Biz Ermeni Öldürürüz!
![]()
Tarih; 2007 Yılı ocak ayının son günleri…
Can sıkıntısı ve adı bir şeylerle uğraşmak olsun düşüncesi ile diksiyon kursuna gidiyordum bundan tam 3 yıl önce. Sıcacık insanların oluşturduğu güzel bir ortamda bir şeyler öğrenmenin keyfini yaşıyordum adeta… Diksiyon hocamızı çok seviyor, yaşı sınıftaki birçok kişiden küçük olmasına karşın ona karşı büyük saygı duyuyorduk. Kurs süresi 4 saatti ve bu süre zarfında iki kez ara verir, yanımızda hoca da olmak üzere kantine iniyor ve kimi zaman güzel sohbetler eşliğinde çayımızı, kahvemizi içiyorduk.
Yine bir kurs akşamı ara vermiş arkadaşlarımızla, birbirlerine çok yakışan kahve ve sigaralarımızı tüketiyorduk. Dışarısı karanlık, soğuk ve yine şu anki gibi yağmurluydu. Mevcut olan şey, birçok sınıfın aynı anda kantine inmesi yüzünden gözün gözü sigara dumanından görmediğiydi… Her kafadan bir ses çıkıyordu… Ayrı kafalardan çıkan ayrı sesler beni hep bunaltmıştır… Bunalıyordum…
O an hiçbir sohbete konuşmacı olarak katılmamış, fakat pasif dinleyici edası ile her birine mecburen bulaşmıştım. Meraklı köfteciler her yerde olduğu kadar orada da fazlası ile vardı ve türlü türlü sorularla adeta sorguya çekiyorlardı insanları. Hayatımın hiçbir evresinde meraklı olmadım. Hala bile en basit soruları dahi kendimce “Özel” olarak nitelendirdiğim için kimselere sormam,,, soramam… Bu benim kişiliğime işlemiş, sıkıntısını hele hiç yaşamam…
Teneffüs dakikaları epey ilerlemişti. Bende bu süreyi değerlendirmek için ikinci sigaramı yakmıştım… Takunyalının teki tam da o esnada bana “Nerelisin?” diye bir soru yöneltti… “Dünyalıyım” demiştim. Duyduğu saçma sapan bir cevapmış gibi, suratıma bakmıştı bön bön. “Olamaz mı, dünyalıyım işte?”… “Of abla yaaa, sende hiç doğru düzgün konuşmuyorsun” diyerek şikâyet etmişti beni bana… Bu benim umurumda değildi ama yine de aynı soruyu ben sormuştum bu sefer “Sen nerelisin?”…
Hay dilim kopaydı da sormaz olaydım… Verdiği cevap karşısında başımdan aşağı dökülen sıcak suyun yakıcılığını gerçek anlamda hissetmiştim,,, vah vah vah… Zavallı gençlik…
Beni ciddi anlamda şoka sokan duyduğum kelimeler “Biz Ermeni öldürürüz!” olmuştu… Anladığım şey ise memleketinin Trabzon olmasıydı… Öyle ya, Ogün Samast, Hrant Dink…
“Ermeni öldürürüz”… Öldürmek bir insanı ve bundan gurur duymak… İnsanlara kin beslemek ve bundan gurur duymak… İnsan, ülke, yöre, cinsiyet, medeniyet, din vb. ayrımları yapmak ve bundan gurur duymak.
Duyduklarım karşısında ne diyeceğimi şaşırmış, kitlenmiş ve tek kelime dahi edemiyordum… Bana bu cevabı veren şahsiyetsize derhal yanımdan uzaklaşmasını söyleyebildim sadece. O ise hala oldukça saçma olan konuşmasına devam ediyordu “A-aaa abla ya sen Ermenileri seviyor musun? Ama onlar biz Türkleri katletti”… Bildiğin bir tek bu zaten “Ermeniler Türkleri katletti” değil mi?
Hala tüylerim ürperir bu olayı hatırladığımda… Ne insanlar var. Dünyaya, insana, hayvana, zamana, hayata ve doğaya hiçbir şekilde faydası olmayacak olan şahsiyetler, fazladan karbondioksit vermekten başka bir işe yaramazlar…
Hrant Dink’in öldrülmesine sevinen ey insanlar, sizler gözümde gerçekten değersizsiniz… Ve ben bunu sizlere belirtmekten çekinmiyorum…

Bu efsaneleri dinleyerek büyüdük hepimiz. Ermeniler her zaman baş düşmanımız, sonrasında Rumlar gelir. Daha sonra vahşi Kürtler. Hepside bizi katletmiştir. Onlar için küfürler düzeriz, kızdırırız birbirimizi. Onların adı bile küfürdür. İçişleri bakanıyken Meral Akşener, Öcalan için ne demişti, hala aklımızda. Erzurumda kurtuluş günlerinde, Ermenileri canlandıran temizlik görevlileri linç edilmekten zor kurtulmuşlardı. Evet birbirleriyle yarışıyorlar, Erzurum, Trabzon, Malatya, Sakarya, İzmir. Edirne. M.Ali Ağcayı kahraman gibi gösterenler, bunun böyle olacağını elbette biliyorlardır. Evet ülkemiz “kahraman” dolu. Olmaya da hazır bir sürü genç yetişiyor.
Sevgili Göksel,
Kaygım, yeni neslin geniş bir kesiminin barbarlık duygusu ile büyüyor olması yazık ki. İnsan öldürmeyi kahramanlık saymaları ise, ciddi anlamda korkutucu…
Bir de, o “efsane”leri dinleyerek büyümüş olmak, gerçeğin o olduğunun kanıtı mıdır ki?
Sevgili arkadaşlar,
Yargı’nın Dağlıca kararı: “Asker silah bırakıp teslim olmaz.”
Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahmekesi’nde 25 Aralık 2009′da görülen ve 2 saat süren duruşmada er Ramazan Yüce 2.5 yıl hapis cezasına çarptırılırken, diğer 7 sanık için de ‘görevi ihmal’ suçlarından verilen cezalarda ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına’ karar verildi. 1 yıl 3 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen sürelerde ceza alan askerlerin, 5 yıl içersinde suç işlememeleri gerekiyor.
Ramazan Yüce’ye “niye ölmedin” diye hapis cezası veren zihniyet toplumun tüm gözeneklerine sızmış.
Sayın Gülcan Hanım
Ayrımcılığı ve ötekine duyulan nefreti eleştiren bir yazınızda, dindar bir vatandaşımızdan ”takunyalı” diye bahsetmeniz, tuhaf bir ironi olmuş. Şaşırmadım, ironi zaten diyalektiğin bir parçasıdır.
Saygılarımla
Asım,
Takunyalı mı?
Siz bir de yazının blogumda yayınlanmış şeklini okuyunuz lütfen. Orada yerden yere vurmuşum dindar vatandaşımızı.
“Takunyalı” kelimesi az kalır…
Demokrasi ve insan hakları gibi kavramları en çok kullananlar her zaman bunları delik deşik ederler.Söz ve eylem farklı şeylerdir.Madem özgürlükçüyüz o zaman her insan fikrini özgürce ifade edebilmeli.Buna kızmak ve dışlamak ise bir o kadar da acizliğin göstergesidir.Madem cinayeti savunan insanlar ve bunların savunduğu fikirler insanlık dışı ve ilkel o zaman yaptıklarımızla benim tarafım bu demeyelim.Gülcan Hanım madem fikir dünyanız bu kadar engin ve dolu zahmet edip cinayetin sorun çözmek yerine sorunu kördüğüm yaptığını anlatsaydınız.Yazınızda bir tiksinme ve elime bir güç geçirseydim bu tipleri yokederdim havası var.Emin olun ki bu tavırlarla o dediğiniz imkansız birşey.Bu yaptığınız hareket o şahsın inandıklarına daha da güçlü bir şekilde sarılmasını sağlamıştır.Medeni insanlar konuşarak anlaşır derler de söylemekle kalırlar.İnsan yaptıkları ve yazdıklarıyla farklı olamıyorsa,bir iz bırakamıyorsa hiç zahmet edip yazmasın.Çünkü farklı olanlar; bir hareket,bir düşünce ya da olayda rotayı belirler.Yoksa aynı fikirlere sahip insan sayısı o kadar çok ki, aynı şeyleri tekrar etmiş oluruz.Siz burada bir yazı yazarak benim entellektüel bir yanım var havası vermişsiniz.Ama buradan öteye geçememişsiniz.
Sevgili Gülcan,
“Takunyalı” sıfatı yıllarca Kemalistler tarafından dindar müslümanlar için kullanılmış aşağılayıcı bir söylemdir. Biz bu söylemi tercih etmemeliyiz. Bu konuda Asım haklı..
valla bende sizden nefret ediyorum sayın yazar..ve bunu sana söylerken çok haz duyuyorum
Özkan bey
) Şaka gibisiniz… İnanın bu hiç sorun değil. Keyfinize bakınız
birşeyi merak ediyorum,dogudaki toplu türk mezarlarını gördüğünde,hamile kadınların karınlarını yarıp çocuklarını çıkardıklarını duydugunda,ermenilerin dünya genelinde lobiler oluşturup türkiye’ye,geçmişimize utanmadan birde iftiralar attıgında tüylerin ürpermiyo mu???
3 ncü Ordu Kumandanlığına
Ermeni eşkıyâsı Erzincan ve civârındaki irtikâb eyledikleri mezâlime ve yirminci asr-ı medeniyye ile kabil-i te’lîf olmayan envâ’-i hûn-hârlıklarına Aşkale’den Erzurum istikâmetine tard olundukları vakit daha eşna’ını yaparak Ekbertos’un mezâlimine rahmet okutmuşlardır. Merdiven köyünde kırk beş Aşkale’de on yedi Tilkitepesi’nin iki kilometre cenûbunda harîtada ismi yazılı olmayan Cinis köyünde altı yüz küsûr zükûr ve inâs nüfûsun on üçü müstesnâ olmak üzre mütebâkîsi ihrâk edilmek ve süngülenmek ve hamile kadınları karınları yarılarak çocukları kucaklarına verilmek sûretiyle şehîd edilmiş olduğunu arz eylerim.
2/2/34
1 nci Kafkas Kolordusu Kumandanı
Mîr-alây
Kâzım Karabekir