Saclari Deli Coruh

Dehasını Dile Katanlar Etkirler

Kibrit kaleme galip olmadı ki hiç bir vakit.

Ben: -Büyük kırılma noktaları tarihin büyük yazarlarının yaşadığı dönemlerdir .

O: -Ne demek şimdi bu?

Ben: -Etkiler.

O: -Etkiler elbette. Edebiyat da dönemden etkilenmez mi?

Ben: -Öyle ama benim anlatmak istediğim başka. Büyük yöneticileri büyük yapan kaynak da dönemin edebiyat büyükleridir bence.

O: – Nereden çıktı bu şimdi?

Ben: -Dönemlerin edebiyat ehlinin geliştirdiği söylem herkese etkiyor. Her cinse, yöneticiye, değişime… Büyük yazarların duyuş, düşünüş, algılayış, görüş biçimleri herkesin biçimi oluveriyor.

O: -Hmm… Etkileniyoruz, diyorsun.

Ben: -Kesinlikle öyle diyorum.Dönemde bir dil dehası varsa etkiler.

O: -Dehasının ona yazdırdıkları mı bunu yapar?

Ben: -Hayır, “dille” yapar. Dilden bahsediyorum aslında ben.

O: -”Dili iyi bilen adam büyük yazardır” mı diyorsun?

Ben: -Sadece dili bilmek değil. Büyük yazarlar dillerine hakimdirler. Onu sindirmeyi, en doğru kullanmayı, en iyi ifadeyi söylemeyi keşfetmişlerdir, dili bizzat geliştiren işçi konumundadırlar.

Dil dehasıyla büyük adam dehası birleşiyorsa sorunun cevabı; “Evet”.

O: -Condillac gibi konuştun.

Ben: -Tam olarak öyle düşünüyorum çünkü. Onun latinceden fransızcaya doğru, değişen dile dair yazıları olduğunu biliyorum.

O: -Ama dillerin kıyaslanması doğru değil.

Ben: -Ah, o yazıları okuyup sonra da bu cümleyi kurduğunu söyleme sakın. Burada kıyastan değil, değişim sürecinden bahsediyoruz. Ki bahsi geçmese de dillerin kıyası anlamsız bir tartışmanın ortasında bulduruverir bizi. Dili kullananların yaşadığı coğrafya farkı bile onları kıyaslamanın yersizliğini kanıtlamaya yeter neden olabilir bence.

O: -Latince ve fransızca farklarından bahsediyorodu Condillac, değil mi?

Ben: -Evet latince zahmetsizce kurulabilen cümleler için müsait. Latince eser yazmak fransızca yazmaktan kolaydır ona göre. Çünkü fransızca da fikrini anlatmak için diğerine göre daha zahmet çekerek cümle kurman gerekir. İkil anlamlardan korunmak için titiz seçimler yapmak zorunda kalınır.

Birinin diğerine üstünlüğünden değil, hangisi kullanılıyorsa onun özelliklerini ve kullanışını derin bir bilmekle olacağını savunur.

O: -Ben latinceyi seçtim O halde.

Ben: -”Öyle zihinler vardır ki çeşniyi ve göze çarparlığı aranırlar. Öyle zihinler vardır ki düzeni ve en büyük açıklığı aranırlar”. Hayal gücüne, dolambaçlı yollara alışık milletler ve matematiksel metoda yakın milletlerin dilleri arasında fark vardır.

O: -Bu dillerden karma bir dil oluşturmaya kalkmak son derece yanlış bir girişim olur.

Ben: -Anlaşmaya başlıyoruz şimdi galiba. Latinceyi seçmen dışında… Sen en iyi kendi geldiğin yerdeki insanlarla anlaşırsın. Aynı nesneye aynı sebepten aynı bakışla ad verdiğin insanlar onlar. Aynı söyleyiş usulüne sahipsin. Aynı kavramları açıklamaya, ön düşünmeye gerek kalmadan anlarsınız. Rahattır aynı dilin insanları birlikte… Kendi dilini seçmelisin, latinceyi değil. Tercih şansımız yok, anlamanın hazzını en iyi kendi dilinde tadarsın.

O: -”Üstün dil yoktur” dedin.

Ben: – Hiçbirşey demedim .

O: -Söylemek istediğinden çıktık. “Büyük edebiyatçılar” diyordun. Bize istediklerini yaptırabilirlermiş.

Ben: -İstediklerini yaptırmıyorlar. Sözlerini söylüyorlar. Dönem onların söylemlerinden etkileniyor. Onlar gibi oluveriyor.

O: -Büyük yazarların gücü adına!

Ben: -Aynı köklerden besleniyorlar. Ama bu edebiyat ustaları milletlerinin özelliklerini taşısalar da onlardan ayrılan büyük yanları var.

O: -Hmm…

Ben: -Başka görürler, başka ifade ederler, daha yeni bir yanları vardır. Onları önemli yapan, etkileyici yapan da budur. Tüm kurallarına hakimdirler dilin. Kendi gördüklerince söylerler. Yeni anlatım tarzları geliştirirler. Dili beslerler, zenginleştiriler. Kendi duyuşlarını katarlar ona.

O: -Anladım. Aynı toprağın yetiştirdiğ aynı insanların arasından çıkan dehalar onlar.

Ben: -Bu büyük yazarlar çok iyi deney yapar, çok iyi buluş yapar, çok iyi yelken gerer,çok iyi ata binerler. Bunu sadece dille yaparlar. Diğer yollarla yapanlara üstünlük sağlayacak kadar.

O: -Bu yüzden mi döneme etkirler?

Ben: -Dile kattığı yeni ifade tarzı, onun gibi duyuş, algılayış dönemiminin eğilimlerini etkiler. Ve bak bu önemli, büyük yazarların dönemleri dildeki atak noktalarının yaşandığı dönemlerdir ve de tarihteki kırılma noktalarının.

O: -Bunu dehayla yapıyorlar.

Ben: -Dehasını dilin dehasına katarak yaparlar bunu büyük adamlar. Dilin gücüyle dilde yeni bi yenilenme sürecinin ve tarihsel değişimin sebebidirler.

O: -Condillac’ın bundan bahsettiğini biliyorum işte.

Ben: -En son nerede okudun?

0: -Evde. Yatmadan önce, her zamanki gibi.

Ben: -Açık havada okumadın mı?   O zaman bu bahsi hiç açmamış olalım.

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle