Germinal (Ürün ve Bereket)
İçim bomboş, beynimden hiçbir düşünce geçmiyor. Böyle olduğu zamanlarda, tüm dünyanın da boş olduğunu sanırım. Oysa gerçekten öyle midir? Bilmiyorum.
Tüm bu katliam, fakirlik, ölümler , doğumlar… Belki hiçbir şey soğru ya da yanlış değildir. Sadece gerçektir, olağandır. Belki de büyük bir misyonla dünyaya gönderilmiştir insanoğlu, belki de bir tesadüf sonucu ortaya çıkıvermiştir. En ufak bir eylemi evrenin en uzak köşesinde devasa boyutlu bir sonuç doğurabilir de; varabilir de ,boşlukta yankı bile yapmadan hiçliğe.
Tüm bu karmaşada, neye inanacağınızı, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verebilir misiniz? Durdurabilir misiniz zamanı, laboratuar şartlarını sağlayıp, türdeş iki toplumu inceleyebilmek için?
İnsanoğlunun bütün bu savaşı neden? Rahata kavuşmak için mi? Yani bir gün rahat bir şekilde ölmek? Peki sadece kendisi mi, yoksa tüm insanlık için mi istiyor bunu?
Sömürü, yıkım, felaket, işsizlik, kriz, burjuvazi, savaş, kazanç, aşk, vatan, özgürlük, adalet…
Ne için?
Doğru yol hangisi, seçemiyorum. Ya siz? Siz karar verebilir misiniz? Bütün bu fakirliğin, rezaletin, sefaletin sebebi ne ya da kim?
Emile Zola’nın eseri olan Germinal, insanı tüm bu soruları sormaya yöneltiyor. Bu haksızlığın sebebi doğanın kanunları mı? İnsan mı? Burjuvazi veya proletarya mı? Eserinde, genel hatlarıyla üç farklı ideolojiyi çok ustaca çarpıştırmış Emile Zola. Kapitalizm, Sosyalizm ve Anarşizm. Tabi zavallı karakterlerin ağzında söz hakkı kazanan bu üç ideolojinin üzerinde çarpıştığı taban olan, Fransız Devrimi erken liberalizmini de unutmamak gerek.
Maden sahiplerine göre suçlu, doğa kanunları (yani rekabet) ve işçiler. Şartlar çok zor onlar için. İflas tehlikesiyle karşı karşıyalar. Azalan talep ve borçları yüzünden , gerçekten zor durumdalar. Eğer işçilerin maaşlarını 1 kuruş bile artırırlarsa, iflas edecekler. İleri veya geri bir adım bile atamıyorlar. Tam anlamıyla bir batağa saplanmış durumdalar. Zaten işçilere lojman ve yakacak sağlamış durumdalar. Jean-Barte maden kuyusunun sahibinin sorusuna cevap verebilir misiniz? ‘’Bir insandan kendisini öldürmesini isteyebilir misiniz?
Maden işçilerine göreyse, suçlu kapitalistler. Yiyecek ekmek bulamıyorlar, açlar. Kazandıkları üç kuruş ile geçinemez durumdalar. Çocukları hasta, babaları ölmekte. Bu rezil durumun hesabını, kapitalistler vermek zorunda. Daha iyi şartlarda, daha yüksek ücretlerle çalışmalılar. Ancak tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de vagon başına ücreti 50 kuruştan 40 kuruşa düşürüyorlar, maden işletmelerinin sahipleri.
Anarşist entelektüellere göre ise, durumun düzeltilmesi için, bütün bu kurulu düzen, alaşağı edilmeli, üzerinden geçilmeli, Maden kuyuları patlatılmalı. Tam anlamıyla bir kaos çıkmalı ortaya. Ancak bundan sonra belki adil bir şeyler yeşerebilir toprakta. Müthiş bir sahne; köşede oturan bir anarşist, kafasını okuduğu kağıttan kaldırarak, handa oturan işçilere sesleniyor:
‘’ Şuna bakın! Marsilya’da piyangodan 100.000 frank çıkan iki işçi, bir yer açıp, ömürlerinin sonuna kadar çalışmadan yaşayacakmış! Sizin sınıfınız bu işte. Burjuvalara olan nefretiniz, onlar gibi olabilmek istemenizden. Onlar gibi olduğunuzda da, geldiğiniz yeri unutuyorsunuz. Elinize mülkiyet geçince de, onu paylaşmıyorsunuz. İşte sizin kokuşmuş sınıfınız, acınacak haldesiniz…’’
Ancak hepsinin de ortak bir yanı var: sosyal hayatlarında yaşadıkları kokuşmuşluk. Kimin eli, kimin cebinde, kim kiminle alt alta , üst üste belli değil. Kimi şımarıklıktan, kimi garibanlıktan.
Askerlerin, işçilerle karşı karşıya olduğu sahne… Acaba Fransız Devrimi’nde bir şeyler yanlış mı yapıldı? Askerler halkın askeri mi, mülkiyetin askeri mi? Kim, kimi koruyup kolluyor?
Ortada olan bir gerçek var, ekonomi. Belki sahip olduğu kadar paraya ihtiyacı olmayan kapitalistlerin mülkiyetleri adil bir şekilde paylaşılsa, tüm bu sefil durum sona erer. Belki de herkese yetecek kadar varlık yoktur dünyada.Suçlu kim ya da ne? Doğa kanunları mı, insan mı? Ya da ortada bir suçlu yok mu? Kendinize göre bir cevabınız vardır herhalde?
Ya da cevabı Zola versin:
“Şimdi, nisan güneşi, toprağı ısıtıyor, vadilerden hayat fışkırıyor, tomurcuklar patlıyor, ekinler yükseliyordu. Her yandan tohumlar şişiyor, uzuyor, toprağı deliyordu. Ve arkadaşlar, tekrar tekrar, sanki yüzeye yaklaşmışlar gibi daha berrak bir şekilde vuruyorlar vuruyorlardı. İnsanlar yetişiyor, kara kin dolu bir ordu, bir asır sonraki hasada hazırlanıyor, tohumlarını patlatıyordu.”

“Ortada bir gerçek var, ekonomi.” Artık sadece işçi sınıfının iktidara gelmesiyle bu korkunç hayat iyileşecek gibi görünmüyor. İktidarın da yeniden sorgulanması gerekiyor. Çünkü iktidar olan ivedilikle gaddarlaşıyor. İnsanın ruh halleri, ölüm korkusu, ölümsüzlük arzusu; kadın erkek, erkek erkek, kadın kadın, erkek çocuk, kadın yaşlı, insan hayvan, insan nebatat, insan mekan ilişkileri ve akla gelebilecek kombinasyonların üzerinde tek tek sakin sakin, kaplumbağa hızıyla düşünülmesi gerekiyor…
Melih Cevdet Anday’ın dediği gibi “Tek bir söz yok sonsuza geçerli”…
Ama çok söz var. Üstelik daima değişen çok söz…
Sözlerden birinin ucundan tutmalı…
Sadece kadın erkek üzerine düşünüp buna bir ömür hasreden mutlu olmalı, önemsenmeli, bağra basılmalı…
Ama tabi ortada bir gerçek var, ekonomi. Her hâlimizi şekilliyor…
Bundan kaçmak boş…
……………….
Etiénne’miydi romanın kahramanı?.. Kızıl bir fuları var mıydı?..
Bir de grizu patlamasında göçük altında kalanların postallarını yemelerini unutamadım…
Germinal’i okuduğumda 17-18 yaşındaydım herhalde… Yazko’dan çıkmıştı… Çok ama çok etkilenmiştim… Gene de gündelik gerçekliğimin/dertlerimin ağır bastığını gençliğin verdiği haytalığı, peşinde koşturduğum şeylerden vaz geçmediğimi hatırlıyorum da bir zamanların “somut şartların somut tahlili” girizgahını pek yerinde buluyorum…
……………………………
Elinize sağlık Orkun Sevinç…
Evet, Etienne Lantier romanın kahramanı. Ortalığı bayağı bir karıştırıyor doğrusu.
Dedikleriniz doğru Cüneyt Bey, artık maalesef düşünce dünyamız ile, günlük hayatımızı ayıracak bir noktaya getirdiler bizi, sanki ikisi çok farklı şeylermiş gibi.
Ve gene maalesef, beynimizin çalışması için de, midemize ihtiyacımız var. Bunu kullanıyorlar.
Yorumunuz için çok teşekkürler.