Izmirli Oykuler

Ey Devlet!

cumartesi_anneleri

218. Haftasında, ‘Cumartesi Anneleri’yleydim. Hani çocukları faili meçhullere kurban gitmiş ve şimdi bir kısmını asit kuyularında aradığımız ‘bu ülkenin evlatlarının’ anneleriyle. İçim burkuldu yine. Cinayetleri işleyenleri cezalandırmak bir kenara, onurlandırırcasına kendi mekanizması içerisinde çalıştırmaya devam eden ‘devletimi’ düşündüm. Acım daha da arttı. “Bu, şu haliyle de benim devletim miydi?” diye kendime sormadan edemedim.

Oysa böyle mi olmalıydı devlet?

EY DEVLET…

Analık et istemiştik senden,

Ama nedense sana BABA diyenlerin dolduruşunda, tetikçileri olan bir başka BABA’yı oynadın bize…

Ey hafızasını kaybetmiş devlet, tetikçilerin eliyle mübarek cuma’larda, kalabalık kaldırımlarda unutasın kendini diye miydi her şey?

Her şey, başkalarının keyif cumartesilerinde analara kahır çektirmek için miydi?

Kendimizi senden korumak için mi düşlemiştik seni?

Haydutların iktidarında iftiralara kurban gitmek ve varlığımızdan utanmak için mi sevmeliydik seni?

Ya bu halini sevmeli ya terk etmeliydik öyle mi?

Bir cop olarak tepemize inmeliydin ivedilikle…

Erkek olmalıydın ve dövüşmeliydin öz çocuklarınla erkekçe.

Ve niye?

Annemiz olmanı istediğimiz için…

Ve her devletin ancak anne olabileceğini haykırdığımıziçin…

Ey Devlet;

Ruhunu ele geçirmiş harici ve dâhili bir dolu sakat düşünce ile pusu kurasın bize diye mi borçlandırdın sana kendimizi?

Düşünmek, seni sana anlatmak, ana olmanı istemek, sana hakaret etmekti öyle mi?

Suç işledik hepimiz, suçluyuz.

Doğurgan bir dişi olarak düşlemek isteyerek seni, aştık haddimizi, kendimizi.

Bir baba tokadı olarak yüzümüze inmeni sinemize çekmeli ve susmalıydık hatalarına şahit olduğumuzda, susmalıydık kardeşlerimize ıstırap olduğunda, kol kırılmalı yen içinde kalmalıydı, susmalıydık var olmamışçasına…

Ve yitmeliydi farklılıklar, çiçekler ezilmeli, tek tip karaktersizliklerle “gözümüzü yummalı işimizi yapmalıydık.” Cihan yansa, görmemesine sımsıkı kapanmış gözlerimiz ve acı feryatları işitmeyen kulaklarımız olmalıydı.

Taşı toprağı gözyaşından seller götürse, hiçbir şey olmamışçasına yaşayabilmeliydik. Senin jargonuna uymayan ne varsa kökten sökmeli, topraklarından silmeliydik. Sadece senin için yaşamalı ve senin için ölmeliydik bir tokat gibi hışımla üstümüze indiğin anlarda bile.

Sevmesini de bilmeliydik ama sevmekten çok, korkmalıydık senden. Ölesiye korkmalı.

Yeri gelmeli bir karabasan olmalı, her rüyayı kâbusa çalabilmeliydin.

Hayatımızı elimizden alabilmeliydin hiç yaşamamışçasına ve sevdiklerimize bir faili meçhul armağan edebilmeliydin öyle mi?

Ama suçun yok senin, gerçekten, hepimiz suçluyuz.

Mazlumların ahı alınırken sessizliğe gömülen hepimiz.

Vicdanını susturan her birimiz suçluyuz.

Sesimizi duyurabilseydik tek ses olarak, bakışlarımızı dikebilseydik zalimlerin üzerine,

Sen bizim rüyalarımızdaki anne gibi çıka gelirdin ve okşardın çocuklarının saçlarını vicdanımızdan doğan merhametinle.

Tags: , , , , , , , ,

9 Yorum Var “Ey Devlet!”

  1. Yaşar SEFEROĞLU

    Öfke’den çok sitem içeriyor yazınız.Biraz kırılgan,biraz küskün bir duygu içinde olduğunuzu düşündüm.Ama,siteminizin adresi devlet olmamalıydı. Adres devlet erkini elinde bulunduranlar olmalı. Bildiğiniz gibi Devlet bir aygıt’tır ve ait olduğu sınıflara kurumlarıyla hizmet eder.Yapılması gereken bence yakınmaktan çok çağımız insanına yaraşır yönetim biçimi ne olmalıdır? O yönetim nasıl bir devlet aygıtıyla donatılmalıdır? Sorularının yanıtlarını aramak.

    #502
  2. Sayın Yaşar Seferoğlu, doğru bir şekilde tespit ettiğiniz gibi “Öfke’den çok sitem içeriyor” yazım. Sitemimle aslında, devlet erkini kullanarak zulümlere geçit verenlerden ötürü yüreğine ateş düşmüş insanların duygularını mümkün olduğunca dile getirmek istedim.

    Taktir edersiniz ki devletin erk olması üzerinden yürütülecek tartışmalar daha entelektüel tartışmalardır. Bu yazımda bilinçli olarak entelektüel bir arayışım yok. Orada, o annelerle birlikteyken hisettiklerimi döktüm kağıda. Yazı bu bakımdan külliyen duygusal.

    Çağımızın insanına yaraşır yönetim biçimine ulaşmamız için öncelikle empati kurabilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

    Öte yandan, Devletin bizzat bizim halk olarak pasifliğimizden ötürü bu halde olduğunu ve zulme ses çıkarmayan herkesin suçu paylaştığını belirtiyorum yazımın sonunda. Devletin erk olduğunu bu kısımda zaaten vurgulamış oluyorum.

    Ayrıca her yazımı akademik bir araştırmacılıkla ele almak istemiyorum. Duygularımı makul kelimelerin kalıbına dökerek öznel, sade ve duygusal yazılar da yazmak istiyorum. Çünkü insanım.

    Yorumunuz için çok teşekkürler.

    #503
  3. Devletin kutsandığı -devleti kutsar gibi görünüp yalnızca çıkarlarını gözetenlerin de dahil olduğu- bir ekinde devlete karşı alenen lâfız üretmek yasalarca suç sayılmasa da toplumu oluşturan hatırı sayılır nicelikte bir kesim ve güç odakları tarafından meşru kabul edilmez. Böyle bir ekinde devleti toplumdan bağımsız bir aygıt gibi algılamak ve dahi algılatmak mümkün değil gibi. Toplumsal bir dönüşüm olmadan da devletin dönüşümü mümkün görünmüyor. Karşılıklı bir dönüşüm kaçınılmaz sanki…

    Mutlak güç, iktidar olduğundan emin bir yapıya vurarak onu sarsabilir hatta belki yıkabilirsiniz. Ama onu yıktığınızda o olmaktan, onunla akraba, kan kardeşi olmaktan kurtulamazsınız. Belki bu yüzden ona vurmamalıyız; devleti kutsayan ekinle konuşmayı/etkileşmeyi denemeliyiz sınırsız bir üslûp zenginliğiyle. Mesela Kali Rind’in yukarıda yaptığı gibi.

    #504
  4. kemal tahir’in “devlet ana”sini hatirladim niyeyse….tabii ki etrafinda kopan edebiyat-ici edebiya-disi tartismalari….
    “atüt” üzerine kopan onca firtina, kayboldu gitti yillar icinde….
    “solcu” kemal tahir, devlet ana”da “sagci düsünce”yi mutlu eder, bunda artik anlasilmaz bir sey yok, mukaddes ve müspet bir sey olarak devlet fikrinin ve bunun gerceklestigi kaynak olarak isaret edilen osmanlinin sagi neden mutlu ettigini anlamak aslinda eskiden de zor degildi…ama cumhuriyetin kurulusuyla bir anda cinsiyet degistirip “baba”ya dönüsen “devlet”le iyice karmasiklasan iliskiler, bazi tartismalarin acikca anlasilmasini zorlastiriyordu….
    neyse, bunlar baska meseleler….
    ben kali’nin yazisinin, tipki kemal tahir gibi bir karisikligin tasiyicisi oldugunu düsünüyorum….bu bakimdan buradaki devlet algilamasini, “devleti kutsayan ekinle etkilesmeyi deniyor” mu, yoksa o ekini ve kutsamayi onuyor mu ayristirmak imkansiz….”kerim devlet” düsüncesi, eninde sonunda, her tür itirazi ve sorgulamayi, müspet bir devlet tasavvuru icinde eritir, itiraz ederken bile aslinda ve yeniden devleti olumlar, düsüncenin kendi icinden devlete mesafe almasina imkan tanimaz….
    dile getirilen sitemlere elbette diyecegim bir sey yok, o sitemlerin gittigi ya da gidemedigi yerle ilgili bir sorun oldugunu söylemek istiyorum kendi adima….

    #506
  5. Kaçak,
    ironiyi kaçırmış olabilir misin?..

    #507
  6. mümkündür :) ..
    simdi daha yavas bir sekilde yeniden okudum, ironin boyutlari konusunda yine emin degilim…fakat israrci olmam yersiz olur ve hatta kali devlet’i kendinde müspet bir sey olarak almiyorsa, bu dediklerimi geri alabilirim….ben kali’nin “devlet ana” düsüncesinde ironi yapmadigini düsünüyorum….ictenlikle “her devletin ancak anne olabilecegi”ni düsünüyor kali….”devlet ana” cercevesinde degil ama yine devlet üzerine baska bir yerde daha anlasamamistik, yanlis hatirlamiyorsam….
    konu neydi hatirlamiyorum simdi….
    yine de benim bu sekilde anladigim sey kali’nin anlattigi sey degilse, yukardaki yorumun üstü cizilebilir….
    “kerim devlet” despotik de olabilir, demokratik de….despotik oldugunda demokratik olmasi icin kendisine seslenilir, mücadele edilir…demokratik oldugunda muhtemelen “ana” olma niteligine kavusur, varsayilan “özü”ne uygun hale gelmis olur….bunlar devleti konusabilecegimiz boyutlarin bir düzeyidir elbette….fakat devlete bu düzeyin disindan da bakilmasinin gerek oldugunu düsünüyorum…bu düzeyde ise, “devleti gerekli ve zorunlu bir kosula” dönüstüren düsünceyi de tartismaya sokmak gerekiyor….
    hepimiz sucluyuz, kabul….ancak devlet, toplam olarak hepimizin iradesi (“ortak irade”) ve hepimizin akli(“ortak akil”) degildir….
    ben kali’nin yazisini okurken, sitemlerine katilsam bile buna benzer seylere takiliyorum niyeyse….
    tabii ki her vakit sunu bunu tartismak gerekmiyor, tartisma olsun diye de söylemiyorum….
    son olarak, kali’nin ironisini iskaliyorsam, affola….

    #508
  7. Affedilecek bir durum yok…

    Estafurullah!…

    Fakat yargında kararlıysan bu konuda daha fazla laf üretmek beyhude olacak…

    Fakat “Ey Devlet” yazısındaki sitemler ile “kerim devlet” yargın örtüşmüyor…

    Sitemlere bakarsan devlet kerim olmuyor…

    Öte yandan ana olamıyor, olmadı, olamaz…

    Selametle…

    #509
  8. dedigim gibi, yazi eger “devlet ana olamıyor, olmadı, olamaz…”in tamamini söylüyorsa, benim yazidan anladigim sey, yanlistir….
    ama kuskulu buldugum sey de budur…sanki “olamiyor, olmadi, olamaz”in birincisinde takiliyor yazi, biraz zorlayinca ikincisine de gittigini kabul edebiliriz görünüyor, ama ücüncüye varmiyor…
    variyorsa, görememek bir eksikligimdir….
    dolayisiyla, ilk yorumdan itibaren söylediklerim konusunda, buraya gelip bu yazilanlari okuyanlari, cikarsamalarimi satir satir kesinlenecek bir yargi degilde, metni farkli sekilde algilayan kuskulu bir yaklasimin degerlendirmesi olarak uyararak bitireyim….

    #510
  9. Sevgili Kaçak,
    sen de çok iyi biliyorsun ki söylemler giysiler gibi…

    Sokakta yadırganmamak için nasıl modaya uygun giyiniyorsak söylemlerde de aynısı oluyor…

    Üzerine konuştuğumuz yazıda modaya aykırı, moda dışı bir eda gördüğüm için bana çarpıcı geldi, dönüp baktım…

    Ve senin son yorumundaki yargsını kesinlemeyen kuşkucu söylemi de çevrede pek rastlanmayan, moda dışı bir söylem olarak çarpıcı buluyorum…

    Ve bu yüzden Kali’nin yazısına senin kuşkuların üzerinden -bir kez daha- bakmam daha mümkün artık…

    Tatlı dilden çok farklı dile ihtiyacımız var belki de…

    Zira vazifelendirici, dikte ettirici, en ufak dokunuşta çığlık atan giyim tarzı, algımızı da köşelendiriyor, oturuş kalkışımızı klişeleştiriyor…

    #511

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle