Saclari Deli Coruh

Bilgi ve Aydın Kirliliği

17 Şubat günü, Kanaltürk’te Erdoğan Aktaş’ın sunduğu programda 5 tane konuk vardı ve genel anlamıyla İslamcılığı tartışmaktaydılar. 3 tane pro-islamcı, 2 tane de anti-islamcı siyasi görüşten insan vardı. (Dini anlamıyla değil, siyasi anlamıyla İslamcılık) Oturup izledim, ilk başta konuşma güzel ve saygı çerçevesi içersinde geçiyordu. Ta ki bir noktaya kadar. O nokta da şuydu:

Programın sunucusu, islamcılığı savunan yazarlardan birisinin, bir toplantıda sarf ettiği sözleri okuyordu. Bu sözlere göre, güya batı emperyalizminin esas düşmanı İslamcılıkmış, İngiltere İtalya, Fransa Atatürk’le İslamcılığı ezeceği konusunda anlaşmışlar ve tek kurşun atmadan yurdu terk etmişler. Düşünün ki, belli bir kesimin aydın olarak kabul ettiği birisi bunları söylesin. Bunlar tamamiyle sağdan soldan , hocalarından duyduklarıyla, okuduğu bazı boş beleş kitaplarla gaza gelip, çığırtkanlık yapan bir lise öğrencisinin sözlerinden farksızdı.

Bu ne kadar büyük bir cehalet? Nasıl bir tarih bilmemezlik? Diyecek söz bulamıyorum gerçekten çünkü o anda şoke olmuş durumdaydım. Bunları söyleyen de yaşını başını almış bir adam hani. Hiç mi Güneydoğu Anadolu’da Kuvay-ı Milliye savunmalarını okumamış? İngiltere’yi zorla askeri müdahale tehdidiyle yurttan attığımızı hiç bilmiyor? Pakistan’ın yardımları ve ayaklanma tehdidi dolayısıyla sömürge endişeleri olmasaydı İngiltere’nin çıkmaya pek de niyetli olmadığını kimse söylememiş mi? Yunanistan’a cephane ve diğer ordu mühimmatlarını İngiltere’nin verdiğini, Kemalistleri ezmek için Alman asıllı bir kralın yönettiği Yunanistan’ı maşa gibi kullandığını öğrenememiş miydi? İtalya’nın müttefikleri İngiltere ve Fransa gibi büyük payı alamadığı için küstüğünü, Ege’de kendisi yerine daha zayıf ve kontrolü daha kolay olan Yunanistan’ın seçilişi ve Alp bölgesinde istediği toprakları alamaması sebebiyle çekildiğini hiç mi bilmiyordu?

İşte dostlarım, yurdumuzu saran hastalık bu. Mamafih bu hastalık bir marifetmiş gibi ilerlemekte. Hastalık derken İslamcılığı kastetmiyorum. Bir insan islamcı, sosyalist, faşist, liberal vb. olabilir. Bunun yadırganacak bir tarafı yoktur. Gerçekten fikir özgürlüğüne inanan bir insan faşist de olsa, komünist de olsa, anarşist de olsa, ne olursa olsun fikirlerinden dolayı ona ‘’kötü’’ damgası vurmaz. Ben de vurmuyorum. Ancak bilmeden konuşmak ve halkı kandırmaya bu kadar hevesli olmak, tam anlamıyla işkembeden atmaktır veyahut hainliktir. Bunun başka türlü bir izahı yoktur.

Yurdumuzu saran tehlikenin adını koyalım, ‘’bilgi eksikliği’’ ve insanların ‘’bilmeden konuşmaya pek meraklı olmaları’’ dır. Daha sonra kapitalizme dair de bir iki kelam ettiler. Sosyalizmin kapitalizmin kardeşi olduğunu, kapitalizme İslamcılardan başka karşı çıkan olmadığını falan zırvaladılar.

Kolayca anlaşıldığı gibi, kapitalizm derken aslında, batı emperyalizmini kastediyorlardı. Yani kavram karmaşası yaşamaktaydılar. Bu da bu tür konulara tam anlamıyla vâkıf olamamalarından ileri gelmekteydi. Çünkü kapitalizmi tartışacak kadar ne siyaset, ne siyaset felsefesi, ne tarih, ne ekonomi bilgisine sahip değillerdi.

Uzun lafın kısası, ne tartışıyorsak tartışalım veya neyi savunuyorsak savunalım, bilinçli bir şekilde savunalım. Neyi savunduğumuzu bilelim. Dediğim gibi, faşizmi savunana bile sözüm yoktur, olabilir savunabilir, görüşü odur. Sistemi kötüleyebiliriz ama o sistemi savunduğu için bir insana kötü diyemeyiz. Yeter ki bilerek savunsun gerisi onun vicdani seçimidir. (Irkçılığı tenzih ediyorum) Fakat, Türkiye’deki köktenciliğin yarattığı aydın kirliliği, maalesef halkımızı zehirliyor geri dönülmez yollara sürüklüyor. Dünyadaki esas problem de bu genel kültür eksikliği sonucu uzmanlaşan dolayısıyle tüm insanlık tarihine yabancılaşan bir 20.y.y artık nesili. Yazık…

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Yorum Var “Bilgi ve Aydın Kirliliği”

  1. Gökhan GÜLDEMİR

    Yazınızı okudum,
    Yukarıda bahsettiğiniz programı ne yazık ki kaçırmış bulunmaktayım ancak yakın çevremden yankılarını duydum.
    Sanıyorum hemen akabinde (ya da öncesinde olabilir), Erdoğan AKTAŞ, Hamza Türkmen ve Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’nın katıldığı bir programa daha imza atmıştır.

    Hamza Türkmen isimli yazar, yukarıda belirttiğiniz üzere bu programda da Kuvay-i Milliyenin yokluğundan, Pakistandan gelen Milli Mücadele için ülkemize gönderilmiş yardımları Atatürk’ün zimmetine geçirdiğine kadar, asılsız iftiralarda bulunmuş ve hiç bir belgeye dayandıramamasına rağmen, sunucu Erdoğan AKTAŞ’tan inanılmaz derecede rabet görmüştür. Hamza Türkmen’in belgelere dayandırmadan yaptığı bu açıklamalara karşın, Prof Dr. Nurşen Mazıcı’nın tarihsel bilgisi ne yazık ki sunucu Erdoğan Aktaş tarafından kaile alınmamıştır. Üstelik Hamza Türkmen’in verdiği bilgilerin yanlış olduğunu Prof Dr. Nurşen Mazıcı defalarca belirtmesine rağmen sunucu Erdoğan Aktaş, Hamza Türkmen’e bu bilgilerin yanlışlığıyla ilgili hiç bir soru ya da baskıda bulunmamış aksine doğruymuş gibi davranarak programın devamını bu bilgiler ışığında devam ettirmiştir.

    Durumun bir diğer üzücü ve hayret verici yanı ise Prof Dr. Nurşen Mazıcı’nın konuşma süresinin, Hamza Türkmen’e göre oldukça az olmasıdır. Prof Dr. Nurşen Mazıcı neredeyse hiç bir konuşmasını tamamlayamamış, gerek Hamza Türkmen gerekse sunucu Erdoğan Aktaş tarafından ya reklam arası bahanesiyle ya da sözü tekrar Hamza Türkmen’e vererek sürekli susturlulmuştur. Erdoğan Aktaş’ın yüzünün sürekli Hamza Türkmen’e dönük vaziyette oturması ve böylece arkasını dönerek Prof Dr. Nurşen Mazıcı’ya yaptığı saygısızlık da ekranlara yansıyan bir gerçektir.

    Sözü geçen bu asılsız bilgiler ve itiraflarla dolu programın tekrarının, hemen arkasından gelen günde yine ana yayın saatleri olarak nitelendirilen bir saatte yayınlanmış olması da televizyon kanalının utanç verici bir izlenme oranı kaygısını ortaya koymaktadır diye düşünmekteyim.

    Saygılarımla.

    #377

Yorumlar

Arsiv

...  Add to Technorati Favorites  Google a Ekle