Izmirli Oykuler

TEKEL işçilerinin direnişi çıkmaz sokak mı?

TEKEL işçilerinin haklı ve meşru bir zeminde verdikleri mücadele yıllardan beri üzerlerine “ölü toprağı” örtülmüş işçi sınıfının bütününe moral değer kazandırma eğiliminde. Fakat ne yazık ki TEKEL işçileri üretilen bu moral değere rağmen, bir yandan da sınıfın diğer katmanları gibi sermayenin ve devletin uzun yıllar ideolojik propagandasının etkisinden kurtulabilmiş değil. Bu olumsuzluk, TEKEL işçisinin direniş boyunca hala bir işçi komitesi kuramaması ile açığa çıkmaktadır. Eylemlerini kendilerini zincirleme, Türk-iş binasının işgali, açlık grevi ve kürsü işgali gibi yarı-anarşist bir tarzda sürdürmektedirler. Bu tip eylemler yarı örgütlü ve yarı-bilinçli bir durumun ifadesidir. Mücadele açısından gerekli olan komitenin varlığı iki boyutta yaşamsal önem taşır. Bu eylem komitesi öncelikle sendikal bürokrasinin uzlaşmacı eğilimine karşı bir direnci ifade eder. Diğer bir yanı ise kendi içinde son karar merci olması bakımından, burjuva hükümeti ve partilerine karşı ikili bir iktidar işlevi görür.

Maalesef günlerdir devam eden bu direniş böylesi bir kanala akmamaktadır. Buna fizik yasasından bir örnek verecek olursak, buharın gücü eğer doğru bir yere yönlendirilmezse boşa gider. Bunun için bir kazana ve bir motora ihtiyaç vardır. Buhar işçi sınıfının birliğini ve mücadelesini temsil ederken, motor ise komitelerini, sendikalarını ve daha ileri safhada kendi öz partisini işaret eder.

İşçi sınıfının mücadelesine tarihsel bir bellekle bakmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu anlamda 15-16 Haziran, Zonguldak madenci direnişi ve SEKA mücadelesi sınırsız derslerle doludur. İşçi sınıfı harekete geçtiği zaman tüm yerleşik kuralları altüst etme potansiyeli taşımaktadır. 15-16 Haziran direnişi ile işçi sınıfı bedeller ödemesine rağmen (Beşbin işçi işten çıkartılmıştır) DİSK’i tasfiye etmek anlamına gelen yasa tasarısına geçit vermemiştir. Ankara’ya doğru yürüyüşe geçen ve Bolu Mengen’e kadar gelen kadınlı erkekli büyük madenci yürüyüşü, sekiz yıllık ANAP iktidarına son (Kürt hareketinin basıncı ile de) vermiştir.

15-16 Haziran eylemi hariç diğer işçi eylemleri hep yalnız kalmış yeterince destek bulamamıştır. Madencilerin imdadına işçi sınıfının bütünü yetişmemiş ve maden işçisi sendikal önderliğe güvenmiş ve “o irade”nin dışına taşamamıştır. SEKA ise yine yerel bir direniş olarak kalmış, işletme kapatılmış, işçiler belediye işçisine dönüştürülmüştür.

Şimdi durum çok farklı, işçi sınıfı adım adım tüm mevzilerini kaybetmiş durumda. Özelleştirme bir bütün olarak işçi sınıfını hem fiziki hem de bilinç olarak atomize etmiş, bu olumsuzluklara bir de burjuvazinin politik iç savaşı eklenmiştir. Bu hâkim sınıfların karşılıklı mücadelesi toplumu ve işçi sınıfını taraf olmaya zorlamakta, bağımsız bir sınıfsal tavrı gölgelemektedir. AKP’ye oy vermiş milyonlarca işçi kollektifi, sürmekte olan TEKEL işçilerinin direnişini, “ideolojik” olarak algılamakta, bu konuda AKP hükümetine desteğini sürdürmektedir. Bu yanlış bilinç, sınıf mücadelesine ve dayanışmasına zarar vermektedir. CHP özellikle de MHP’nin, böylesi bir eylemi sözde de olsa desteklemesi, AKP’ye oy vermiş ve gönül bağını koparamamış işçilerde komplo algısı yaratmaktadır.

Genel Grev

Türk-iş’in 3 Şubat Genel Grev vaadi salt 4C kölelik yasasının iptali ya da TEKEL işçilerinin hakların alınması ile sınırlı kalırsa başarı şansı az gibi gözükmekte. Çünkü bu sınırlı talep doğrultusunda yapılacak olan genel grev, sınıfın diğer bölümünü hareketlendirmeye yetmeyecektir. Genel grev, özelleştirme ve yeni liberalizmin bütün uygulamalarına karşı kamu mülkiyeti ve işçi denetiminde ısrar etmelidir. Bu talep için işçi kollektifi fabrikalarda merkezi olarak grev komiteleri örgütlemeli, tüm çalışanların sorunlarını politik bir programa dönüştürmelidir.

Genel grevin (Eğer bu arada, hükümet ile TEKEL işçileri arasında bir anlaşma sağlanmazsa) pratiğe geçmesinin önünde en büyük engelin sendika bürokrasisi ve burjuvazinin her iki kanadı (İslamcı ve Batıcı) olduğu düşünülmeli, işçi sınıfının zaafları doğru tespit edilmelidir.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Yorum Var “TEKEL işçilerinin direnişi çıkmaz sokak mı?”

  1. Güçlü bir sınıf partisinin olmayışı, direnişin kazanımlarını sınırlayabilir. Türkiye’de sosyal demokrat bir parti bile yok. Ya da çok küçük ve güçsüzler. Sınıfın her kesimini kucaklayacak bir işçi partisi, sınıf hareketini hızlandırabilir ve işçi sınıfını bilinçlendirebilir.Sendikaların ataletsizliği, pasifliği bu eylemi ileri götüremeyecek gibi görünüyor.

    #2446

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle