Kod adi kuresellesme

islam’ın psikanalizi

İslam'ın Psikanalizi, Fethi Benslama

İslam'ın Psikanalizi, Fethi Benslama

İslamın psikanalitik okunuşu, açıktır ki kendi başına zorlu/sınırları zorlayan bir girişimdir ve en iyi halde bile sonuç geniş bir cephede  tartışmalı olacaktır. Arka kapak yazısında denildiği gibi, öncü bir çalışma olarak İslam’ın Psikanalizi bu yanıyla gerçekten zor bir işe kalkışıyor. Bu zorluğun -başlıktaki her iki terim açısından- çeşitli boyutları gündeme getirilebilir,  ancak sanıyorum, en temelde bu karşılaşmayı içerden belirleyen kültürel ayrımlara işaret etmek yanlış olmayacaktır. Öyle ya psikanaliz nire, islam nire birader!

Ama o kadar da aşılmaz bir mesafe değil elbette bu. Psikanalizin sınavında islam ya da yazarın ifadesine daha uygun olarak, islam sınavında psikanaliz mümkün olamazdı yoksa. İslamın Psikanalizi, sanıyorum konusu itibariyle önemli bir kaynak olacaktır zamanla.

Din ve psikanaliz ilişkisinin, genel anlamda başlangıcından beri (yapısal nedenlerle) gerilimli bir bölge olduğunu biliyoruz. Konu özel olarak “islam” ve “psikanaliz” ilişkisi olunca bu gerilimin daha kesin bir hal aldığı/alacağı da malum olsa gerek -üstüne üstlük sözkonusu olan, İslamın kuruluşunun ve zihniyet dünyasının Lacancı (psik)analizi. Amman sabahlar olmasın! Haliyle bu gerilimli bölgede sürekli şalterleri attıran tartışma başlıklarının, argümanların ortaya çıkması kaçınılmaz. Fethi Benslama’nın  “İslam’ın Psikanalizi” adlı çalışması, islamı sökmeyi ve yeniden anlamlandırmayı denemesiyle tam olarak böyle bir çalışma. Çıkarsamalarının geçerliliği ya da geçersizliği, yetkinliği ya da başarısızlığından önce, kalkıştığı iş dolayısıyla ve  tam da bu anlamda varolan zorluğu üstlenmiş olmasıyla dikkate değer bence.

İslama dair (hem islamın içinden hem dışından) çalışmaları ararken karşılaştığım bir kitap oldu İslamın Psikanalizi. İlkin sırf başlığıyla ilgimi çekmiş olduğu bir gerçek -kışkırtıcı bir başlık olduğu kabul edilecektir. Sonradan yazarın bir tür Lacan yorumu ile meseleye baktığını öğrendiğimde epey bir sevindim, fakat yanı sıra bir o kadar endişelendiğimi de itiraf etmeliyim. Hem İslam’ın hem Lacan’ın harcanması hiç de küçük bir ihtimal değil bu tür girişimlerde. Tabii Zizek tarzı Lacan okumalarına ve ilişkilendirme biçimlerine alışınca, Benslama’nın Lacancı kavramları kullanma biçimini takip etmek kolay olmayabilir. Yine de, “kardeş katli”nden “şeytan ayetleri”ne, “köken arzusu”ndan “dişilik” mevzusu ve “kadının kaderi”ne, “fesih”ten “11 Eylül sonrası”na, “peçenin güncelliği”nden “söz,haz ve ölüm”e pek çok noktada, devreleri ısındıran değerlendirmeleriyle kitabı ilgiyle okuduğumu belirtmeliyim. Binbir Gece Masaları‘nın bu meyanda bir klinik okunuşu var ki, sanıyorum çoğumuza ilginç gelecektir.

Psikanaliz, Freud’un kendisinden itibaren kaçınılmaz bir şekilde dinle ve dinsel fenomenlerle doğrudan ilgilenmiş, onların derin yapılarını ve işlevlerini açıklamaya çalışmış ve bir bütün olarak dinsel zihniyet dünyasını yeniden yorumlamaya kalkışmıştır. Böyle bir yorumlama biçiminin, kutsallığın hüküm sürdüğü bir alanda gerilim yaratmaması olanaksız. Yine de,  içine doğduğu yerle bağlantılı olarak psikanaliz yahudiliği ve hristiyanlığı analizden sakınmamış, hem Freud’un kendisi (”Musa ve Tektanrıcılık”, “Bir Yanılsamanın Geleceği” vs. hatırlanabilir) hem de sonrasında pek çok önemli çalışmalar yapılmıştır.  Biraz yakından bakınca anlaşılacağı üzere, psikanaliz bağlamında din, her bakımdan esaslı bir meseledir.

Psikanalizin dine yönelik ilgisine rağmen, Benslama’nın da belirttiği üzere, islam, bu türden psikanalitik okumaların dışında kalmış ve üzerinde hakkıyla yürütülmüş teorik çalışmalar olmamıştır. İslamın bu türden bir analizin dışında kalmasının psikanalizden kaynaklı muhtemel tarihsel ve kültürel nedenleri sıralanabilir. Öte yandan islam dünyasının yapısından kaynaklı bir direncin etkisinden de sözetmek mümkün. Başka yazılarda ele alınabilecek konu başlıklarını oluşturuyor bunlar. Sonuç olarak, islam sınavında psikanaliz üzerinde çok durulmamış bir alan olduğu kadae,  psikanalizin merceğinde islam da henüz  karanlık bir bölge durumundadır.

Karanlık demişken, aklıma gelen bir diğer yöne de değineyim kısaca. Elbette bir “karanlık”tan sözettiğimizde mesele bugün artık psikanalitik çalışmanın eksikliklerinden ibaret olarak düşünülemez sırf; “medeniyetler çatışması” olarak formüle edilmek istenen politik sahnede, islamı anlama ve yeniden anlamlandırma çabasını kuşatan başka bir karanlıktan da sözedilmesi gerektir.

Benslama’nın freudyen psikanalitik mantığı devam ettirmek ve genişletmek üzere, bu “karanlık” bölgede yol almaya kalkışması, islam üzerine düşünmenin olanaklarını kışkırtmak anlamına geliyor her şeyden önce: Çalışmanın olası zaaflarına ve kendi adıma ilk elden söyleyecek olursam, metinde yer yer kendini duyuran oryantalist tınılara rağmen önemsenmesi gerektiğine inanmamın sebebi bu. İslamın psikanalizi gibi bir başlığın bugün daha baştan insanı kuşkulandırmaması imkansız bir bakıma. Özellikle, 11 Eylülden sonra islama dair söylenecek her türden sözü ve yapılacak her türden analizi kuşatan ideolojik ve politik zorlukları dikkate aldığımızda, Benslama’nın çalışmasının ne tür bir bıçak sırtında ilerlediği algılanabilir. Bunlara rağmen, islam sınavında psikanalizin merceğinden islama bu bakma teşebbüsünün ilgilileri açısından önemli bir tartışma zemini oluşturabileceğini düşünüyorum.

İçinde Derrida’nında bulunduğu bir jüriye sunulan tez çalışmasının kitaplaştırılmış hali olan İslamın Psikanalizi, bu haliyle bir bakıma batının kendi iç-sorgulamasının sonucu olan düşüncelerle doğuyu yeniden düşünmeye girişmesi gibi de görünüyor. Fırsatlar ve handikaplarla dolu bir durum sözkonusu burada. Eğer mümkün olacaksa, modernlikle karşılaşan islamın gerilimini olduğu kadar islamla karşılaşan modernliğin sömürgeleştirici bakışını da bozuşturan yönlerde tartışmaları ilerletmek gerektir bu vesileyle.

İslamın Psikanalizi, ele aldığı konu bağlamında, ikili bir teorik-politik eksende yol alıyor genel olarak. Bir yandan,  islam dininin kuruluş pratiklerini ve ilkelerini yeniden yorumlamaya ve  islamın söylemsel yapısının derin mekanizmalarını ortaya çıkarmaya yönelirken, öte yandan bugünkü “islami hareket”in ve onun içinde gelenekselden koptuğu ileri sürülen “islami özne”nin politik konumlanışlarını sorgulamaya çalışıyor. İslami zihniyet dünyasının ne türden bastırmalarla şekillendiğini, diğer ibrahimi dinlerden neyi nasıl miras aldığını, neyi/nasıl dönüştürdüğünü,  Baba’yı (Tanrı’yı) nasıl algıladığını Lacancı kavramlar ışığında değerlendirmeye yönelen Benslama,  bu “yapıbozum”cu okumasını öte yandan siyasal ve ideolojik boyutları da olan bir analize dönüştürüyor. Bir yanda Kur’an’daki islamın ne olduğu yeniden yorumlanırken, diğer yandan politik anlamda ve kompleks bir fenomen olarak, öldüğü ilan edilen öznenin tarih sahnesinde “islami terör” kılığında belirişinin içeriden ne anlama geldiği bahis ediliyor.

Böyle bir girişimin, hem islam hem de psikanaliz açısından tartışmalı olacağını elbette daha baştan kabul etmek gerek. Söylediklerinin pek çok düzeyde tartışılması da kaçınılmaz nitekim. Teorik, ideolojik ve politik düzeylerdeki argümanların ve bunların bütünlüğünde beliren yönelişin tartışılması, kanımca metnin çok ötesine giden tartışma kanalları açmaya sebep olacaktır. En basidinden ve herşeyden önce, Lacancı gözlüklerle islama bakmanın bir yolu var mıdır, oradan bakan biri neyi nasıl görür üzerine bir ilk deneme sayılır bu kitap. Eğrisi doğrusuyla!

Masum okuma yoktur, nede olsa.

Tags: , , , , , , , , ,

Bir Yorum Var “islam’ın psikanalizi”

  1. gunesener

    Başlığı Temkinle okuduğumu ifade etmeliyim.Lakin yazı kendini ele verdikçe sayn Kacakova’nın zaten üzerinde durulup düşünülmesi gereken içsel soruları ve yanıtlarını hepimiz adına vermiş olduğunu gördüm.Kitap hakkında yoruma girmeden yazılma nedeni ve metoduyla ilgili olarak söylenecek bir kaç şey var,elbette.Bunlardan ilki İslam’ın her açıdan değerlendirilmeye açık olması ki bu konuda oldukça eksik olduğumuz doğru; gerek islamcılar gerekse islamkarşıtları olarak..Her iki kesimin de,hatta islamın kendisinin de, ortada dünyanın en hızlı yayılan dinini daha rasyonel algılanması açısından münazaralara, değerlendirmelere, tespitlere ve de analizlere ihtiyacının olduğu da muhakkak. Sonucta tarafların hangisinin savı yada değerlendirmeleri ortaya ne çıkarırsa çıkartsın, “inancın” elzem bir “dokunul-ama-zlığı” da söz konusu.ya inanırsınız ya da inanmazsınız. Bu tür çalışmaların belki de kişilerin “inançları” doğrultusunda kendilerini rahatlatmak ( bak inanıyorum şöyle şöyle durumlar,nedenler gerekçeler vs dolayısıyla, yahutta tam tersi; inanmıyorum, çünkü şöyle şöyle durumlar,nedenler,gerekçeler vs dolayısıyla) zeminine indirgeneceğini buradan görebiliyorum. Sonuç ne olursa olsun, psikanalitik değerlendirmenin temel noktası “insan”dır. eğrisiyle doğrusuyla.masum insan da yoktur ne de olsa.
    P.S.-Anne marie schimiel’in “tanrının yeryüzündeki işaretleri” adlı kitabıyla birlikte okunmasını önerebilirim. Böylece daha bir bütünsel değerlendirme yapılabilir diye umuyorum. Bir de KAcakova’nın İslam ile ilgilenmesinden çok hoşnut oldum, söylemeden edemeyeceğim ;)

    #620

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle