir insanın katlini gerçekleştirebilecek bir olasılıkla aramızda dolaşırlar. Bu sistematik bir hastalıktır. Bu hastalık sonucu, toplumu sarsan ve etkileyen birçok olaya sebep olurlar.(Bkz: Geçmişten Hasan Fehmi Bey cinayeti, günümüzden Hrant Dink cinayeti örnekleri gibi…)
Katledilen bu aydınların, kısa ömürlerindeki amaçları ise: Sisteminin içerisinde bulunan gediklerin var olduğunu göstermek ve toplumu bu konuda aydınlatmaktır. Bu doğrultuda, sağlıksız sistem gediklerinin toplumlardan nasıl gizlendiğini açıklayan, zararlarını ve değiştirilmiş iğrençliklerini açığa çıkartan, üzerleri kılıflanmış bu gediklerin ne olduğunu gösterip, halkı bilinçlendirirler.(Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Ahmet Samim, Çetin Emeç, Turan Dursun…)
Bu katliam mağdurlarının tek suçu, her bireyin özgür iradesini, gerçekler karşısında kullanarak oluşturabilmesini sağlamalarıdır. Ellerindeki silahlar ise; düşünceleri, sözcükleri, kalemleri, mürekkepleri, daktiloları, boyaları ve sözcükleridir…
Yaptıkları eylemler ise; sanat ürünleri ile düşüncelerine vücut giydirmek, yazılarıyla fikirlerini betimlemek, yapıtlarıyla veya yaşamlarındaki mücadeleleriyle gerçekleri anlatmak, sözcükleriyle düşüncelerine vücut olmalarıdır. İşte bu çürümüş ve sağlıksız gelişim gösteren sistemin çarkına çomak sokmayı isterler. Bunu sistemin ana-babaları olan kurum, kuruluş ve kişiler bu hareketleri, halkı direnişe yönlendirecek birer “tehlikeli oyun” diye adlandırır. Bu yüzden de aydınlar bir bir karartılır: Bazı bilinmeyen güç(!) dengelerince.
Karartılmalarındaki/katledilmelerindeki en büyük sebep anlaşılacağı üzere; Toplumların aydınlanmasını sağlamaları ve halkın direniş için belirli bir dinamizm yakalamalarıdır. Ayrıca toplumun, düşüncelerini belirtmek için yasal hakları olan yanlışlara karşı protesto haklarını savunmaları, gayr-i ciddiyetsiz bir durumdur otorite için…
Bunun gibi eylemlerin artmasına sebep olmak ya da toplumda aydınlanma/düşünme eyleminin aktif kılınmasında yaptıklarıyla etkin rol oynamaları, bu kişilerin ya ölmelerine veya öldürülmelerine sebep olmuştur. Sistem tarafından katliamlarına bulunan isim ise “faili meçhul” kişiler denilmiştir.
Otorite, toplum için bu kişileri sisteme yönelik birer canlı bomba olarak nitelendirir. Pimleri meçhul kişilerce çekilerek, yok edilmeleri ise ironik sebeplere dayandırılır. (Şovenizm, teolojik hakaret yapmaları, vatanseverlik veya meçhul sebeplerden(!) dolayı) Fakat yok edilenlerin farkında oldukları bir geçek var ki, düşüncelerine engel konulamayacaktır hiçbir zaman!…
Ve onlar asimile edilemeyecektir, her türlü engellemeye rağmen. Fikirleri, yaşadıkları dönemde ürettikleri eserler ile olduğu gibi topluma yansıtılacaktır.
- Bunu alabilmekse, kişinin talep etmesiyle alakalıdır. Birey istedikçe, gerçeklere ulaşmak engellenemez! -
Bu yüzden öncelikle bu kaybettiğimiz değerlerimiz unutturulmamalı ve unutulmamalıdır.
…ve farkında olunmalıdır ki, özgür konuşma engellenebilir. Ama özgür düşünce engellenemez!
Kesinlikle doğrudur bu. Hangi sistemin içerisinde yaşamakta olursanız olun, bu böyledir. Dilde olan yasaklanır. Fakat düşüncelerin önüne engel konulamaz. Bugün yabancılaştığımız tarihimizde, aydınlanmamızı sağlayan birçok olgunun açıklanması ve betimlenmesini sağlayan tüm FİKİR ŞEHİTLERİ, bu düşüncenin bilincindeydi. Bizler sistemin herhangi bir uzvu olmayabileceğimizi, onların ne demeye çalıştığını anlayarak gerçekleştirebiliriz. Elbette ki bu kişilerin bütün düşünceleri bize uymayabilir, ya da fikirlerimizle tam olarak örtüşmeyebilir. Ama onların yaşama hakkına son vermemize sebep olamaz. Bu noktada unutulmaması gereken bir söz vardır ki, o da şöyledir:
“Söylediklerini onaylamıyorum, fakat ölümüne de olsa konuşma hakkını savunacağım… (Voltaire)”
…İşte önemli olan da budur. Herhangi bir ideolojinin değişime, gelişmeye, ilerlemeye kapalı olan holiganlarından bizi ayıran küçük, gerçekte budur.
