Kapitalizmin öteki yüzü: Ömer El-Beşir

9 Kasım 2009 tarihinde, İslam Konferansı Teşkilatı’nın düzenlediği İSEDAK (Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi) toplantıya katılmak üzere -son dakika değişikliği olmazsa!- İstanbul’a gelmesi beklenen Ömer El Beşir kimdir? Ve bu bağlamda Sudan’ın önemi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ne anlama gelmektedir? Kısaca bunlara bir göz atalım.
Sudan Cumhuriyeti: Afrika’nın en geniş ülkesi. Başkenti Hartum’dur. Bir Doğu Afrika ülkesi olan Sudan kuzeyden Mısır, kuzeydoğudan Kızıldeniz, doğudan Etiyopya ve Eritre, güneyden Kenya, Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti (Zaire), batıdan Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad, kuzeybatıdan da Libya’yla çevrilidir.
Ömer El Beşir: Sudan devlet başkanı ve Ulusal Kongre Partisi’nin lideri. 1989′da tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı Sudan ordusu kansız bir askeri darbeyle hükümeti devralmıştır. Ekim 1993′te cuntanın kendisini feshetmesinden sonra devlet başkanlığına gelmiş olan El Beşir eli kanlı bir diktatördür.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM): Savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakan Birleşmiş Milletlere bağlı bir mahkemedir. 1 Temmuz 2002 tarihinde kurulmuş ve 11 Mart 2003 tarihinde çalışmaya başlamıştır. 120’ye yakın üyesi vardır. (Türkiye bu mahkemeye üye değildir) Mahkeme binası Hollanda’nın Lahey kentinde bulunmaktadır.
14 Temmuz 2008′de Uluslararası Ceza Mahkemesi Ömer El Beşir’in soykırım, insanlığa karşı suç ve Darfur’da savaş suçu işlediği gerekçeleriyle suçlamış ve 4 Mart 2009’da Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama kararı çıkartmış. Birleşmiş Milletlerin verilerine göre, Sudan’ın batısında yer alan Darfur bölgesinde 2003 yılından beri, hükümet destekli milis gücü Cancavit’ler ve kabileler arasında çıkan çatışmalarda en az 200 bin kişi ölmüş ve 4 milyon kişi insani yardım olmaksızın yaşayamayacak duruma gelmiş. Ayrıca 2.5 milyon insan yerlerinden göç etmek zorunda kalmış.
Arka plan: Uluslar arası adalet mi, yoksa çıkarlar mı?
Darfur olayını bahane eden, ABD ve müttefikleri Sudan’a derhal ambargo uyguladıktan sonra, genelde Afrika, özelde Sudan üzerindeki siyasi ve ekonomik hegemonyayı her geçen gün artırma yoluna gittiler. Emperyalistler bu hegemonya mücadelesinde “El Beşir vakası”nı böylelikle kendi çıkarlarının bir aracı haline getirmiş oldular. Öteden beri Kara Afrika’nın doğal zenginlikleri üzerinde, sıkı bir rekabetin yaşandığı bilinmektedir. Bu rekabet gözünü Sudan petrollerine dikmiştir. Sudan yönetimi ise üretilen petrolün %70’ini Çine satmaktadır. Uluslar arası iş bölümü bağlamında, kapitalist ekonominin iki motor gücü ABD (finans) ve Çin (üretim) Sudan petrolleri üzerinde zımni bir anlaşma yapmış gibi gözükmektedir. (Çünkü Çin, kapitalist firmalar için üretim yapmaktadır) Bu yüzdende başını ABD’nin çektiği emperyalist ekip, Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesinden biri olan Çin’i karşısına almak istememektedir.
Emperyalist -ve onlara bağımlı olan- devletler SSCB çözüldükten sonra çok komplike hareket etmektedirler. Çok açık bir biçimde Yeni Dünya Düzeninin hukuki bir ayağı olan Uluslar arası Ceza Mahkemesi (UCM) eliyle istedikleri kişi ya da kişileri “savaş suçlusu” ilan edebilmektedirler. Saddam, Miloşeviç, Karadziç ve El Beşir’i yargılayıp haklarında tutuklama emri çıkartıp daha sonra da infaz edebilmektedirler.
Tüm bu yaşananlara tersinden bakarsak eğer, aslında emperyalist devletler işledikleri ulusalar arası suçları bireylerin üzerine yıkarak, böylece kendi ellerini temizlemiş olmaktadırlar. Şimdilerde bu enstrümanın adı UCM’dir. Bu uygulama tam bir ikiyüzlülüktür. Çünkü burjuvazi çıkarları için hareket eden bir sınıftır. Onda ne vicdan ne de adalet duygusu aranmamalıdır. Döktüğü gözyaşı ise timsah gözyaşıdır. Erdoğan’nın Davos çıkışı da böylesi bir gözyaşıdır. Yani tam bir ikiyüzlülüktür. İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e “siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyen Erdoğan’a; bu yüzden burjuva devletlerinin hepsi insan öldürmeyi çok iyi bilmez mi diye sormak gerekir?
Yugoslavya, Afganistan, Sudan, Ruanda ve Irak’ta yaşananlardan sonra emperyalist devletlerin asıl amacının adalet ve vicdan olmadığı gün ışığı gibi ortaya çıkmıştır. ABD ve müttefikleri Yeni Dünya Düzeni çerçevesinde tam bir hegemonya mücadelesi yürütmektedir. Bu amaçla İsrail ve müttefiklerinin işledikleri suçları örtbas etmekteler, yıllarca kendi çıkarları için göz yumdukları “katiller”i bahane ederek, dünyanın hem yargıcı hem de jandarması olmaya çalışmaktadırlar.
El Beşir’in Türkiye’ye ikinci kez gelmesi üzerine, ABD’nin yaptığı şu açıklamada bunu kanıtlar gibi: “Toplantıya kimin katılacağına karar veremeyiz ancak Türkiye’nin vereceği mesaj ABD ve AB ile tutarlı olmalıdır.” Buna bir eklemede biz yapalım İsrail içinde!

Sevgili Harold Pinter’in guardian.co.uk ile 2001 tarihli bir roportaji var su sayfada bazi gercekler eskimiyor ne yazik ki….
http://www.guardian.co.uk/politics/2001/aug/03/comment.pressandpublishing
Sevgili Angel bu ülkede Pinter’ı ve Fo’yu tırışkadan bulan tırışka tiyatro yönetmenleri var…
Yeri gelmemişken söylyim dedim…
Haset, nefret sevgi sayılıyor buralarda…
Ben de,yeri gelmemisken “ne yazik” diyim…
Söylediklerine hak veriyorum, ama açıkçası bu sebeplerden hiçbiri bu adamın benim ülkem topraklarındaki ağırlanış biçiminden duyduğum tiksintiyi azaltmaya yeterli değil. Ömer el Beşir eni konu katildir. Uluslar arası adalet kurumları belli ülkelerin etkisi altında olabilir, ama benim için önemli olan kim, kimle, nerede, nasıl gibi sorular değil, ahlaki değerlerdir. Önemli olan o ahlaki değerlerin arkasında durmaktır. UCM kimin kuklasıymış, kime ne demiş umrumda değil, adamın malı ortada çünkü. İsrail’in ABD’nin onun hakkında ne düşündüğü önemsiz bu noktada.
Angel merhaba,
Harold Pinter’in guardian’daki yazısından bahsediyorsun.Bu metni Türkçeye tercüme edebilir misin?
Merhaba Atilla,
Denerim….
tebrikler çok anlamlı bir yazı bilimsel sosyalist olunmadan böyle isabetli tasbitler yapmakta imkansız.
tebrikler