Izmirli Oykuler

Bir Darbeci’nin Cassandra Kompleksi, Ön-Savunması ve Olası İntiharı Üzerine

imagesHitler’den Miloseviç’e, yakın tarihte örnekleri çoktur “totaliter, otoriter, darbeci vb. lider intiharlarının” da “yargılarsanız intihar ederim ona göre haa!” diye “histerik” tehdit savuranına pek rastlanmaz. Yargılanırsa intihar edeceği yolunda histerik tehditte bulunan ilk darbeci midir Kenan Paşa yoksa böyle başkaları da var mıdır bilmiyorum ama intihar edeceği yolundaki açıklamasına dayanak yaptığı beyanları son derece dikkat çekici ve yeniden tartışılmaya değer. Bu beyanları yeniden hatırlayalım ve bunların üstüne birkaç not düşelim.

1. BEYAN: “12 Eylül döneminin sorumlularının yargılanması konusunu sık sık gündeme getiriyorlar. Beni yargılamak isteyenlere, memleketin o günkü halini hatırlatmak isterim. Günde 20-25 kişi öldürülüyordu. Kars’ın otobüsü Erzurum’dan, Erzurum’unki Tunceli’den geçemiyordu. Mahalleler bölünmüştü. Polis birçok mahalleye giremiyordu. Yani biz durup dururken mi bu işe girdik.”

Kenan Evren’in; -12 Eylül öncesindeki koşullar konusunda- Cassandra Kompleksi’ne hâlâ bu kadar bağlı olması, intihar tehdidiyle birleşince iyice garip bir hal alıyor. Bu açıklamalardan şu anlaşılıyor: Demek ki herkes, “ülkenin içinde bulunduğu koşulları” kendince gözeterek, keyfince silaha sarılıp, yönetimi ele alabilir ve “sorumluları” (!) işkenceden geçirebilir. Bu “herkes” Genelkurmay Başkanı olan bir “herkes” ise, işi çok daha kolaydır şüphesiz! Oklahoma bombacısı lakabı takılan, emekli asker Timothy James McVeigh de; Anayasal düzenden saptığını ve tiranlık düzeni kurduğunu iddia ettiği Amerikan yönetimine karşı “Anayasal düzeni koruma” amacıyla, 1995 yılında bombalı bir “direniş” eylemi yapmış, yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuştu. Yakalandıktan sonra pek çok kere intihar girişiminde bulunan McVeigh, 2001 yılında idam edildi. Şükür ki, Türkiye’de idam cezası kalkmıştır.

2. BEYAN: “Beni yargılatmak isteyenlere şunu da hatırlatmak isterim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İç Hizmet Kanunu’nda madde var. Bir emir kanunsuzsa, suçsa, sadece emri veren değil, uygulayan da sorumludur. 12 Eylül harekátını, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün mensupları uyguladı. Haydi şimdi hepsini yargılayın.”

İşte orada durun Kenan Paşa’cığım. Gerek Nürnberg yargılamaları, gerek Nürnberg-sonrası insan hakları düzeninin ve uluslararası ceza hukukunun vardığı aşama, sizin bu “teori”nizi çoktan aşmış durumda. Biliyorsunuz, insanlığa karşı işlenen suçlarda (kitle imha, sürgün ve sivil halka karşa işlenen diğer insanlık suçları, ya da siyasî, etnik eziyet ya da işkence, siyasal idam ya da eziyet gibi suçlarda); özellikle “suç ve cezaların yasallığı” ilkesi sizin sandığınız gibi uygulanmıyor. O çerçevede daha çok, “her aklı başında insanın bilmesi gereken” insanlığın kurum ve kuralları esas, İç Hizmet Kanunu değil. Ayrıca, Eski Doğu Alman “duvar suçlarını” ve Doğu Alman sınırını aşanların sırtlarından vurulmalarıyla ilgili yargılamaları anımsayınız. Orada da bir iç-hizmet kanunu vardı, orada da emir veren ve emri uygulayanlar vardı ama emri uygulayan askerciklerden ziyade, emri-veren “kocaman” azmettiricileri yargılayacak bir hukuk-kuramı yaratabilmiştir Yeni Alman ceza adaleti.

Öte yandan darbe yapmak suçu başka şey, darbe sırasında ve darbeden sonra işlediğinizin iddia edilebileceği insanlığa karşı suçlar başka şeydir. İkisi birbirinden ayrılıp ona göre yargılanmanız da söz konusu olabilir.

3. BEYAN: “Biz o dönemde bir anayasa hazırlattık. 1982 Anayasası’nı halkın oyuna sunduk. Yüzde 92 gibi dünyada az rastlanır bir oy çokluğu ile kabul edildi. Halkın kabul ettiği bu Anayasa’nın geçici maddeleri vardı. Onlar da kabul edildi. Neydi o maddeler? İçlerinde 12 Eylül sorumlularının yargılanamayacağı maddesi de vardı.”

Olmadı ama bu “teori” de Sayın Paşa’cığım. Biz o zamanlar beş-on yaşında olmamıza rağmen, bizler bile anımsıyoruz sizin o Anayasaya karşı “propagandayı” yasaklattığınızı. Kendiniz şehir şehir “tanıtım” gezileri yaparken; Anayasaya hayır diyenlerin, konuşmasını yasakladığınızı. Siyasal propagandanın yasaklandığı, insanların düşüncelerini açıklayamadığı, açıklayabilse bile, düşüncelerini açıklayabilecek olanların işkenceden geçirildiği, kaybettirildiği bir ortamda, ısmarlama yaptırdığınız referandumu “halk”ın oylaması mı sayıyorsunuz? Şimdi de işlediğinizin iddia edileceği suça Türk halkını mı ortak etme çabası içindesiniz?

IV. BEYAN: “Bugün Milliyet Gazetesi’nden bir arkadaşınızla konuştum. Ona da söyledim. Beni yargılamak mı istiyorsunuz? Buyurun gidip halka sorun. Bir referandum yapın. Evren Paşa yargılansın mı diye sorun. Eğer halk ‘Evet yargılansın’ derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim.”

Tamam. O zaman bulun bir suç ve ceza kuramcısı, size matrak bir yargılama kuramı çerçevesi çizsin. Öyle bir çerçeve çizsin ki, hem siz söz konusu olduğunuzda halka inme kabul edilsin, hem de herhangi bir sanık ya da ikide bir her sanık çıkıp, “yok kardeşim… köyüm, kasabam, kentim, bölgem, ülkem, milletim, uluslararası toplum” benim arkamda… Beni yargılamak istiyorsanız, oylama yapın” diyemesin….

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMA

Pek çok demokratik ülkede zaman içinde gayrimeşru-zorla-kurulmuş ara-rejimlerle, sistem-hukuksuzluğuyla hesaplaşma yöntemleri farklı farklı olmuştur. Almanya, Arjantin, İspanya, Güney Afirika, Şili, Yunanistan vd. pek çok devlet, geçmişleriyle hesaplaşma yoluna giderek bakabilmişlerdir demokratik geleceklerine. Bu vesileyle, çok ilginç bulduğum kuramsal bir eseri de tanıtmak istiyorum. Kenan Evren’in yukarıdaki ön-savunması konusunda bir fikir sahibi olmak isteyenleri de ilgilendirecek mükemmel bir eser var. Akademisyen, yazar Mithat Sancar’ın “Geçmişle Hesaplaşma” adlı bir eseri bu. 2. Baskısı, 2008 yılında İletişim Yayınları’ndan çıktı. İşte tanıtım yazısı:

“ ‘Her insanın ve her toplumun bir geçmişi vardır; bunun yanında bir de geçmişle bir ilişkisi. Bireyler ve toplumlar ya geçmişlerini hesaba katarak onunla ilişkilerini karşılıklı etkileşim içinde kendileri biçimlendirirler ya da geçmiş kendisi harekete geçer, takip eder, bugünü işgal etmeye çalışır. Geçmişi görmezden gelme tutumunda diretildikçe, geçmişin bugün üzerindeki etkisi artar; bir süre sonra bugün, korkulan ve kaçılan geçmişin bir ürünü haline gelir. Bizde de böyle oluyor; geçmiş yakamızı bırakmıyor; biz onu yok saydıkça, o giderek daha asî ve inatçı oluyor. Oysa geçmişe uysal bir hizmetkâr muamelesi yapmaya çok alışmıştık; onu istediğimiz zaman çağırır, istediğimiz gibi kullanır, işimiz bitince de karanlık odaya hapsederdik…’ Toplumların, ulusların, ulus-devletlerin geçmişlerindeki travmatik olaylarla yüzleşmelerinin gereğini bu sözlerle ortaya koyan Mithat Sancar, kitabında ‘Geçmişle Hesaplaşma’nın teorik sorunlarını ve somut deneyimlerini inceliyor. Hafızanın ve hatırlamanın farklı biçimlerini kavramlaştırıyor, geçmişle hesaplaşmanın evrensel bir toplumsal-politik ve etik ihtiyaç olarak idrak edildiği konjonktürü yorumluyor; Avrupa Birliği projesi içindeki kilit önemine dikkat çekerek. Geçmişle hesaplaşmanın yolları ve araçları neler olabilir? ‘Hakikat’leri kamu önünde ortaya serme, özür dileme, yargılama, ceza, anma, tazminat? Sancar, Avrupa, Latin Amerika ve Güney Afrika’daki somut deneyimlerin ayrıntılı bir analizi çerçevesinde, bu yöntemlerin imkânlarını ve zorluklarını tartışıyor. Geçmişle hesaplaşmanın, ‘uygarlık süreci’nin bir uğrağı olduğunu düşündüren bir kitap…”

İşte, galiba Türkiye de uygarlık sürecinde zorunlu bir uğrak yerine varmış durumda. Ve geçmişi yargılama, salt klasik ceza yargılaması yoluyla değil, işte Kenan Evren’e “intihar ederim ona göre” histerik tepkisini verdiren toplumsal ortama varılmasıyla da başlatılabilir ve tüm bu süreç içinde “ ‘hakikat’leri kamu önünde ortaya serme, özür dileme, yargılama, ceza, anma, tazminat vb. pek çok yol aranabilir.

6 Yorum Var “Bir Darbeci’nin Cassandra Kompleksi, Ön-Savunması ve Olası İntiharı Üzerine”

  1. Evren’in yargılanabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu da diğer birçok konuda olduğu gibi umut satmaktan ibaret. Evren’in eseri anayasa, onun yarattığı siyaset ortamı, onun eseri apolitik kuşaklar… O’ndan kastım elbette 12 Eylül ortamı. Kendibaşına yapmadı bunları.

    ”İntihar ederim haa!” tehditi ise tam da coğrafyamıza özgü bir kara mizah örneği:)

    #558
  2. suçlu bulunursa değil yargılanırsa intihar edecek…

    bu nedir Tanrı mı?..

    yoksa arabesk bir şarkı mı?..

    NTV’de halkın sesinde bir yurttaşımız eğer yargılanırsa onunla birlikte intihar edeceğini haykırıyordu…

    demek ki onu Tanrı olarak görenler var…

    yahut onunla birlikte arabesk* söyleyenler…

    Ölmekten/öldürmekten daha kahramanca bir faaliyetimiz olamaz mı bizim?..

    Yaşamak/yaşatmak faaliyeti gibi…

    Yapamaz mısınız bunu?..

    Peki…

    Ben zıplıyorum o zaman…

    *:arabeski sevmez değilim…

    #559
  3. Aslında sömürülen gene halk ve halkın vicdanı. Bizim topraklarımızda en basit tabirle halkın affediciliğine sığınma söz konusu. Her kriz anında “Bırakalım halk karar versin.” sözü yineleniyor. Bunun adına da demokrasi deniyor. Bu kadar kabataslak bir tanımı var demokrasinin o kafalarda. Susturulan, bastırılan halkın karar verme anlamındaki rolü ne kadar sağlıklıdır gibi bir soru geliyor aklıma. Katledilmiş bir bilincin vereceği karar (ki zaten hukuksal anlamda toptan geçersiz bir öneri bu)! Utanıyorum bu soruyu aklıma getirince ama geliyor işte. Didem Hanım’ın dediği gibi 1982 Anayasası’nın kabulü, korkan halkın boyun eğmesinden başka bir şey değildi. O günleri ben de çocuk aklımın bugüne taşıdığı şekliyle de olsa anımsıyorum. “Evet” ile “hayır” arasında bir seçim özgürlüğü varmış gibi görünüyorduysa da aslında YOKTU.

    #560
  4. türkiye’nin ab’ye uyum yasaları ve bilimum muasır medeniyetler seviyesine ulaşma maratonunun verdiği rehavetle yapmaya çalıştığı göz boyama, cüneyt bey’in de söylediği gibi arabesk bir yaklaşımla vicdanımızla oynanarak sahiciliğini yitirdiği bir başka kara mizaha dönüşüyor. demokrasiyle haşır neşir olmamız için dışarılardan birilerinin “hadisene yavrucuğum!” demesini bekliyoruz yalnızca. paşa’nın ahkam kestiği dönemlerde doğmamıştım bile ama yarattığı kuşağın bir parçası olarak ben de bolca karın ağrısı çekiyorum. şu an yaşadığımız bir çok sosyal soruna zemin hazırlanan o dönemdeki sorumluların -herkimseler onlar- yargılanması taraftarıyım. intihara açık oy kullanıyorsa da yaptıklarının sorumluluğunu taşıyamıyor demektir. onurlu bir paşa olsun ve kendini yargıya emanet etsin diyorum.

    #564
  5. Yaşar SEFEROĞLU

    SUÇLU; TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKI.
    SUÇ ; Sevgiyi,emeği,demokrasi’yi,özgürlüğü koruyup kollamamak.
    SUÇ Tarihi; 12 EYLÜL.

    12 eylül 1980 öncesinde bağımsızlık,özgürlük, emek için mitingleri dolduran yüzbinlerce insan, 12 eylül sabahı aslına dönüştü,kimliksiz,kişiliksiz,itaatkar.Birkaç gün içerisinde toplanan yaklaşık 12.000 kişinin dışında olanlar,11 eylül’de hak arama mitingindeydi,12 eylül’de sivil kolluk gücü gibi çalıştı büyük bir çoğunluğu.Kimi, halen teslim olmamış olanları ihbar etti,kimi asker polis eşliğinde operasyonlara katıldı.Bu halk güce tapar,tapmaya da devam edecek.kenan evren yargılansınmı?yargılanırsa iyi olur ama,o bir simge.asıl darbenin kaynağını, uluslararası sermayeyi mecliste yargılayabiliyormuyuz!demirel ve daha mı az suçlu!ülkenin son 40 yılındaki acıların,soygunların başmimarlarındandır.bunlar küçük ayrıntılar,kaynağa bakmak gerek.beğenmeyip molla rejimi dediğimiz iran’da insanlar onca baskıya karşın sokağa dökülüyorlar.benim ülkem’de yalnızca cumhuriyet döneminde resmi üç müdahale olmuş,t.c. % 98 yurttaşlarında tıs… yok.evet,evren yargılansın.hem de ekibiyle birlikte.ama,1983′den sonra yönetim erkini elinde bulunduranlar da,12 anayasasını değiştirmedikleri için yargılansınlar.ben,kendimi yargılasam hangi suçlardan suçlu bulurum?sorusunu hep birlikte yanıtlamalıyız diyorum…

    #580

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle