Kulak Misafiri

İyi Seyirler

testere5zj8Yaşlı kadın ne yapıyordu da torunlarını üç çeyrek saat boyunca çevresinde sessiz tutmayı başarıyordu? Biraz yaklaşın. Kocamış kadın çok tanıdık bir şey yapıyordu: Anlatıyordu. Cinli, perili, cadılı masallar anlatıyordu. Söz dinlemeyen, yaramaz bir çocuğun başından geçen korkunç ve kanlı serüvenlerle doluydu masal. Annesinin sözünü tutmayıp evden uzaklaşan çocuğun başına gelmedik şey kalmıyordu. Önce çocuk hırsızları tarafından kaçırılıyordu. Hırsızlardan kurtuluyor fakat daha sonra bir cadının ağına düşüyor, sonra da cinler cadıyı hunharca öldürüp cadının tutsağını kurban etmek üzere bulutların üzerindeki ülkelerine götürüyorlardı. Masal uzadıkça uzuyor, korkunç sahneler bitmek bilmiyordu. Yaşlı kadın çocukların yorulduklarını görünce yarın devamını anlatırım diyerek masalı kesiyordu. Kafası küçük haylazın maceralarıyla tıka basa dolu çocuklar kendi aralarında onun karşısına çıkan yaratıkların neye benzediğini, onun yerinde olsalar ne yapacaklarını tartışmaya başlıyorlardı: “Ben olsam korkmazdım.”, “Ben olsam cadıyı pişirirdim.”, “Beni hırsızlar kaçıramaz ki.”…

Yumurcağın başına gelenlerden ders çıkaracaklarına, onun yaşadığı dehşetli olaylara benzer şeyler yaşamak için can atıyorlardı. Karanlıktan korkuyor ama gece oyunlarından, karanlığa bakmaktan, karanlıkta ansızın ortaya çıkıverecek hayaletleri çağırmaktan ve birbirlerini korkutmaktan geri durmuyorlardı. Korktukları şeye yaklaşmak, işittikleri uydurma bir masal bile olsa içindekilerin gerçek olduğuna inanmak istiyorlardı. Yaşlı kadın torunlarının ilgisini çekmeyi başarıyordu başarmasına da masal yoluyla anlatmak istediği asıl şeyi onlara anlatabiliyor muydu? Sanki çocuklar masaldan ders çıkarmak yerine, gerçeküstü ve kanlı olayların takipçisi olmayı seçmek üzere daha önceden programlanmış gibiydiler. İçlerinden bir ses hep bu ikincisine çekiyordu onları. İçlerinden gelen bu ses onlara karıncaları boğduruyor, minik kuşların kafasını koparttırıyor, sinekleri canlı canlı ipe dizdiriyor, kedileri köpekleri tekmeletiyor, minik yangınlar çıkarttırıyor, birbirlerinin kafasını gözünü şişirtiyordu. Çocuklar gerçekleştirdikleri küçük çaplı katliamların kurbanlara verdiği acıyla değil, çevrede yarattığı etkiyle ilgileniyorlardı. Gözyaşları, çığlıklar, ölümler onlara masal gibi geliyordu. Çevrede yarattıkları etkiyle kendilerini göstermeye, kanıtlamaya çalışıyorlardı sadece. Böylelikle dikkatleri üzerlerine çekebileceklerini çok iyi öğrenmişlerdi. Ama kimden, nerden? İçlerindeki bu kışkırtıcı ses kimindi? Bu dürtüyü kim gıdıklamıştı? Farkında olmadan yaptıkları gaddarlıkları bir masal kahramanıymışçasına gerçekleştiriyorlardı. Peki, masalla gerçek arasındaki ayrımı neden yapamıyorlardı? Birgün gelip masalla gerçeği birbirinden ayırabilecekler miydi?

Yaşlı kadın üç çeyrek saat boyunca çocukları hareketsiz kılmanın, onların dağınık dikkatlerini üzerine çekmenin haklı gururunu yaşıyordu elbette. Birçok yetişkinin yapamadığı bir şey yapıyor, kendini dinletiyordu. Ya sonra? Sonrası ne onu ne de başkasını ilgilendirmiyordu ki. Önemli olan anlatmak ve dinletmekti. Önemli olan birilerinin dikkatini kendi üzerinde tutabilmekti. Önemli olan kıpırtısızlığa tahammülü olmayan yetişme çağındaki insanları kıpırtısız kılabilmekti. Çocuklardaki doymak bilmez merak, gerçeklikle bir oyuncak gibi oynama dürtüsü, tükenmek nedir bilmeyen enerji, her deliğe girip çıkma isteği, yetişkinleri ve yetişkinlerin kurgusal anlatılarını taklit etmeye yatkınlıkları, devinimsel becerilerin ve cinsel dürtülerin zamanı geldikçe kendini göstermesi hakkında tek bir fikri olmayan yaşlı kadın gerçekten ama gerçekten ne yaptığının, neye yol açtığının farkında değildi. Sonsuz bir iyilik duygusuyla ve keyifle anlatıyordu bitmek bilmeyen dolanbaçlı masalını, o kadar. Torunlarını azarlamıyor, kırmıyor, onları göğsüne bastırarak, hiç farkında olmadan, büyüklerin, ast üst olmuşların kanlı dünyasına hazırlıyordu. Hatta o dünyanın içine sokuyordu.

Torunları tarafından kandırıldığını, hafife alındığını fark etmiyordu bile. Çocuklar masaldan çıkardıkları dersleri ve yaramazlık yapmanın kötü bir şey olduğunu anladıklarını söylüyor ve ninelerinin mutlu olmasını sağlıyorlardı. Ama asıl masaldaki korkunç olaylardan hoşlandıklarını gizliyorlardı. Bu, ninelerinden sürekli masal anlatmasını istemelerinden kolayca anlaşılabilirdi. Tabii yaşlı kadın bu güçlü isteği başka yorumluyordu. Ayrıca nâmı mahalleyi sarmıştı. Komşunun çocukları da masal dinlemeye geliyorlardı. Zemini şaplı, duvarları ince sıvayla sıvalı, ortasında bir kuyu bulunan avluda kilimlere yayılıp keyifle yaşlı kadının masalı dinleniyordu. Çocukları üzerinde yaşlı kadın gibi bir etki yaratmak isteyen diğer ebeveynler daha sarsıcı masallar anlatmak ve çocuklarına kendilerini dinletmek üzere kollarını sıvadılar. Birdenbire ortalıkta ucubik, korkunçtan daha korkunç masallar uçuşmaya başladı. Çocuklar ebeveynlerinin dizlerinin dibinde olsundu da yeterdi. Sokak aralarındaki çete savaşları, kırılan kollar, burunlar, sakat kediler, köpekler sadece ve sadece çocukların çocuk oluşlarına yani yaramazlıklarına bağlanıyordu. İyi niyetle anlatılan masalların bu dehşet ortamına katkısı akıldan geçmiyordu bile.

O çocuklar büyüdü ve ‘sert’ filmler çekmeye, yaşlı kadının anlattığından daha kanlı hikâyeler tasarlamaya, hatta ve hatta canlı ve gerçek görüntüleri kaydedip yaymaya başladılar. Aynı çocuklar gibi gerçeği düşten ayıramayan yeni bir yetişkin kuşak geliyor -hatta geldi-. Bu kuşak vahşi görüntülere bağışık, kana alışık, ölüme ve işkenceye kayıtsız. Kendini oylamak için her mevzuya balıklama dalmaya mail. Bu kuşak, bıçak kendi gırtlağına dayanıncaya kadar gerçeği hissedemeyecek kadar bön. Bu kuşak, tabancayla, topla, bombayla kendi sınıf arkadaşlarını, öğretmenlerini katleden lise öğrencilerini unutup bir daha hiç anımsamayacak kadar belleksiz. Bu kuşak, savaş yıkımlarını yorumsuz gösteren TV haberlerini izleye izleye, bu görüntülere yorumsuz bakacak kadar zekadan yoksun. Ve bu kuşak, yarın yeryüzünü saracak bir afet karşısında birbirini gırtlamaktan başka bir yol bilemeyecek kadar delibalta.

Bir Yorum Var “İyi Seyirler”

  1. Mert Ataol

    Altı Rakamla (6) yaşını geçmemişti çocuk. Sokakta ve dileniyordu. Para neydi onun için, soramadım utancımdan. Ama istiyordu işte ve bu gerçekti Kadıköy’ün çarşısında. Öyle bitirici , yıkıcı ve utançtan da örülmüştü ki….
    Az ileride ona bu oyunu öğreten annesinin hırsı gibi gerçekti talep edilen.
    Artık o çarşının babayiğit kazı gitmiş yerini daha bitirim, “kurt/adam-kadın’lara bırakmıştı.
    Birden bire ve hangi zamanda ve daha neleri o kadar hızlı tuketip de geçmiştik durup dururken bu çapraşık ve yitik “yağmacı topluluğa”…

    İyi seyirler,
    Elbette…

    #570

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle