baklayı çıkarmak
İnsan CHP’nin çırpınışalarına baktıkça “her şerde bir hayır vardır“ı hatırlamak durumunda kalıyor! Ama “baklayı ağzından çıkarmak” deyimi, gelişmeleri anlamak bakımından daha yerinde bir ifade biçimi kanımca. Onur Öymen’in sözlerini, “Atam izindeyiz”li meclis merasimlerini CHP’nin histerisinin olduğu kadar, daha derin kimi gerçekliklerin ortaya çıkmasının büyük alametleri olarak da anlayabiliriz. Bir çok yerde değinilen, tartışılan konular oldu bunlar; gündem hızla değişiyorsa da bunlar bir ideolojik iflasın açık seçik işaretlerini gösterdiğinden, tam buraya kısa bir işaret koymakta fayda var, geç olmadan.
Onur Öymen’in tepkilere ve kınamalara neden olan sözlerine biraz sakinlikle bakıldığında, bu sözlerle sırf CHP’nin değil daha genel anlamda da bir devlet-toplum zihniyeti olarak formüle edilen “kemalizm”in tarihsel gerçekliğinin açıkca ortaya konulduğunu görüyoruz aslında. “Çağdaş” ve “modern” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne türden bir barbarlığın ürünü olduğunu anlamamızı olanaklı kılan sözlerdir bunlar. Evet, devlet budur, 38′de de analar ağlamıştı, 15′te de ağlamıştı, bugün de analar ağlıyor; devlet, bu gözyaşlarının üzerinde yükseliyor ve yükselmeye devam ediyor. Barış‘ın savaş’tan zor olmasının bize özgü nedenlerinden birisi ve belkide başlıcası, bu olsa gerek. “Analar ağlamasın“ın hamasi tartışmalar dışındaki gerçek siyasal karşılığı, devletin ve kurucu ideolojisinin aşılmasında, dönüştürülmesinde karşılığını buluyor çünkü.
Şiddetli çıkışların ve nefret söylemlerinin ayyuka çıkması bu sebeple gündeme geliyor. CHP’nin histerisi, bu yanıyla, sırf bir parti olarak tükenmişliğini değil, aynı zamanda bir zihniyet biçiminin de artık her yaptığı ve söylediğiyle kendi kendini ele veren bir noktaya geldiğini gösteriyor. “Şer”deki “hayır”ı bu şekilde anlayabiliriz.
“CHP, kendisiyle yarışıyor. Hitap edeceği yer, yaptıklarından sonuç almayı umduğu yer, “kitle isterisi” olduğu için, kendisi ancak “isteri” (hysteria) gibi kelimelerle anlatılabilir bir davranış içinde. Kadrosunda bu üslûbu başarıyla üretebilen değerli elemanlar da var. Böylece, temsil ettikleri her şeyin trajikomik sonunu da ilân ederek, devam edip gidiyorlar.”
Öymen’in sözlerinde dile gelen, hiç sağa sola çekiştirmeden belirtebiliriz ki, cumhuriyet Türkiyesi‘dir. Kan ve gözyaşıyla dolu bu gerçeklik yıllarca bir çok şekilde dile getirildi, getirilmeye çalışıldı; iktidarın ve şiddetin kendisi kadar, onun karanlık gerçekliğini dile getirmeye çalışanlar da aynı iktidarın şiddetine maruz kaldılar yıllarca. Devletin ve resmi ideolojinin ne mene bir şey olduğu, yaşama nasıl bir vahşetin sokulduğu, bir zihniyet biçimine dönüştürülerek bu tarihin nasıl sıradanlaştırıldığı hep söylendi; fakat bunlar “dahili ve harici düşmanların bedbaht ithamları” olarak karalanıp duruldu, dile getirenlere bir şekilde ağır bedeller ödettirildi. Şimdi ise, cumhuriyet rejimi bir savunma refleksi içinde, kendi anlam dünyasının içinde kemikleşmiş kalifiye elemenlarının dilinden bu gerçeklikleri itiraf ediyor. Merdi kıpti şecaat arzederken sırkatin söylüyor!
Öymen’in sözleri malumun ilamı olduğu kadar, tarihini hatırlatırken kendisini ele veren bir itirafında ortaya çıkmasıdır aslında. Öymen, bu yanıyla, devlet iktidarının gerçekliğini, resmi söylemin kendi olağan dili içinde tek kalemde göstermiştir.
Ağızdan çıkan bakla, Fikret Başkaya’nın yıllar önce “Paradigmanın İflası“yla gösterdiği şeydir. Derinleştikçe sahiplerini travmatik davranışlara sürükleyen bu iflastır en başta. AKP, bu iflastan yararlanmak üzere siyasal iktidara yerleşmiş durumda, kendileri aracılığıyla siyasal sistem “krizi fırsata dönüştür“mek derdinde, ama tarihle yüzleşmeksizin ve hesaplaşmaksızın. Meclisin baştan sona ikiyüzlülük sahnesi halinde olmasının sebebi bu.
Öymen’e gösterilen tepkiler, kınamalar artık bu paradikmatik iflasın daha geniş çevrelerde algılandığını ve anlaşıldığını gösteriyor. Tepkiler bir yanıyla tamamen anlaşılır, maruz kaldığı vahşeti açıkca sıradanlaştıran ve olağanlaştıran bir dilden rahatsız olmamak ve buna tepki göstermemek imkansız elbette. Fakat nasıl olmuşturda bu rahatsızlık yıllar yılı ertelenebilmiştir, yıllarca görmezden gelinebilmiş ve dahası şimdi Onur Öymen’in dile döktüğünde tepki gösterilen o zihniyet içinde barınılabilmiştir? Bu noktada, bir kez daha, resmi ideolojiyle hesaplaşmanın aynı zamanda bir toplumsal yüzleşme meselesi olduğu gerçeğiyle de karşılaşıyoruz aslında.
Bu yanıyla örneğin aleviler, belkide Öymen’e gösterdikleri tepkiler kadar o zihniyeti ayakta tuttukları kendi tarihleriyle de yüzleşmek üzere bir hesaplaşmaya girişmek durumundadırlar. Kendimizle ve dolayısıyla bizim olduğu söylenen tarihle yüzleşebildiğimiz ölçüde belki de gerçekten acılarımızı sahiplenebileceğiz, samimiyetle sesimize sahip olabileceğiz.
Bu durum toplumsal bir sorunu, “türk kimliği dersi başlangıç sorusu“nu ister istemez getirecektir gündeme. Kıvanç’ın dediği gibi;
“Altında yaşamaya mahkûm edildiği onur ve umut kırıcı baskıya rağmen ‘Türk milleti’nin bugüne kadar devlete nasıl olup da böylesine bağlılık gösterdiği, öyle iddia ediyorum ki, bizi toplumsal meselelerimizin anahtarına kavuşturacak temel sorudur. Çünkü cevabı koca bir toplumun haleti ruhiyesini, zihniyetini belirleyen sihirli özün büyüsünü ortadan kaldıracaktır. Bu büyü kalkmadan da bu toplum ergenlikten yetişkinliğe asla geçemeyecek.”
Öymen’i baklayı ağzından çıkaran kişi olarak anlamaya başladığımızda, artık gerçek bir yüzleşme kaçınılmazlığı da kendini gösterir. Mecliste ibret vesikası halinde izlediğimiz “Atam İzin”deyizcilerin gösterdiği şey de kendilerine rağmen, budur: Ata’nın mirasına sahip çıkmak, hiç de öyle “çağdaşlaşmak“, “muassır medeniyetler seviyesine çıkmak” gibi klişelerden ibaret bir konu değildir. Cayan Demirel’in “38 Dersim” belgeselini izleyenler, mirasın aynı zamanda neleri de beraberinde getirdiğini göreceklerdir. Öymen’in sözleri, bu gerçekliğin itirafıdır, ancak itiraf bize yine de gerçeği söylemez; aksine acıları devletin yüce bekası adına meşrulaştırmaya çalışır. Cayan Demirel’se bize, “tarihsel söz”ün söyleme imkanı bırakmadığı acıları, gözyaşlarının gömüldüğü sessizliklerdeki söylenmemiş sözleri hatırlatır.
“Kutsal ideoloji” aslında kendisini var eden sözü tekrarlıyor ve bir kez daha “söylenmemiş olan sözü” boğmaya çalışıyor bu yolla. Bundan kurtulmanın yolu ise, kendi başına ‘tarihe kulak vermek‘ten geçmiyor; “söz”ü yerinden etmek, “söylenmemiş sözleri işitmek” gerekiyor aksine. Tarihle yüzleşmek, bu yanıyla herşeyi yeniden öğrenmek anlamına gelecektir.
Enver Gülşen “Dersim ve Onur Öymen’in Vicdanı” yazısında, haklı olarak “asıl Öymen’in söylediklerine şaşırmamıza şaşırmamız gerek“tiğini söylüyor. Çünkü gerçekten, bunca yıl ve bunca olayın üzerine, nasıl olmuştur da resmi ideoloji süregidebilmiştir, düşünmemiz gerektir bunu. Yine de bu şaşkınlık bir anlama geliyorsa eğer o da, “resmi tarih”in artık kuşkuyla karşılanıyor oluşudur. Belki geç kalınmış bir şaşkınlık, ama yine de bir imkanın başlangıcı olabilir.
Artık saklanmayı bile beceremeyen CHP’nin ve kendi travmatik gerçekliği ile karşılaşmaya hazır olmayan “kemalist” kesimlerin durumu bu bakımdan (yine Gülşen’in değişiyle), aslında hayra alamet olarak anlaşılmalıdır.
Açık ki, artık tarihle yüzleşmeden temiz kalabilmenin, hesaplaşmaksızın vicdandan, kardeşlikten, özgürlükten sözedebilmenin ve toplumsal sorunların çözümünün sahici bir olanağı yok.
_________
*edit: seviyesiz siyaset‘teki yazıyı sonradan farkettim, eklemek isterim. mecliste olan bitenleri bir “genel bakış” halinde görmek ve değerlendirmek için bkz.

Merhaba kacakkova;
(…)
Bizi kamyona doldurdular.
Tüfekli iki erin nezaretinde.
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular.
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
Tarih öncesi köpekler havlıyordu.
(…)
Cemal Süreya’nın şiirinden…
http://www.dersimnews.com/Kultur–Sanat/318-38in-Tanigi-Bir-Sair_-Cemal-Sureya.html
Sevgilerimle
atilla selam,
demin yıldırım türker’in yazısında gördüm bu dizeleri, cok etkileyici gerçekten, konunun üstüne de geldiginden o dehset duygusunu oldugu gibi hissettiriyor, belki de tartışmayı en iyi anlamanın yolunu sağladın bu dizeleri getirmekle….
türker’de “sonunda baklayı çıkardılar” demiş bugünkü yazisinda….
“Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol.”….
sevgiler.
Selam
Yıllarca chp’yi sol diye yutturdular bize.Şeriat korkusu,bölünme korkusu aşıladılar.Mazlum uluslara yol gösterici olduk masalı ile avunduk…İnsanlardan örgütlenme özgürlüğünü alırsanız her söylediğinize inanırlar bir zaman sonra.
Sevgili Kacakkova ve Göksel,
Dersim meselesi yüzünden, Kılıçdaroğlu-Öymen çatışması ve bu çatışmada Baykal’ın pozisyonu(Öymen’e arka çıkması!) acaba, CHP içinde geleceğe dönük bir “iktidar” mücadelesinin işareti mi? Ne dersiniz?
Chp’nin içinde bir iktidar mücadelesi olduğu ortaya çıkıyor.Kılıçdaroğlu,Gürsel Tekin yakında bayrak açarlar.
atilla selam,
haberleri izlemedim, bu çatısmanın olmasi muhtemeldir, ama ne kadar derinleşir biraz muğlak görünüyor….kılıçdaroglu, pek öyle bir çatısmanın tarafı olacak bir adam gibi durmuyor nedense….bu noktada asıl mesele baykal’ın elinin öymen’e sahip cıkmak zorunda olması, beliren çatlak daha uzun vadede derinleşecek bir iktidar mücadelesinin işaretidir büyük olasılık….gerci göksel’in dedigi gibi kılıçdaroglu”nun yanında yer alacak isimler olursa, şimdiden bayrak açmalar falan da olabilir tabii…muhalefetin eliyle beslenen, ordan gelen paslarla sürekli gole giden bir iktidar partisi olma sansi da akp’ye düsüyor “yalnız ve güzel ülkemizde”….
Basında bu dersim haberleri üzerinden bir bölünme var. Mutlak biliyorsunuzdur bir de yargı/telefon dinleme skandalları var Türkiyede.
İnternet siteleri, haber programları ikili gündemden birini tercih ediyor. Diğerinin haberi ise önemsenmiyor. Dersim gafı telekulakın muadili olmuş gibi. Yandaş medyanın ve hükümetin bu konuda alevi oyları konusunda bir şark kurnazlığı yaptığı, telekula skandalının üstünü örtmeye çalışmasını, gündemi soğutmasını anlamak mümkün. Fakat demokratik bir platform olan burada bile tercihin sadece bir gündeme dönük olmasını nasıl açıklamak lazım onu düşünüyorum.
Sen neymişsin be Dersim.Anlı şanlı sözde balon politikacıları, bir anda pörsümüş lastik balonlara döndürüp havalarını aldırdın.Burada önemli olan nokta şu;iki tane gurup var,biri diğer partiler gibi herşeyi politikaya alet edip halkı kandıran Chp,diğeri bu ortaya çıkan durumu Atatürk’e saldırmak için kullanan Atatürk düşmanları.Dersimde katliam olmuş, bunu Atatürk yapmış falan filan,…Burada sorarım;herkese göre sosyal adalet düzeninin sağlanması için feodalitenin yıkılması gerekir deniyor.Ağa,şeyh,şıh gibi yüzlerce yıl önce yokolması gereken sömürücülerin direncinin kırılması ve herkesin eşit konuma gelmesi gerekir deniliyor.Bunun yapılması dünyada nasıl olmuş örnek verebilecek kim var acaba?Bu feodalite dünyada yıkılırken neler olmuş?Tabi burada kötüye örnek göstermek istemeyiz.Fakat gerçekler acıdır,acılar da gerçek.Zaten bunu herkes bilmesine biliyor da bu abd rüzgarı ile şişirilmiş demokrasi balonu ortaya konuluyor.Atatürk’e saldırmak için katliam yapıldı şöyle böyle oldu,vahşettir deniyor.Olayı sadece kürtlerin katline kadar vardıranlar var.Tek kelimeyle saçmalık.