Kulak Misafiri

İki halkın ortak sevgilisi: Ahmet Kaya

Ahmet Kaya

O sustuğunda çocukluğumuz da sustu…

Karanlığın geleceğine şahit olmuştuk. 11 Şubat 1999 akşamı Magazinciler Derneği ödül töreninde ödülünü almak üzere sahneye çıkan, Ahmet Kaya en büyük hayalinin Kürtçe bir klip çekmek olduğunu söylediğinde salonda kıyamet kopmuş, çatallar, bıçaklar fırlatılarak sahneden indirilmişti. Ardından da Serdar Ortaç sahneye fırlayarak orada bulunan “sanatçılara” onuncu yıl marşını okutmuş kalabalığın öfkesini daha da coşturmuştu. Kanımız donarak izlediğimiz bu görüntülerin onurlarımızı paramparça etmesinin ardından çok geçmedi. Bu toprakları terk etmiş olan Ahmet Kaya’nın Fransa’da kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğini öğrendik. Hayallerimiz, düşlerimiz, barış özlemimiz, özgürlüğümüz sanki susmuştu o an. 

Oysa o gençliğimizin “adiloş bebe”si, “suphi”si ve “yorgun demokrat”ıydı. Lise yıllarında kara tahtalara gizlice yazıp kaçtığımız şarkıları, düzene duyduğumuz öfkemizin diliydi. İlk aşklarımızın saf, delikanlı romantizmiydi. O nu kimi zaman bir dolmuşun camından haykırırken, kimi zaman bir tamirci çırağının dilinden, kimi zaman kentin nem kokulu bodrum katlarının daracık pencerelerinden duyardık. Konserlerinde omuz omuzaydık. O, Türk ve Kürt halkının ortak sevgilisiydi. Çok gencin içine şiir sevdasını koyup gitti.   

Ahmet Kaya’dan bu kadar korkulmasını anlamak bu ülke için çok zor olmasa gerek. Yakın tarihi darbelerle, idamlarla, işkencelerle dolu olan bu coğrafyada bize acının doğusunu gösteren, bizi uyaran şarkıları elbette savaştan beslenenleri, halkları birbirine düşman kılarak yönetenleri rahatsız ediyordu.  Bu kadar linç histerisi yaratmasına neden olan önyargıların kırılabilmesi iki halkın ortak bilinciyle, kuracakları kardeşçe bir yaşamdan geçiyor. Ahmet Kaya bu uğurda feda edilmiş bir candır.

Ahmet Kaya’sız Kürt açılımının tartışıldığı şu günlerde atılacak adımlar, onun özlemini duyduğu barış ortamına gidecek yolun taşlarının bir bir dizilmesi için çok anlam ifade ediyor. Ve bu uğurda daha can kaybetmeden akılla, duygu birliğiyle hareket etmek için geç kalmış sayılmayız. Kürt halkının taleplerinin hayata geçmesi, kimsenin hayatından bir şeyler eksiltmez, aksine bizi daha da zenginleştirir. Kürtçe özel kanalların açılması, şarkıcı Aynur Doğan’la Ajda Pekkan’nın düet yaptıklarında gösterilen hoşgörü, bunun en basit göstergesi gibidir. Bu gün medyada özlemi çok geç hissedilmiş olan Ahmet Kaya’ya karşı gösterilememiş o hoşgörüye, bugün ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Köylerinden kopup gelmiş yorgun Kürt halkının ellerinden alınanlar, bizim çocukluğumuzdan insanlığımızdan çalınanları geri alabilmeliyiz. Geriye baktığımızda kaybettiğimiz her onur, yaşanan her haksızlık bu toprakları yeterince kurutmadı mı?

Sürekli “acılara tutunmak”, bizi her geçen gün sevdiklerimizden de koparacak. Onu eşinden ve kızı Melis’ten koparmak acıdan başka ne getirdi ki?

Bakın bu acıları görmezden gelenlere karşı Melis bir yazısında ne cevap veriyor: “Eğer kaldıysa, bu yazıyı lütfen siz de en çocuk yanlarınızla bir kez daha okuyun ki beni anlayasınız”

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum Var “İki halkın ortak sevgilisi: Ahmet Kaya”

  1. seveni çoktu ya, yalnızlığına teselli olmadı yine de bu sevgi…en cok sevenleri yalnız bıraktı onu belki de…herkes kadar yanlışlar yapmaya hakkı vardı, herkes kadar icinden çıkamadığı meselelerde bocalıyabilirdi o da, ama en çok sevenleri tarafından kırıldı bence ahmet kaya…ne söylese arabesk ne içse rakı dediler, küçümseyerek…sesinin herkesin belleğinde bir karşılığı vardı da, kimsenin bunu karşılayacak ruhu yoktu…kürtler, devrimciler, komünistler (tek tek sevenlerini bir yana bırakırsak) her zaman burun kıvırdılar, “suphi, bir acayip adam”dı çünkü…

    #1697
  2. göksel

    Onurlu bir yaşam sürdü ve öyle öldü.Vediği mücadele ile bir yol açmış oldu.

    #1700
  3. Ben de ilk zamanlarında Ahmet Kaya’yı sevmeyenlerdenim… Klasik Batı Müziği’nin ‘evrensel müzik’ sayıldığı, Halk Müzikleri’nin protest içeriğiyle kolay armonize edilebilme özelliğiyle öne çıkarıldığı ve modern batı müziklerinin de genellikle armonik olması nedeniyle önemle tercih edildiği, ‘aydınlatıcı’ hatta ’seçkinci’ bir kültür içinde yetişmemin buna katkısı az değil…

    Kendini müziğin niyetine bırakmayı öğrenmem için yirmi beş yaşımı geçmem gerekmişti…

    Kaçakova’nın sözü bana da (yahut bir dönemime) isabet ediyor yani :)

    Öte yandan devrimci dalgaların yükseldiği dönemlerde yaşamayı hep istemişimdir. Çünkü bu dönemlerdeki sanatsal çabalar dalgayla etkileşime giriyor ve devrimci sanatçının coşkusu taçlanıyor diye düşünümüşümdür. Hatta daha ileri giderek devrimci dalganın yükselişi çılgın ruhları kanatlandırmasının ötesinde cılız ruhları da canladırıyor.

    Ama ne ilginç ki devrimci dalganın sönümleniş döneminde Ahmet Kaya devrimci coşkunun köpüğü oldu. Bu, onu devrimci dalgada sörf yapan değerlerden daha da değerli kıldı herhalde.

    Ve belki tek başına bir güç olmak, yalnız kalmak belki bir seçim yahut bir güç tecrübesi olarak da alınabilir.

    #1703

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle