Modern Cinayetlerin Kokusu

Kapital Manga

2007’nin ortalarında ilk belirtilerini veren ve bu yılın başında daha da derinleşen küresel ekonomik kriz karşısında kıvranan örgütsüz kitleler, 28 Şubat askeri müdahalesi ile keskinleşmeye başlamış ve AKP’nin hükümet olmasından beri daha fazla alevlenmiş olan burjuva iç savaşında (kökleri Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar dayanan) taraf olmaya zorlanıyor. Bu durum siyasi krizi ekonomik bir krizle birleştiriyor. Burjuva kamplar arasında bölünmüş, devletin yıllardır sürdürdüğü “düşük yoğunluklu savaşa” karşı koyamamış ve bu olumsuz gelişmelere karşı kendi bağımsız sınıf partisini oluşturamamış emekçi kitleler, Dünya’yı kendi savaş ve sömürü politikalarıyla yönlendiren ABD ve AB’ye daha iyi hizmet etme yarışında, batıcı-laik kamp ile liberal–İslamcı kamp arasında kalarak, Kürt halkıyla barıştan her geçen gün kopmakta, milliyetçi ve sahte antiemperyalist söylemlerin peşinden gitmektedir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken emekçiler yıllardır seyircisi kaldıkları özelleştirmelerin ağır bedellerini ödemektedirler. TEKEL işçisi kapatılan fabrikanın önüne konularak, 4C yasasına mahkûm edilmek istenmektedir. İşçi örgütü olan sendikalar, devletten ve burjuva partilerinden bağımsız, sınıfın tüm ortak çıkarlarını savunamamaktadırlar. Çünkü sendika bürokrasisi bu partilerle köklü ve derin ilişkiler içindedir. AKP’nin Tes-iş sendikasında örgütlendiği, Türk-iş başkanının AKP ile DİSK’in ise CHP ile olan dolaylı ilişkileri bilinmektedir. Ekonomik krizin yoksulları nasıl vurduğunu gazetelere yansıyan haberlerden görülebilir. Örneğin, üç farklı ilde üç kadının öldürülmesi, Bursa’da dolmuş şoförlerinin kavgası sonucu üç kişinin ölümü, Antalya’nın Serik ilçesinde sebze ve meyve halinde komisyoncular arasında çıkan kavga sonucu yine üç kişinin yaşamını yitirmesi ve onsekiz maden işçisinin hazin sonu, ekonomik krizin ve kapitalizmin sonuçlarıdır.

1800’lerin Almanya’sında Karl Marks ve Friedrich Engels, meta, para, kullanım ve değişim değeri, değişmeyen ve değişken sermaye, artık değer gibi kavramları tanımlayarak sömürünün nasıl gerçekleştiğini, kapitalist üretim sürecinin nasıl kaçınılmaz olarak dönemsel bunalımlara yol açtığını teorileriyle ortaya koymuşlardır. Marks ve Engels kapitalist sistemi alaşağı edecek tek gücün örgütlü işçi sınıfı olduğundan hareket ederek, işçi sınıfının bilinçlenmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Ancak sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın böyle kurulabileceğini öngörürler. Bu teorik bütünlük Marksizm olarak anılır. Burjuva iktidarına son veren ve Marksizm’i uyguladığını iddia eden, ancak daha sonra bürokratik kasta dönüşerek özünden sapmış olan, SSCB, Küba ve Çin gibi ülkelerde işçi ve köylü kitleler, ulusal sınırlar içerisine hapsolmuş,  uzay araştırmaları ve silah sanayi kitlelerin temel ihtiyaçlarının önüne geçmiş, böylelikle işçi sınıfının içinden çıkan bürokrasi çeşitli ayrıcalıklar elde ederek sınıfına yabancılaşmıştır. Bu rejimlerde ekonomik kazanım elde eden işçi sınıfı siyasal özgürlüklerini yitirmiştir.  Bu uygulama Marksizm değildir. Marks’ın savunduğu ve ortaya koyduklarından tamamen farklı bir yönelimdir. Bu ülkelerdeki uygulanan yanlış ideolojiler ve politikalar sonucu bittiği söylenen “sosyalizm” aslında hiç inşa edilememiştir.

SSCB’nin çözülüşü sonrasında saldırıya geçen uluslararası burjuvazi, yeni-liberalizm politikası ile önce aydınların, sonra da demoralize olmuş kitlelerin zihninde Marksizm’i yargılayarak tahribat yaratmıştır. Yaratılan bu tahribatla uyuşturulmuş kitleler tüketim çılgınlığına ve ekolojik yıkıma sürüklenmiştir. “Her şey insan için” demagojisi ile kandırılmış, adeta oyuncak haline dönüştürülmüş teknolojiyle avutulmuştur. Ama bu arada burjuvazi bilimi ve teknolojiyi insansız savaş uçaklarının geliştirilmesinde, biyolojik silahlar ve nükleer denemelerde, yeni sömürgeler yaratmada tek yanlı olarak vahşice kullanmıştır. Kapitalist burjuvaların karı her geçen gün artarken, halklar yoksullaşmakta ve “ulusal savunma” adına birbirini boğazlamaktadır.

İşçi sınıfının günceliğini yitirdiği, yerini robotların ve makinelerin aldığı bireysel özgürlüklerin ve yeteneklerin daha çok önem kazandığı, serbest girişimcilik ruhunun her şeyin üstünde olduğu retoriğine sarılan ve burjuva ideologlarından beslenen, yeni bir genç kuşak ortaya çıkmıştır. Bu kuşak ve içinden çıkan aydınlar, işçi sınıfı ve Marksizm’den köşe bucak kaçmışlar, Marksizm’in eleştirisini yaparken, SSCB, Çin ve Küba gibi bürokratik rejimlerde yaşananları örnek göstererek, neredeyse kapitalizmin daha insancıl olduğu sonucuna varmışlardır. Marksizm’den kaçıp varoluşçuluğa, pozitivizme ya da metafiziğe sarılan bu insanlar, özgürlük anlayışlarını sürmekte olan ücretli köle sisteminden koparmaktadırlar. Oysa siyasi ve toplumsal özgürlük ekonomik özgürlükle bir bütündür.

Bu gün bu fikirler salgın bir biçimde sosyalistleri, işçileri, sendikacıları, aydınları ve genç kitleleri etkilemektedir. Bu yüzden Marksizm kaba ve sınıf indirgemeci bir tuzağa düşmeden işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin sorununu doğru biçimde ele almalıdır. Marks ve Engels’in yazmış olduğu “Kapital” kapitalizm eleştirisi bakımından hala güncelliğini koruyan bir eserdir. Her iki yazar bu eseri işçi sınıfına rehber olarak armağan etmiştir. Klasik esere nazaran Manga Kapital, çizginin gücüyle donanmış olarak geniş bir okur kitlesini Kapital’in temel kavramlarıyla tanıştırıyor. Artı değer, kullanım ve değişim değeri, ücret, fiyat-kar, para-meta ve kapitalist buhranın kaçınılmazlığı gibi temel kavramları bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen çarpıcı bir öyküyle anlatıyor.

Aydınların işçileşmesi, işçilerin aydınlanması için yaşamsal öneme sahip klasik Kapital ile Manga Kapital’in mümkünse paralel okunması, dünyayı değiştirmek isteyenlerin en güçlü hazinesi olacaktır.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum Var “Kapital Manga”

  1. Sayın Altun

    Evet Kapital Manga’yı okudum. Ancak şahsım adıma, bu popüler ekonomi-politik eserden daha iyi olan bir kitabı önereceğim. ”Kapital – Yeni Başlayanlar İçin” David Smith ve Phil Evans’ın gene Kapital’i referans alarak yazdıkları bir kitap. Aynı şekilde bir çizgi-kitap. Ek bir öneri olsun :)

    Gene aynı minvalde ”Çizgilerle Komünist Manifesto” var. Bu da Kapital Manga ile aynı yayınevine ait. Ancak Komünist Manifesto zaten bir risale ve anlaşılması çok kolay bir eser olduğu için, biraz işin ‘kapitalizmin kara mizahı’ boyutundan ele almış Rodolfo Marcenaro.

    Yazınızda dikkatimi çeken nokta da şudur:
    ”kapitalist üretim sürecinin nasıl kaçınılmaz olarak dönemsel bunalımlara yol açtığını teorileriyle ortaya koymuşlardır. Marks ve Engels kapitalist sistemi alaşağı edecek tek gücün örgütlü işçi sınıfı olduğundan hareket ederek, işçi sınıfının bilinçlenmesi gerektiğini vurgulamışlardır.”

    Zaten Marksizmden ayrıldığım nokta, bu paragrafın ikinci satırından itibarendir. Marksist kriz kuramlarında esas olarak 4 kuram öne çıkar. Kar oranlarının azalma eğilimi, Kar sıkışması, Orantısızlık ve Eksik tüketim. Bunların hepsi de dönüp dolaşıp aynı yere geliyor zaten ama çıkış noktaları bakımından (kapitalizmdeki esas çelişkiyi çekip çıkarmak amaçlı) ayrılar, gördüğüm kadarıyla.

    Fakat nedense, analizlerinden sonra önerdikleri sistem, bana hiç makul gelemedi. Yani Sosyalizmin ve ardından Komünizmin nasıl kurulacağının üstünden ”Bilinçlenen işçi sınıfının elleriyle” ondan sonra ”Halkların kardeşliğiyle” efendime söyleyeyim ”Küresel ölçekte birleşmiş emekçi gücüyle” gibi slogan laflarla üzerinden atlamaktadırlar.

    Sosyalizm’e dünya üzerinde hiç geçilememiştir. Bu çok doğru bir tespit.

    Acaba geçilemesinin nedeni, geçilmesinin imkansız oluşu olabilir mi?

    #2449
  2. Ek olarak da, Marksist-sosyalizmi (her sosyalizm Marksist değildir doğal olarak) savunma noktasını, doğru kabul edersek, aynı şey faşizm ve nasyonel sosyalizm için de , İtalya ve Almanya için geçerlik kazanabilir.

    ”Nazizm doğru bir sistemdi, ancak Almanya’daki uygulama yanlışlığı neticesinde, sonradan vaziyet değişti.” gibisinden.

    Kendi adıma fikrim budur

    #2450

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle