Anlayış
Kendimizi anlamak, başkalarını anlamak mümkün mü? Bütünüyle değilse de kısmen mümkün. İşte o kısmen anlayış hayat kurtarmaya, demokrasiye, dostluğa, yöneticiliğe, sanatçılığa, komşuluğa, yoldaşlığa, öğrenmeye, öğretmeye yeter de artar. Birarada rengâhenk yaşayabilmemizin koşulu birbirimizi kısmen anlayabilmek demek ki. Kısmen de olsa biz Türkiyeliler birbirimizi anlayamıyoruz demek ki. Türkiye’nin veya diğerinin ahvâline bakınca bu görünüyor.
Neden?
Çünkü zor! Çok zor!
Peki neden zor?
Birini anlamamız için, en ilkel yolla, onun durumuyla, şimdiki durumumuz yahut önceki durumlarımız arasında karşılaştırmalar yapmamız veya benzerlikler bulmamız gerekiyor. Öf! Ne çok iş. Bir kere karşımızdakinin durumunu doğru çözümlememiz gerekiyor. Dahası çözümlemeyi bilmemiz gerekiyor. Oysa biz çözümlemekten çok yakıştırır veya yaftalarız.
Hadi çözümledik ve karşımızdakinin durumunu tanımladık diyelim. Sonra kendi benzer durumumuzu hatırlamamız gerekiyor. Oyy oy! Bu öncekinden daha zor. Çünkü biz toplum olarak bir nevi alzaymır hastasıyız. Başbakanın bakanına dün çektiği fırçayı unutur, bakanın bugün ‘aslında başbakınımla aynı fikirdeyiz’ demesine inanırız. Eğer inanmayacak olsak, bakan niye söylesin bu lâfı. Ha yani! Kişiler unutkan toplumdan nasıl münezzeh olsun. Karşımızdakinin durumuna benzer durumu nasıl hatırlayacaz? Anlama pilanı iptal.
Hadi, hatırladık ve karşımızdakinin derdini hissettik, sezdik diyelim. Bunu nasıl ifade edicez? İfade edemediğimiz, aktaramadığımız bir şeyi anlamış sayılır mıyız acaba? Çözümleyen, hatırlayan bir zihinin aktarabilmesi de gerekiyor değil mi? Ne ki yanlış anlaşılma/anlaşılamama riski çok yüksek. Zira etrafımız yaftacı, belleksiz amigolarla dolu. Ya birini anladığımız için bizi terörist, vatan haini, satılmış olarak damgalarlar yahut çocukları kışkırtıp sırtımızdan vurdurturlarsa? Birini yahut birilerini anlamanın bedeli çok ağır olabilir yani. Birini anladığımızı ifade edemezsek o anlayışın zaten ne kıymeti harbiyesi olabilir? Anlama pilanı gene çöktü.
Türkiye maalesef anlayışın olmadığı, anlayış sahiplerinin tehdit altında olduğu bir ülke.
Kürtleri anlamak teröristlik. Ermenileri anlamak satılmışlık. Arapları anlamak yalakalık. Rumları anlamak ihanet. Yahudileri anlamak geri zekâlılık. Kadınları anlamak kılıbıklık. Çocukları anlamak delilik. İşçileri anlamak bölücülük. Esnafı anlamak kışkırtma. Çiftçiyi anlamak geri kalmışlık. Eşcinselleri anlamak ibnelik. Hayvanları anlamak kokoşluk. Ağaçları anlamak angutluk. Müslümanları anlamak mürtecilik. Yoksulları anlamak popülistlik. Çiftçileri anlamak feodallik vs.
Ama muktedirler korkmasın! Çözümleyici kafa yerine ezberci kafalar yetiştirerek ve toplumu belleksizleştirerek anlayışlı insan sayısını bayaa bi düşürdüler zaten. Geriye kalanları da çocuklara öldürtürler bu iş biter gider.

Çok güzel Cüneyt Uzunlar, aynen katılıyorum. Ve ekleme yapıyorum,
Atatürkçüleri anlamak faşistlik!
Saygılarımla
hosgoruyu de unutmamak lazim. bazen baskalarini anlamayabiliriz, bu sorun degil. onemli olan anlamasak veya anlayamasak bile onlara hosgoru gostermektir. bunun icin de ozguven gerekir.
Patronları, diktatörleri, sultanları, güçsüzlük karşısında güç bulanları anlarım anlamasına da ne anlayış gösterebilirim ne de hoşgörü onlara; bize uzak Allah’a yakın olsunlar… (Atatürk’ü kastetmiyorum)
Kimse kimseyi anlamak ya da kimse kimsenin inandığını doğru bilip kabullenmek zorunda değil de, eksik olan en büyük davranış, yazık ki “Saygı”…
Zorundalık zorunda değil elbet fakat içtenlik zorunda, içtenlikle anlamak zorundayız beraber yaşamak için…
Ayrıca anlamak, yaklaşmak, temas etmek kabullenmek niye olsun?
Ayrışalım ama ayrışmamıza rağmen birarada olabilelim fena mı?..
Ayrışıp birbirimizi boğazlayacağımıza…
Sevgili Cüneyt yanlış anlaşılmasın
Kimse kimseyi anlamak zorunda değil derken ifade edemedim sanırım. Uykulu halin bana yaptırdığı bir yorumdur o
Elbette ki anlamaya çalışmalıyız karşımızdakini. Belirttiğin gibi zorakilik değilde, içtenlik şart. Ama benim son zamanlarda yorumlarda yapılan saygısızlık canımı çok sıkıyor açıkçası “İnandığıma inanmıyorsan 5 para etmezsin sen” tavırları hiç hoş değil. Saygı her şekilde olmak zorunda…
Bu yüzdende “anlayamıyorsak şayet, saygıyı duymak zorundayız” dedim…
Dedim ve bitti
Saygı, Sevgi Ve Dostlukla…
Mesaj alınmıştır saygıyla karşılanmıştır