Modern Cinayetlerin Kokusu

Çizgi Roman Kahramanı Gibi “Tanımlanmak” İsteği

“Örtülüler de bizim insanımız. Onları da sevelim; dışlamayalım. Bakın hem ne de ilginç ve aykırı örnekleri var onların da.” demek için mi yapılmıştı acaba bu söyleşi. Ya da tüm örtülüler “Kara Fatma değildir!!!” demek için mi? Bakarsınız söyleşideki fotoğrafına; bir zamanlar özellikle okuduğum üniversitede ve şimdilerde her yerde örnekleriyle çokça karşılaşma imkanına sahip olduğumuz bir görüntü var önümüzde: Simsiyahlar içinde bir genç kız. Bakışlarında söyleşide de altını çizdiği o asilik. Siyah.. Rock… Leonard Cohen.. Hele ki o kırmızı botlar! Böyle bol ünlemli yazışımdan birkaç satır sonra “örtünenlere” bir kaç sert yargıda bulunacağım izlenimini veriyorum, değil mi? Ya da hepten salak olsam “Türkiye laiktir laik kalacak! Biz bunlara kanmayalım arkadaşlar.. ‘Bunlar’ böyle böyle gelecekler başa… Sinsi sinsi..” bile diyebilirim. Her şey birbirine bu kadar “karıştırılmışken” neden beklenmeyen sözler olsun ki benim klavyemden dökülecek olanlar?
Tanıtım girişini şöyle yapmış Ayşe Arman: “Kapalı ama isyancı. İnançlı ama aykırı. Örtülü ama anarşist. Sadece içi değil, dışı da farklı. Haber7.com’un yazarı ve Marmara FM’in yayın yönetmeni Esra Elönü, kendini çizgi roman kahramanı olarak tanımlayabiliyor. ” Ve devam diyor Beyaz’ın “O birrrrrrrrrr… O birrrrrrrr”lerine benzeyen tanıtım: “Sürü”nün bir parçası olmak istemediği için, kıyafetlerini kendi çiziyor, bir arkadaşı da dikiyor. Ve ortaya bu görüntü çıkıyor. Ucu kesik eldivenleriyle, botlarıyla, kalın kemeriyle, siyah matrix pardösüsüyle Blade Runner filminden fırlamış gibi. O, İslamcı genç neslin yeni sesi olarak kabul ediliyor.”
Bu noktada aklıma Persepolis geliyor. Ama neden? Geliyor, iste. Akıl bu her yana kayabiliyor. İmaj dediğimiz şey sanırım beni rahatsız eden. Ayşe Arman yazılarına uygun bir kahraman bu genç kız. Ne sevinmiştir “ses” getiren Fatih yazılarını tamamlayan bu kahramanla “söyleştiği” için. Ben olsam sevinirdim; sonuçta Ayşe Umut da O’ndan bahsediyor tam sabahın 3.29′unda.
2009′un sonlarına gelirken aramızda “içtenlik” diye bolca kullandığımız o “özel” ve”hasına” az sıklıkta sahip olduğumuz sözcüğe yaklaşmadan edemeyeceğim. Neyi edemeyeceğim aslında, bilmiyorum ama edemeyeceğim gene de.
Ayşe Arman’ın yarınki popüleritesine popülerite katacak olan “çizgi roman kahramanı” Esra hanım,
Ben sizin kadar iddialı bir “aykırı” ve kendimi bu aykırılıkta çok da “içten bulsaydım”, bu söyleşide bulunmazdım. Ayşe Arman beni arasaydı, “kibarca” reddederdim. Söyledikleriniz ya da Ayşe Arman’ın söylemeye “çalıştıkları”, bir şeylere takılıyor bu ülkede. Hani, balığı seversiniz ama yanlış yerseniz ya da fazla “obur” yerseniz takılır ya kılçığı boğazınıza… Tam da öyle o-la-bi-li-yor.
Son söz: İsteyen örtünsün. Yasaklar da olmasın! Ama anneannem ve halam ve birçok akrabam ve öğrencimdeki o “içtenlik” biraz da olsa korunsun be kardeşim? Kardeşim kim acaba?
Söyleşiyi okuyabilirsiniz ama… Dar açıdan bakan benim; siz “genişşşşş geniiiiiişş” bakın. Ben de yarın daha hoşgörülü okurum çizilen imajı. Açılım açılım deniyor ya… Biz de SYP’de uzun uzadıya işliyoruz ya. Bu da başka bir açılım işte. Farklı yeni bir yanı yok. (1995 senesinde Kemancı’da o çok sevdiğim iki arkadaşımı anımsıyorum başlarındaki örtüleriyle.. ve iddiasız şekilde..) Boyalı basın tanımlaması ve Ayşe Arman imzalı olması dışında. Diğer deyişle yeni bir yanı yok: öyle tanıtılıyor. Esra Hanım da birçok “tanımlanmak” isteğinde olanlardan biri. Çizgi roman kahramanı olmak isteği.

RESİMCİK VE KAYNAK:  http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12887805.asp?yazarid=12&gid=229

9 Yorum Var “Çizgi Roman Kahramanı Gibi “Tanımlanmak” İsteği”

  1. Çizgi Roman Kahramanı ile Dramatik Bir Karakter arasındaki farkı sorgularken birincisinin boyutsuz, inandırıcılktan uzak fakat bir o kadar da kolay tanınabilir ve anımsanabilir; ikincisininse tam tersi niteliklere sahip artı çözümlendiğinde unutulamaz ama ilk bakışta da anlaşılmaz olduğunu bulguladım hep.

    #1626
  2. Ha bir de fotgraftaki Çizgi Roman Kahramanı’nın sağ bacağının yırtmaçtan çizgi hâlinde çıkışı ve bacağın anatomisine yönelik verdiği ön bilgi gözden kaçmamalı….

    #1627
  3. Merhaba Cüneyt,
    Aslında insanlar aynılaşacağına farklılaşsın isteriz, değil mi? Ama bu şekilde yani “imaj” halinde gözümüze gözümüze sokulunca, rahatsız ediyor. Doğrusu medyaya malzeme olan her şeyi ve herkesi (belki de haksızc kimi zaman) reddetmek hissi uyanıyor içimizde. Sizin de yakaladığınız ayrıntılar yüzünden olmalı bu..

    #1628
  4. Angel of the Morning

    Düşnücelerimiz, birikimimiz, geçmişimiz ve ırkımız ne olursa olsun “cool”oldugumuz surece sorun yok anlamına mı geliyor bu?

    Nedir bir sonraki proje,Peşmerge giysileri içinde Angelina Jolie fotografları…..

    #1629
  5. göksel

    Günümüz dünyası aynılaştırma dünyası. Aynılaştıramıyorsan sistem içine çek orada kalsın.tabiiki her kesin istediği gibi yaşamaya hakkı vardır.Düşünme özgürlüğünü, sadece giyinme özgürlüğü olarak algılayan iki tarafta aynılaştırmaya çalışıyor. Ya başı açık laik, yada kapalı Müslüman. İkisinide fetişleştirerek erkek egemen baskı aygıtının değirmenine su taşınıyor. Kadın hareketi özgürce kendi sorunları için mücadele etmediği sürece, giyinme sorunu erkek sorunu olarak kalmaya devam edecektir. Her sorunda olduğu gibi karşımıza, kadın sorununda da laik-anti laik çatışmasını çıkarmaktadırlar. Hiç ayırım yapmadan bir platformda kadınlar kendi sorunlarını, sadece kendileri tartışmalıdırlar.

    #1630
  6. Angel of the Morning;

    Cool olmak her alanda istenen ve bir adım öne geçiren sanırım zamanımızda. Zaten görünüş eskiden kişinin düşünüşü hakkında ip ucu verirdi. Şimdi bu ortadan kalktı. İyidir belki de bu.

    Göksel;
    Kadınlar da bir sınıftır denir hani. Öyledirler.. Ama sınıf olabilmek için sınıf bilincini taşımak gerekir de denir.. Buna göre kadınlar, bilinci yakalamadan kendi sorunlarını da algılayamaz ve çözemezler.. Haklısınız özetle..

    #1632
  7. Atilla

    Ayşe merhaba,

    Bana kalırsa kadınlar bir sınıf değildir. Kadınları ve erkekleri sosyolojik anlamda cins olarak sınıflandırmak daha doğrudur. Çünkü sınıf dendiği zaman uzlaşmaz(antogonistik) bir çelişkiden bahsetmek gerekir. Oysa kadın ve erkekte uzlaşmazlık yoktur. Yani birbirlerini yadsıyamzlar. Ancak değiştirebilirler.

    Sevgilerle

    #1633
  8. Röportajda dikkatimi çeken şey şu oldu: Bastıra bastıra “ben böyleyim” “bu benim fıtratımda var” “beni böyle kabul edin” Röportaj boyunca tekrar edilip durmuş ve doğal olarak da inandırıcılığını yitirmiş. İnsanların seçimlerine saygı duyuyorum. Ve onlara önyargısız bakmaya çalışıyorum fakat üzerindeki hallerin “imaj imaj hepsi imaj” diye bağırdığı insanlara ve bunu şiddetle reddedip “ben böyleyim” deyip duran insanlara da pek anlam veremiyorum.

    #1639
  9. Sevgili Atilla,

    Şu an Juliet Mitchell’in “Kadınlar- En Uzun Devrim” adlı makale-kitabını okuyorum. Kadınların sınıf olup olamayacağını tartışan ve farklı önermeler getiren öyle çok isim var ki feministler söz konusu olduğunda. Ne kadar çok feminizm varsa o kadar çok feminist yaklaşım var bu konuya. Feminist teorileri gözönünde bulundurmadan konuştuğumuzda senin söylediğine ulaşıyoruz: Kadınlar bir sınıf değildir.

    Ve Ayşegül G.;

    “Ben böyleyim..” deme gereksinimi duyan kişiler aslında yalnızca “öyle olmaya çalışanlardır.” Bir türlü “hala” kendini sorgulama aslında bu. Kimlik arayışı..

    #1651

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle