katiller komitasi

İSYANKAR MARTI: SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE DOKUNMAYIN!

Aşağıdaki yazı Serbest Yazarlar’da yazdığım bir yazıdan alıntıdır. Blogların kapandığı günlerde yazılmış bir yazıydı:
 

….. 1994 olmalı. Bir vakfın çatısı altında yürütülecek “gönüllü öğretmenlik” projesi için biraraya gelmiş “iyi yürekli” ve “çalışkan” bir öğrenci topluluğu ve karşılarında projeyi destekleyen bir tiyatro sanatçısı: Yıldız Kenter. Projenin amacı anlatılmaya çalışılıyor. Söz Yıldız Kenter’de: “Oğlum..” diyor bizden birine seslenerek. “Gelip şu masanın çevresinde bir kez dolaşır mısın?” Arkadaşımız tereddüt ediyor. Yıldız Kenter yineliyor sorusunu:”Haydi, yapar mısın bunu? Lütfen..” Arkadaşımız, bu kez tereddüt etmiyor. Bizim kafamızdaki “Acaba şimdi ne olacak?” düşüncesi onun da kafasından geçiyor. Ama “söyleneni” yapıyor. Masanın etrafında “bir kez” dönüyor. Başladığı noktaya geldiğinde duruyor ve gözlerindeki soruyla ‘bakıyor’ Yıldız Kenter’e. “Peki.. Lütfen bir kez daha döner misin masanın etrafında…” diye yeniden rica ediyor Yıldız Kenter. Arkadaşımız, gözünde tuttuğu soruyla ‘ikinci kez’ dönüyor masanın etrafında. Bulunduğu noktaya bir kez daha geri geldiğinde sanatçımız bize dönüp şunu söylüyor: “İşte.. Biz bunu yapmamayı öğretmek için gideceğiz o okullara.. O çocuklara…
 
picasso_guernica1

NEDEN sorusunu sormak önemli. NEDEN? NEDEN? NEDEN? Yıl 1994 olmalıydı evet. 14 yıl öncesi bulunduğumuzun zamanın”….
  
Yukarıdaki alıntıda “adı geçmeyen” vakıf ÇEV idi. Yani Çağdaş Eğitim Vakfı. Çağdaş Eğitim Vakfı, amaçlarını 9 madde halinde özetlemiş kendi web sitesinde:
  
AMACIMIZ
 
1. Türk eğitim sisteminin laik, bilimsel, akılcı, özgür ve demokratik nitelik kazanmasını ve kurumsallaşmasını sağlamak,
 
2. Akılcı, çağdaş, bağımsız düşünen; araştırmacı, yeniliklere açık bireyler yetişmesine destek olmak,
 
3. Ulusal eğitim sistemine katkıda bulunacak bilimsel araştırmalar, incelemeler ve çalışmalar yapmak,
 
4. Bilim ve tekniğin çağdaş olanaklarını sürekli izleyerek bunları eğitim alanında Türk insanının hizmetine sunmak,
 
5. Eğitimin her düzeyinde, öğrenim kurumları, yurtlar, eğitim evleri, aile okulları kurmak ve kurulmuş olanlara destek vermek,
 
6. Çağın gereksinimleriyle uyumlu bir eğitim sistemi oluşturulmasında sivil toplum güçlerini harekete geçirmek,
 
7. Aile okulları açarak aileleri eğitmek,
 
8. Her seviyedeki okullardaki eğitim faaliyetlerini, ders, öğretmen, malzeme ve yapı olarak desteklemek,
 
9. Üniversiteler ve okullarda eğitime katkıda bulunacak her türlü panel, seminer ve söyleşiler düzenlemek.
 
Neden sorusunu sormak ne kadar önemliymiş meğer.. Şimdi ben de soruyorum: NEDEN? NEDEN? NEDEN? Yukarıdaki 9 madde için mi?
  
Biz 1994 yılında bu projenin içinde yer alan üniversite öğrencileri olarak İstanbul’un sosyo-ekonomik açıdan geride “bırakılmış” bölgelerindeki ilkokullarda Türkçe, resim, tiyatro ve İngilizce dersleri verdik çocuklara. 8. maddeyi yerine getirdik. Ya da yerine getirmeye çalıştık. Alıntımda da gayet açık olduğu üzere (ki bahsi bile geçmemiş) “yıkmak/yoketmek” için bir amaca yönlendirilmiş değildik. Proje, “gönüllülük” esasına dayalıydı. Her cumartesi erken saatte üniversitemizin önünden bizi servisler alır o okullara taşırdı. Birçok semtte birçok okul… Servisten indiğimizde karşımızda “öğrencilerimiz” olurdu. İner inmez servisten boynuma atlayanları anımsıyorum şimdilerde. “Öğretmenim.. Öğretmenim..” diyerek özlemlerini bırakıyorlardı yanaklarıma. O öpüşler değerliydi benim için. Çok değerliydi. Sanırım iki Cumartesi asmıştım toplamda bir seneye yaklaşan ön-öğretmenliğimi:( ve her iki sabah da haber vermek için bir hocamızı aradığımda iyi bir fırça yemiştim: “Devamlılık bizim için çok önemli. O çocuklar sizi orda bekliyor olacaklar..” Utandığımı biliyorum. Utanmıştım kendimden. (Her ikisinde de bir önceki akşam dışarda arkadaşlarımla eğlenmiştim maalesef.)
  
Şu anda zorlasam da tek bir tanesinin dahi adını anımsamıyorum o bana özlem öpücüğü konduran çocukların oysa. Aklımda flu da olsa tek bir yüz dahi yok. Bu bana acı vermiyor. Nedeni belli: Ben onları anımsamasam da eminim ki şimdilerde en az 23 yaşında olan şimdinin gençleri o zamanın çocukları beni anımsıyorlardır. Ve bizi anımsıyorlardır.
  
Biz o okullarda ne yaptık? Yalnızca okuduk, resim yaptık, tiyatro yaptık, şarkılar söyledik. Başka bir şey yapmadık!!!!!!
 
Sanırım bunlar yeterliydi. Bunları yaparak ZARAR VERMİŞTİK bir şeylere.. Demek ki..
  
Ben -izm insanı değilim. 1994′te de değildim.

Herhangi bir -izm kimliğiyle bulunmadım o çocukların yanında. Benim için, çok da büyük bir bilinçle yapılmadığı halde (öyle ki o vakfın ÇEV olduğunu saptamam için araştırma yapmam gerekti. Acaba ÇYDD miydi ÇEV miydi dedim durdum bir süre..) “içten gelen” bir faydalı olma çabasıydı o proje. Yaşamımda kendimle gurur duyduğum nadir “yaptıklarımdandır” hala o .. Faydalı olmuşluk: Boya kalemlerini dağıttığımda çocuklara hem seslerinde hem yüzlerindeki o sevinç.. Sanki ilk kez birileri onları düşünüyordu.
  
Buna rağmen son bir haftadır içim yanıyor. Sanki fena halde küfür edilmiş gibi geliyor geçmişime.. Bildiğiniz gibi değil.. Bugün bu yazımı okuyan bir dostum bir ek yapmış benim cümleme: “Yalnızca geçmişimize değil, geleceğimize de küfür ediliyor!”
Geçmişimize ve geleceğimize dokunmayın!

3 Yorum Var “İSYANKAR MARTI: SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE DOKUNMAYIN!”

  1. Sivil toplum örgütleri sivilce gibi sıkılmaz…

    Sivil yani yurttaş örgütlenmeleri demokrasinin işlemesi ve toplumun şekillenmesi için kaçınılmazdır…

    Sivilce sıkar gibi yurttaş iradesini sıkıştıranlar demokrat değillerdir…

    Ayrıca ilginçtir, yargı hüküm vermeden tutukluları darbeci olarak karalayanlar, Ertuğrul Günay’ın -kendisiyle hiçbir samimiyetim yoktur- tutuklamalara yönelik eleştirisini yargıyı yönlendirme saymaktadırlar…

    #447
  2. Tamamen ortadan kaldırmasalar da yorarak yani “bezdirerek” içimizdeki çabalama isteğini azaltıyorlar maalesef. Öyle ki artık medyadan haber takibi yapmak bile gelmiyor sivillerin içinden. “Hiçbir şey değişmeyecek!” inancını içimize öyle bir “zorla” oturtmuşlar ki şu an Türkiye’de olup biten her şeye neredeyse çok normalmiş gibi bakıyoruz.. Sivil toplum örgütlerinin bu şekilde saldırıya uğraması bence en büyük tehlike. Zaten yukarıda dediğim gibi inançsızız çok uzun bir zamandır.. Şimdi bu derneklere/vakıflara yapılanlar “moral” anlamında da bizleri yıkıyor..

    #451
  3. Yaşar SEFEROĞLU

    Türkiye’de yerleşik sivil toplum örgütleri,işlevsel anlamda hiç olmadı ki.Sivil toplum örgütü olma sürecini yaşayan 3-5 tane dernek ve vakıp türü kuruluşlar var.Ürettiği değerleri savunaca sendikalarına duyarsız olan kitlelerin Türkan SAYLAN,Hayrettin KARACA v.b. insanlara söylediklerine ilgi göstermelerini beklemek iyiniyetli bir beklenti olabilir.İstesek de istemesek de herşey korkunç bir hızla değişiyor,değişecek.Sorun, birey olma sürecini tamamlamaktan geçiyor.Yani,önce birey olmak,sonra yurttaş,sonrada kitleselleşmek.Ülkemin insanının üst çoğunluğu sürekli herşeyden yakınıyor ama,çok azı yakınmasına etken olanlara tepki veriyor.Bu toplum samimi değil,çok yüzlü bir toplum.Yine de inandığı bir şey için yola çıkmış insanı hiçbirşey engelleyemez,yalnızca geciktirebilirler.Gün,gülümsediğimiz sürece bize güler…

    #579

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle